kapat

07.05.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
I H Y
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Prof. Dr. BAYRAKTAR BAYRAKLI(bayraktar.bayrakli@sabah.com.tr )

Hayat hakkı -II

Şirkten sonra en büyük günahlardan biri ve en ağır olanı, insan öldürmektir. Yüce Allah, insan öldürmenin çeşitli tarzlarını Kur'an'da ele almış ve o tarzlara göre de cezalarını belirlemiştir.

1- "Yanlışlıkla Olması Dışında Bir Mü'minim Bir Mü'mini Öldürme Hakkı Olamaz." (Nisa 92)
İnanan bir insanı, inanan bir insanın kasten öldürmemesi gerekir. Kasten bir cana kıyanlara Yüce Allah, dört çeşit ceza uygulanabileceğine işaret etmektedir.

a) Sebepsiz yere ölüm olayını gerçekleştirene, cana can cezası, yani kısas uygulanabilir.

b) Diyete zorlanabilir.

c) Affedilebilir (Bakara, 178)

Bu üç türlü cezanın uygulanmasını, ölenin varisleri tercih edecek ve kadı da hükmünü verecektir.

d) Sebepsiz yere kasten bir adam öldürmenin ahıretteki cezası, cehennemde ebediyyen kalmaktır." (Nisa,93) Dördüncü ceza şeklinin tercihi yoktur. Sebepsiz yere kasten kan akıtan insan, öteki dünyadaki cehennemini oluşturmakta, akıttığı kanı ateşe dönüştürmektedir. Sebepsiz yere veya küçük bahanelerle insan kanı akıtanlar, bu dünyayı da cehenneme çevirmektedirler. Düşmanlık duyguları, kin ve nefretler insanların bu dünyada kurdukları kan cehenneminin yakıtı olmakta, durmadan bu cehennem ateşine üfürülmekte ve üzerine körükle gidilmektedir. Gökyüzü, sebepsiz yere ölümlerin ahı ile çınlamakta akan kanlar yeryüzünde ırmaklara dönüşmektedir.

Aslında insanın iç alemindeki nefis, şeytanın üssü haline gelmiş, bütün silahlarını oradan gönüle doğrultup bombalana faaliyetine durmadan devam etmektedir. İnsanın gönlündeki sevgi abidesini harabeye çevirmiş, saygı, güven ve barış üniversitelerini yerle bir etmiş, gönülden akla giden bütün yolları ve köprüleri tahrip etmiş ve nihayet insanı insan olmaktan çıkarıp vahşi bir canlıya çevirmiştir.

Şeytan, içimizde eli bıçaklı bir vampir gibi dolaşmakta, erdemlilik adına orada ne varsa öldürüp kanını içmektedir. Artık biz, medeniyeti doyurma yerine, şeytanı kanla beslemekteyiz. İçimizdeki kini, düşmanlık duygusunu ve hasetliği körükleyen şeytan, durmadan bizden kurban istemektedir. Çünkü bu duyguları bize tanrı olarak takdim etmekte; tanrıların da kurban istediğini kulağımıza fısıldamaktadır. İçimizdeki kin ve düşmanlık tanrısının istediği kurban da, yine başka bir insan olmaktadır. Kin ve düşmanlık tanrısı, şeytandan öncelikle irademizin kurban olmasını istemektedir. İradesi elinden alınan insana her şeyin yaptırılabileceğini iyi bilmektedir.

II- Hata İle Bir Mü'min Diğerini Öldürürse
a) Bir köle azad eder

b) Ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet verir (Nisa, 92)

Yanlışlıkla bir insanı öldürmenin, dünyevi cezası vardır ama, ahirete uzanan ceza yoktur. Demek ki, ahiretteki cezanın oluşması için, kasten öldürme niyetinin olması gerek "Ölenin ailesi diyeti almama seçeneğine sahiptir." (Nisa, 92)

III- "Eğer Öldürülen Mü'min, Ama Düşman Bir Toplumdan İse" (Nisa, 92)
Yanlışlıkla öldürülen insan, düşman ama inanan bir toplumdan ise, "O zaman mü'min bir köle azat etmek gerekiyor" (Nisa, 92)

IV- "Eğer antlaşma yapılmış bir toplumdan ise, o zaman ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir köle azad etmek gerekiyor." (Nisa, 92)
Köle azad edecek ve diyet verecek kadar imkana sahip olmayan insan, Allah'a hamd edecek ve tövbesinin kabulü için de peşpeşe iki ay oruç tutacaktır. Dikkat edilirse, son madde yanlışlıkla meydana gelen ölüm olayı ile alakalı cezalardır. Bu kadar teferruatlı şekilde ele alınmış olmasının nedeni, cezanın caydırıcılığından istifade etmektir. Hayat hakkının ne kadar önemli ve başta gelen bir hak olduğunu vurgulamak ve insan haykırmak içindir. İçimizdeki şeytan, insan öldürmemizi teşvik etmek için nefsimizde ağ kurmuş vaziyettedir. Ona karşılık bizde, insanları eğiterek, onların gönlünde sevgi ve saygı abidelerini kurup ihya etmeliyiz. Akıl ile gönül arasındaki kanalları daima açık tutmalıyız. İnsanlığın üzerine çökmüş olan cehaletin kara bulutunu ortadan kaldırmak için, bilgi ağacına su verip beslemeliyiz. Cehaletimiz, bilgiden ve iradeden yoksunluğun şeytanın işini kolaylaştırmaktadır. İçimizde solan sevgi çiçekleri, imam ve bilginin, rahmetin damlalarına hasret kalmıştır. Artık, aklın, sevginin, saygının içimizdeki inleyen derin hasretini dindirme zamanı gelmiştir. Eğitimimizde bu erdemlere can vermezsek hayat hakkını çiğnemeye devam edeceğiz. Daha çok, aynı okulda okuyan gençlerin birbirini bıçaklamasına, kafasını yarmasına ve insanların birbirini öldürmesine şahit olacağız.

İnsanlık kan kokusundan, sevgi çiçeklerinin kokusunu duymaz oldu: kin, düşmanlık duygusundan, birbirini sevemez oldu, benlik duygusundan birbirini affedemez oldu; aklın etkinliğini kaybetmesinden barış yapamaz oldu. Aklın güneşi, bilginin ışığı insanlığın bu kara bulutunu gidermeli, akan kanları dindirmeli ve insan hayatının nurunu öne çıkarmalıdır. Neredesin ey akıl denen sultan ve neredesin ışık denen bilgi? Gelin kanayan yaramıza melhem sürün; akan göz yaşlarımızı dindirin; kabaran kinimizi söndürün; hortlayan benliğimizi boğazlayın. Gelinde size olan hasretimiz bitsin.

Sakalın hükmü nedir?
Bir şeyin dini bakımdan bir hükmü olabilmesi için ahirete uzantısı olması lazım. Bir şeyi yapmadığın takdirde ceza, yaptığın takdirde de sevap verilmesi gerekir. Sakala sünnet diyenler var, Dinde, bir şeyin sünnet olabilmesi için, bir farzla alakası olması lazımdır ve bir ifadeyle farz olan bir şeyin tatbikatından sünnet doğacaktır. Sakal bizim peygamberimizle başlamadığı için, sünnet olarak görmek yanlıştır. Sakal ilk insandan itibaren vardır. Sakal bırakmak için müslüman olmak da şart değildir. Papaz hahamların da sakalları vardır. Mahşerde Allah'ın huzurunda sakallı insanla, sakalsız insanın hiçbir farkı yoktur. Daha ciddi konuları sormakta yarar vardır.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır