Sonra ne değişti? Aslında hiçbir şey. Ama Baykal "kendini vazgeçilmez" sayınca ve daha da kötüsü etrafına toplanan bir küçük grup "Bu iş sensiz yürümez, parti batar" deyince "yeniden aday olmaya" karar vermişti. Bu büyük bir yanlıştı. Baykal son anda bu yanlıştan vazgeçerek onurunu kurtardı.
Oysa eğer Baykal bir gün önce "aday olacağını" söylemeseydi, dün Kurultay Salonu'na gururla girecek, parti bayrağını kendisinden sonra yöneteceklere onurla teslim edecekti. Partinin bundan sonraki manevi lideri olacaktı.
Oysa dün herhalde Baykal'ın en acı günüydü. Bir ay öncesine kadar peşine takılan partililer Baykal'ı yuhalıyor, koca salonda bozuk paralar havalarda uçuşuyor, Baykal resimleri ortaya çıktıkça protestolar artıyordu.
İnanıyorum ki Baykal salona hiç gelmeden aday olduğunu açıklasa da seçimi kazanırdı. Çünkü bütün o protestolara rağmen delege yapısı hâlâ Baykal'dan yana. Demek ki Baykal da böyle bir zaferin hem kendisini hem partisini iyice dibe çökerteceğini gördü. Yine de "Geç kalan sağduyu" için Baykal'ı kutlarım.
Bu satırlar yazıldığında CHP'nin yeni Genel Başkanı henüz belli değildi. Ancak açıkçası bir şey farketmez. Çünkü CHP bu mücadeleden, umarım ki demokrasi kurallarına uygun biçimde çıkar, liderlik için yarışanlar ipi göğüsleyeni kucaklar ve CHP yeni ufuklara yelken açar.
CHP Türkiye'nin en eski partisi. Türkiye'nin CHP'ye daha çok ihtiyacı var. Bunu önce CHP'nien görmesi ve kendine güvenmesi gerek.
Bilgisayarda ziyan olan e-mail'ler
Elektronik posta ile mesaj gönderenler bilir, bunlara mutlaka cevap vermeye çalışırım. Arada cevaplayamadıklarım elbette olmuştur.
Ancak bir ay önce gazetedeki bilgisayarımda bir arıza oldu. E-mail'leri alamamaya başladım. Teknik servisteki arkadaşlar arızayı gidermek için çalıştı. Bu arada kullandığımız sistemde yenilik yapıldı.
İşte bu sırada 1000'e yakın e-mail bir hata sonucu benim bilgisayarıma aktarılamadan kayboldu. Kurtarabildiklerimizi okudum, bir kısmını da cevaplamaya çalıştım.
Ancak çok sayıda birikmiş olması, bir o kadarının da kaybolması beni çok sıkıntıya soktu. Bu nedenle mesaj geçen ve buna olumlu olumsuz bir karşılık alamayan okurlardan özür diliyorum.
Bu arada mesaj gönderenlerle ilgili üç noktaya dikkat çekmek istiyorum.
1- Bir grup okuyucu, seçimlerden önce "Oy kullanmamak demokrasiye aykırıdır" görüşüme karşı çıkıyor. Diyorlar ki "Amerika'da oy kullanma oranı çok düşük, buna rağmen kimse çıkıp da demokrasinin yara aldığını söylemiyor."
Evet düz mantıkla bakınca doğru. Ama benim o yazılardaki kastım, daha çok "oy kullanmayın" çağrılarına yönelikti. Tabii ki dileyen oyunu kullanmayabilir o da bir tepkidir. Ama bir tepkiyi toplumsal hale getirme çabaları doğru değil.
2- Merve Kavakçı ile ilgili Anneler Günü'nde yazdığım yazıya da belli çevrelerden sistemli biçimde mesajlar geldi. Hemen hepsinde basın suçlanıyor ve çocuklarının okulundaki protestoların kasıtlı olduğu ileri sürülüyor. Ancak şu gerçeği herkes atlıyor. TV kameraları okulda beklemiyor, Merve Kavakçı'yı izliyordu. Kavakçı kameraları göre göre okula gidiyorsa bunu şov amacıyla yapmış demektir. Önemli olan hiçbir şeyden habersiz iki küçük çocuğun içine düşeceği psikolojik durumdur. Bir annenin bunu hesaplaması gerekti.
3- Siyasal İslâm'cılar nedense eleştiri ile küfür ve hakareti karıştırıyor. İlginç olan küfür ve hakaretlerin tamamının "cinsel" kökenli olması. Üstelik öyle bir hayal gücü ile yazıyorlar ki şaşırıyorsunuz. Bu kesimin aklına, beğenmediği her konuda sadece "sapık cinsel kavramların" gelmesi herhalde sosyologlara engin bir araştırma olanağı yaratır.
Çift kaşarlı tost
Size çok güldüğüm, sonra da "Nasıl oluyor böyle şeyler" diye üzüldüğüm bir olayı nakletmek istiyorum.
Antalya Havaalanı'ndayız. Uçağın kalkmasına bir saat var. Canımız tost yemek istedi. Büfeye gittik, "Tost istiyorum, çift kaşarlı olsun" dedim. Tezgahtaki genç kız "Kaşarlı yok, karışık var" dedi. "Nasıl karışık?" diye sordum. "Sucuk kaşar karışık" cevabını aldım. "Ne farkeder, sucukları çıkarırsınız" diye üsteledim. Bu sırada arkamda bekleyenler gülüşmeye başladılar.
Tezgahtaki kız ise biraz düşündü ve "Ama bizde tostlar paket içinde" diye itiraz etti. Merak ettim "Şu paketleri görebilir miyim?" diye sordum. Gösterdi. İçinde kaşar ve sucuk olan hazır tostlar naylona sarılmış. "Tost yaparken bunları açmayacak mısınız?" diye gülerek sordum. Kız da "Evet ama siz çift kaşarlı istiyorsunuz" demez mi?
Ben gülüyorum, sıra bekleyenler gülüyor. "Peki" dedim. "O zaman siz bana 4 tane karışık tost verin." Kız tostları verdi, paketleri açtık, sucukları çıkardık, iki tosttan aldığım kaşarı diğer iki tostun içine koydum. Sonra uzattım, "Şimdi bunları yapın" dedim.
Tezgahtaki kız biraz kızardı ve "Vay canına, iyi usul buldunuz vallahi" dedi.