28 Mart 1999 tarihli The Independent on Sunday gazetesinden bir başlık: "İşçi Partisi seçim kampanyası okulu kurdu." Rachel Sylvester yazıyor:
"İktidardaki İşçi Partisi, seçimler için kolları sıvadı. Kuzey Londra'da kurulan okula katılmaya hak kazananlara; kapı kapı dolaşarak oy toplama (canvassing), üye kaydetme, konuşma metni yazma ve medya ilişkileri konusunda ders verilecek. Başvuru yapan 1.000 kişiden 30'u okula kabul edilecek. 1 yıl sürecek eğitimden sonra, mezunlar ülkenin her yerine dağılarak görev yapacak. Tony Blair, Gordon Brown ve Peter Mandelson gibi parti yöneticileri de dersler verecek. İşçi Partisi, 1997'de 405 bin 238 olan üye sayısının, Şubat 1999'da 393 bin 754'e düşmesinden sonra bu atağa kalktı."
Dünkü CHP kurultayına uğradıktan sonra bu haberi okudum. Sonra kurultayda geçirdiği birkaç saati düşündüm:
Salonda büyük bir gerginlik var. Seçim sonrasında istifa eden Deniz Baykal'ın aday olup olmayacağı belli değil. Kürsünün sağındaki tribünlerdeki bir grup Baykal'ın posterini açmaya kalkıştığında gerginlik artıyor. Divan Başkanı salona hakim değil. Kartlarını alamayan delgeler isyanda. "Baykal gelirse bu kurultay karakolda biter" diyenlerin sayısı oldukça fazla.
Kurultay bir gün sürecek. Ama saat 13.00 olmuş, hâlâ adaylar belli değil. Delegeler sabırsız. "10'a yakın aday olduğu konuşuluyor. Hepsi tek tek çıkıp konuşacaklar da biz de oy vereceğiz. Ama öğlen oldu, daha ortada bir şey yok" diye homurdanıyorlar.
Ahbap-çavuş ilişkileri
Baykal'a yakınlığıyla bilinen Parti Meclisi üyeleri bir bir dışarı çıkıp, az sonra geri dönüyorlar. "Deniz Bey salonun havasını soruyor. Gelip gelmeyeceğine henüz karar vermedi" yorumları yapılıyor. Az sonra Adnan Keskin tekrar kalkıp dışarı çıkıyor. Baykal seçim öncesinde ahbap-çavuş kapitalizmi (crony capitalism) motifini işlemişti. Teşvikleri, otoyol ihalelerini, geceyarısını banka pazarlıklarını eleştiriyordu. Haklıydı da... Ama CHP kurultayında "gel.. gelme.." üzerine yapılan kararsız görüşmeler de "ahbap-çavuş partisi" izlenimini veriyor.
Saat 14.30'a doğru Baykal'ın kurultaya gelmeyeceği belli oluyor. Aday sayısı 9. Sonra 8'e düşüyor. Salonda yaklaşık 1000 delege var. Aday başına 125 delege... Tamam, demokratik bir görüntü ama adaylık için en az 58 delegenin imzasının gerektiği düşünülürse, "aday enflasyonu" görüntüsü daha ağır basıyor.
- Deniz Bey, adaylıktan neden çekildiniz?
- Adaylığımın bir gerginlik konusu haline dönüştüğünü gördüm. Partiyi rahatlatmak istedim. Önünü açmak istedim. O anlayışla aday olmadım.
- Salondaki hava kararınızda etkili oldu mu?
- Partinin içinde ve kamuoyunda, adaylığım konusunda bir tedirginlik olduğunu gördüm. Benim bekleyişlerimin, düşündüğümün tamamen tersi bir durum bu. Onun üzerine aday olmayayım ve kurultay rahatlasın diye düşündüm.
- Kararınızı bugün mü verdiniz?
- Başlangıçta çekilme kararı vermiştim zaten biliyorsunuz. Ama bir ara o dağınık tabloyu toparlamak için "Acaba bana bir görev düşer mi" diye ilgiyle izledim. Baktım tam tersi bir tablo ortaya çıkıyor. Onun üzerine arkadaşlarımın girişimini kestim, engelledim.
Yeni bir vizyon...
Baykal'ın kararının ardından "Kim kazanır" yorumları da değişiyor. Akşamüstüne doğru şans verilen isimler Altan Öymen, Murat Karayalçın ve Hasan Fehmi Güneş. Kim kazanırsa kazansın görevi belli: Yeni bir vizyon, yeni bir program için CHP'ye uygun bir tartışma ortamı yaratmak...
3 Eylül 1998 tarihinde Pelham Research adlı bir araştırma kuruluşu İngiliz İşçi Partisi hakkında bir rapor yazmış:
1945-51 ve 1964-70 arasındaki İşçi Partisi iktidarları İngiltere'yi bir refah devleti haline getirmek için önemi adımlar attı. Ulusal Sağlık Servisi (NHS), yoksullara gelir desteği, çocuk yardımı, yaşlılara yüksek emekli maaşı gibi... İşçi Partisi 80'lere kadar sendikaların desteğiyle geldi. Ancak verimlilikle paralel olmayan ücret zamları ülkeyi ekonomik sıkıntıya soktu. İngiltere Thatcher'lı yıllarda başta özelleştirme olmak üzere yeni bir atak yaptı... Parti Blair'le tekrar iktidara geldikten sonra Demiryolu Sendikası Başkanı, "Özelleştirilen demiryollarını kamulaştıracak mısınız?" diye sordu. Aldığı cevap şuydu: "Bunu yapabilmek için 7.3 milyar dolar ödememiz gerek ve bu paranın tek kuruşu bile yatırıma gitmeyecek." Blair Ekim 1997'de büyük bir sendika kongresinde yaptığı konuşmada işçi liderlerine çattı: "Saati geriye doğru ilerletemezsiniz..."
Sendikalarla gönül bağlarını kopartan İşçi Partisi, iktidarını sürdürmek için yeni arayışlar içinde. Seçim kampanyası okulu bu arayışın küçük bir parçası. CHP de artık çizgisini, tavrını netleştirmek zorunda. Dün bir TV'ye yorum yapan gazetecinin tespiti doğruydu: "CHP özelleştirmeden yana mı, değil mi... Bunu bile net olarak bilmiyoruz."
CHP'de yeni genel başkanın işi çok zor. Çünkü başarısına sadece CHP'nin değil, Türkiye'nin ihtiyacı var.
TAYFUN DEVECİOĞLU