kapat

23.05.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
I H Y
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ZEYNEP GÖĞÜŞ(zgogus@sabah.com.tr )


Asena tekeli

Her şeyi geride bırakamadım, ama çok kısa bir süre için de olsa kavuştum Akdeniz türkuvazına. Erken sabah sessizliğinde dalgalar usul usul kumsalı okşarken, tarihe karşı koyuşları düşündüm. Tarihe direnenler muhafazakarlar mı, yoksa devrimciler mi? Belki her ikisi de.

Muhafazakar değişime direnerek tarihin yenilenmesine karşı koyar; dolayısıyla da tarihe karşı çıkmaktadır. Devrimci ise tarihin dayattığı değişmezlikleri yenmek için yola koyulur. John Berger'in sözüyle, insanlar ne zaman ki tarihin nesneleri olmayı bir kenara bırakırlar, işte o vakit tarih zamanı tekeline almayı bırakır.

Sahilde deniz kabuğu toplarken geride bırakmadıklarım arasında kurt kafasına benzetilen o işaret de var. Ne yazık ki kurt simgesinin toplumdaki genel algısı çoktan beri Asena değil. Cumhuriyetin ilk döneminde liseli gençlerin üniforma kasketlerini süsleyen amblemi anımsatmıyor artık o işaret: Bir taraf için Türklüğüyle gurur duymanın simgesi ise, çoğunluk için duvarlarda "kana kan intikam" yazan 80 öncesi günleri çağrıştıran bir korku saçıyor.

Bu arada olan, parti tekeline giren efsaneye oldu. Ne yazık... Asena ya da Afrodit fark etmez, kendi haline bırakıldıklarında efsaneleri severim ve küçümsemem.

Kemer'in kıyıdan yükselen dağlarına sırtınızı verip Akdeniz'e baktığınızda içinizi başka hiçbir yerde olmadığı kadar engin bir dinginlik sarar ve "Ben hep burada olmak istiyorum" duygusuna teslim olursunuz. İşte o anlarda, eskiden nerelerde olduğunuzu düşünürsünüz.

Halikarnas Balıkçısı, Azra Erhat ve Bedri Rahmi ile çıkılan Mavi Yolculuklarda da hep bu aynı sorunun rüzgarıdır yelkeni dolduran.

O rüzgar, etnik milliyetçiliğe karşı Anadoluculuk denilen yaklaşımı getirmiştir bize. Buna da en çok Yunanlılar kızmıştır, Türkler onlara ait medeniyetlerin torunu ilan ettiler kendilerini diye.

Büyük Okyanus'tan Akdeniz'e geçen iki bin yıllık zaman ve katedilen binlerce kilometrelik mesafede zaman ve tarih birbirini kovaladıkça çekik gözler yuvarlanmış, çıkık elmacık kemikleri şekil değiştirmiştir. Son durak Anadolu'da biraz daha karışılmış ve kaynaşılmış, ama daha çok birlikte durulmuştur mevcut olanla.

Akdenizlilik ise Karadenizlilikten öteye gidemeyen, hatta belki de modern Türkler'in bilincinde ikincisinden daha zayıf bir kimliktir günün Türkiyesi'nde.

Efsanenin etnik ve siyasi sahibi olan yerde, Türkiye coğrafyasını paylaşan insanların "Ben kimim?" sorusunu sormak için Akdeniz'e kadar uzanmalarına gerek yok aslında.

Önerim, efsane üzerindeki tekelin kaldırılmasıdır: Tarih zamanı tekeline almasın... Bu Pazar ben kim miyim? "Turistik" sebeple Akdenizliyim, pek çoğumuz gibi.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır