


Menderes'in hikayesi
Perşembe saat 15.30... Aydın Menderes'le konuşuyoruz... İlk sözü şu... "Yolun sonuna geldik."
Yolun sonuna nasıl gelindi?
Aydın Bey'le Pazartesi günü görüşmüştük.
Partisini "ipi germeyin... Koparırsınız" diye uyarmıştı.
Sonra neler oldu?
Menderes:
- Bazı arkadaşlar geldiler... "Biraz daha bekleyelim" dediler.
- Neyi bekleyecektiniz?
- Sanki partide bir kıpırdanma olur izlenimi verildi.
- Sizin tepkiniz ne oldu?
- Dedim ki krizi, gündemden düşürün.
- Sonra?
- Çarşamba, basın toplantısı yaptım. Yarın (bugün) Başkanlık Divanı var... Orada da uyarıyı sürdürmeyi düşündüm.
- Ama Cuma'yı beklemeden... İstifa kararı aldınız.
- Evet.
- Niçin?
- Merve Hanım konuşuyor... Sağda, solda konuşmaları yayınlanıyor... Tekzip de etmiyor... Yani kriz tırmanıyor.
- Fazilet Partisi'nden pek çok kişiyle görüştünüz.
- Evet de... Üslup değişmiyor.
- Ya Sayın Kutan'ın tavrı?
- Recai Bey idraki ile değil, mizacı ile hareket ediyor.
* * *
Menderes "bekliyorum" diyor.
- Neyi bekliyorsunuz?
- 15.30'u...
- Aydın Bey, şu anda saat 15.30.
- Öyleyse, gereken yapılacaktır.
- Yani...
- Süre verdim... Merve Hanım konusunda... 15.30'da doluyor.
- 15.30'dan önce "koşullarınız" kabul edilseydi... Tavrınız ne olacaktı?
- Kamuoyuna dönecektim... Telaşa gerek yok. Kriz, kontrol altında diyecektim. Şimdi diyemiyorum.
- Recai Bey'i konuşuyorduk.
- Makul.. Dürüst... Ama yapamıyor.
- Niçin?
- Beş milyon oyun sorumluluğu üzerinde... Ama sanki her an, partinin üstüne bir şey yıkılacak gibi.
* * *
- Aydın Bey, sizce Merve Hanım ne yapmalıydı?.. Ne demeliydi ki... Siz "kopma noktasına" gelmemeliydiniz.
- Çıkıp, bazı şeyleri söylemeliydi.
- Örneğin?
- Demeliydi ki, Meclis'e kavga, gürültü için girmedim... Sadece bir tecrübede bulunmak istedim... Amacım Türkiye'yi karıştırmak değil... Partimi zor durumda bırakmayacağım... Bir daha böyle girmeyeceğim.
- Bu konudaki uyarılarınıza gelen tepki ne oldu?
- Ben iyiniyet adımı istedim.. Yani, aklın başa gelmesini.
- Kimden istediniz?
- Recai Bey'de akıl var... Ama yazık...
- Niçin yazık?
- Yapamıyor... Recai Bey, saygı duyduğum bir şahsiyet... Ama her şey kamuoyunun gözleri önünde oluyor.
* * *
Aydın Menderes "hırsı, aklının önünde gitmeyen" bir siyaset adamı...
1978'de... Daha 32 yaşındayken, Demirel onu "Bakan yapmak istemişti."
Ve o bir "olgunluk" sergilemişti:
- Efendim, daha erken... Biraz daha pişmem, yetişmem gerekmiyor mu?.. Lütfen, benden daha deneyimli... Ehliyetli bir arkadaşı Bakan yapınız.
Aydın Bey siyaseti "hizmet için" yapanlardan.
"Para için" değil.
Babası Başbakan'ken, Aydın'daki "Çakırbeyli Çiftliği" büyümemiş, küçülmüştü.
Aydın Bey siyasetteyken de aynı...
"Aile" siyasette zenginleşmedi.
"Sattı... Harcadı."
* * *
Perşembe, saat 16.30...
Telefonumuz çaldı.
Aydın Bey arıyordu:
- Yavuz Bey... Muamele (istifa) tamamlandı. Size onu söylemek istedim.
- Allah utandırmasın.
- Ben de aynı şeyi söylüyorum.
- Bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz?
- Bağımsızım. Amacım yine ülkeme hizmet. 65 milyonun huzuru için üzerime düşen görevi yapacağım.
* * *
Biraz da, Aydın Bey'le görüşmemizin "öncesine... Sabah saatlerine dönelim.
Meclis'in, "geçici başkanı" Ali Rıza Septioğlu ile bir süre sohbet ettik. "Özetleyecek" olursak...
- Sayın Septioğlu, ayın 12'sinde Meclis toplanacak.
- Evet.
- Merve Hanım yine aynı kıyafetle Meclis'e girerse...
- Kanun, tüzük, teamül uygulanır.
- Yani?
- Kimse kanunun üstünde değil.
- Tamam da... Ne yaparsınız?
- Kendi politikalarını (Fazilet'i kastediyor) yapıyorlar... Buna da (Merve Hanım'a) uygulatıyorlar... Öyleyse ben de kanunu uygularım.
- Daha açık konuşsanız.
- Meclis'in beş, altı kapısı var. Meclis Başkanı kapı bekçisi değil ki... Uygun kıyafet giyerse, gelir... Yoksa... Türkiye'nin huzurunu kimse bozamaz. Kanun, usul, nizam, teamül ne diyorsa, yaparım.
* * *
Şimdi "biraz daha... Biraz daha geriye" gideceğiz.
Çarşamba, akşam saatlerine.
DYP Genel İdare Kurulu'na.
Giresun eski milletvekili Ergun Özdemir konuşuyor.
Özdemir, 18 Nisan'da İstanbul adayıydı.
Seçilemedi.
Konuşmasından bir bölüm:
- .....Ve öğrendim ki, Belediye Meclisi üyeliği için aday olanlardan para alınmış... Birinci sıra beş milyar. İkinci sıra dört milyar. Üçüncü sıra üç milyar.
Özdemir "isim veriyor."
Ve devam ediyor:
- ....Adaylara baktım... Komisyoncular... Sonra hanutçular...
(Hani... Turistleri bir dükkana götürüp... Alışveriş yaptıran... Ve dükkan sahibinden komisyon alanlar var ya... Hanutçu, işte onlar.)
Bu sözler "herkesin önünde" söyleniyor.
Ve kimse de "sesini çıkaramıyor."
DYP "bu hallere" düşecek parti değil.
DYP'yi içine düştüğü açmazdan çıkarma görevi de sadece "DYP yönetiminin... DYP Meclis grubunun..." işi değil.
DYP bir demokrasi kalesi.
Onu korumak "herkesin" görevi olmalı.