kapat

07.05.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
I H Y
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Versailles'ya Harem gitmeliydi..

Atladınız Sevgili Cumhurbaşkanım.. Hem de fena halde atladınız..

Osmanlı'nın 700'üncü yılını Versailles'da, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile kutlarken, saz eserleri dinlemişsiniz..

Zavallı Chirac kendisine çok yabancı gelen bu müziği dinlerken kimbilir ne sıkıntılar çekmiş, uyumamak için kimbilir nasıl direnmiştir..

Oysa, Harem'i götürseydiniz eğer..

Kültür Bakanlığınız hem de kendi eserinin farkında olsa ve size önerseydi, bugün Paris'i fethetmiştiniz..

Davetiye ulaşmaz diye telefon ettiler.. İnanın beni Atatürk Kültür Merkezine yönelten "Mersin Opera ve Balesi" oldu..

Onu merak ettiğim için bir yığın randevuyu iptal edip kalktım gittim..

Gitmesem, görmesem, herhalde kahrolurdum..

Işıklar kararmadan önce, konukların sadece onda birine o da güç bela ulaştırılan programa apar topar bakıyorum..

Harika bir program dergisi aslında.. Evde saklanacak cinsten.. Ama dağıtmaz kendine saklarsan ne işe yarar..

Baleyi Merih Çimenciler sahneye koyuyor, kendi koreografisi ile. Dekor ve kostüm Alexandre Vassiliev..

Müzik demişler.. İki nokta üstüste koymuşlar.. Karşısında çalanlar var..

Tamam da, müzik kimin kardeşim?..

Bale olur da bestecisi olmaz mı?..

Perde açılınca anlaşıldı işin içyüzü..

Gelse o şuh meclise..

Dök zülfünü meydana gel..

Yine bir gülnihal..

Klasik Türk Müziğinin en güzel şarkıları, Harem Balesinin müziği olmuş.. Harem harika bir Türk balesi olmuş..

O bale adımları, benim musikime nasıl oturmuş, oturtulmuş, anlatılmaz.. Görmek gerek..

Niye fırsatı kaçırmış, Sevgili Cumhurbaşkanım..

Versailles'da Osmanlı'nın 700'üncü yılında Osmanlı'nın müziğini gene çalacaktı, çalmış olacaktı Harem'i götürse.. Ve önüne, gencecik Cumhuriyetin balesini koyacaktı.

O zaman Chirac da, öteki Fransızlar da bayılacaklardı.. Fransız medyası ayağa kalkacaktı.

Mersin Balesi projeyi üretmiş, uygularken, konuklara baş vurmuş.. Saz ekibi TRT'den.. Baş dansçılar İstanbul balesinden.. Dekor ve kostümler için dünya çapında bir Rus sanatçı, dışardan..

Ve ortaya dünyalar şirini, harika bir yapıt çıkmış..

Bakın.. İşte asıl bu bale, GAP'tı, MAP'tı bütün Türkiye'yi dolaşmalı.. İşte asıl bu bale, dümya turnesine çıkarılmalı..

Kültür Bakanı İstemihan Talay galada yoktu. Versailles'dan telgraf yolladı.. Oysa, o anda bale onun yanında olmalıydı..

Bu fırsat kaçtı.. Yenileri yaratılmalı..

Harem dünya üzerinde sahnesi olan heryerde temsil edilmeli..

Mustafa Oğuz Harem'i bu yaz Rumeli Hisarı'na taşımalı.. O dekor içinde muhteşem olur..

İstanbul festivali program değiştirip Topkapı Sarayı avlusunda sahnelemeli..

Merih Çimenciler..

Öyle inanılmaz bir güzellik yaratmışsın ki..

Öpülesi ellerin..

Mersin Balesi..

Size binlerce teşekkür..

Aile şirketi ödülleri..
Afife- Jale Tiyatro Ödüllerinin üçüncüsü dağıtıldı. Ben yoktum. Çünkü davet edilmedim. Davet edilmeyeceğimi adımı bildiğim gibi biliyordum. Çünkü geçen yıl da aslında davet edilmemiştim.

Bir başka sebeble tesadüfen o gün Haldun Dormen'i aradığımda "Akşama görüşürüz" demişti.

"Ne var ki" dedim.. "Aaa!.." dedi.. "Afife- Jale'ye gelmiyor musun?.."

"Davet edilmedim. Haberim de yok" dedim..

"Bu posta servislerini biliyorsun.. Sensiz olur mu, gel" dedi..

Gittim..

Bu defa, Haldun'dan da ses çıkmadı. Onun da kulağını bükmüş olmalılar.. "Sakın ha" diye..

Bu ödül törenine çağrılacak medya mensupları arasında, yerim aslında bir numarada olmalıydı..

Neden?..

İşleri bu olan tiyatro eleştirmenlerini saymazsanız, ki onları da kaç kişinin okuduğunu yazdıkları dergi ve gazetelere bakıp tahmin edebilirsiniz, köşe yazarları içinde sahne sanatlarına en çok yer ayıran, izleyen, okuyucularını izlemeye teşvik, hatta tahrik eden adamım.. Bu ülkede satılan pek çok tiyatro, opera, bale, konser biletinde hakkım olduğunu rahatça iddia edebilirim.

Mütavazi olmaya gerek yok..

Tiyatro Dünyamız bana teşekkür borçlu olmalı.

İşte teşekkürleri bu..

Davet etmemek..

Niye?..

Çünkü snobe eleştirmenlerden değilim, halk adamıyım, halkın anlayacağı dille halk için yazıyorum bir.. Bir başka eleştirmene mektup değil.

İkincisi ve asıl önemlisi.. Törenlerini (!) eleştiriyorum.. Onların istediği, yıkama ve yağlama yazılarını yazmıyorum..

Ödüle sponsor oldu diye, "Al şu diyetini verdiğin kolu" dedirtecek kadar kendi reklamını yapan Halk Sigortayı eleştiriyorum. Kızıyorlar.

Türk Tiyatro Oscar'ı adı verilmeye çalışılan ödülün, bir araya gelen üç beş kişi tarafından, kendi yakınlarına bol keseden dağıtılmasını ve çok değerli başka oyunların izlenmeye dahi değer bulunmayışını eleştiriyorum. Kızıyorlar.

Sunucuların halka hakaret etmelerini eleştiriyorum. Kızıyorlar.

Ödül töreninde ön sıraların tiyatromuzun anıtlarına değil, sponsor firmanın müdürlerine, sosyetenin önde gelenlerine ayrılmasını eleştiriyorum. Kızıyorlar.

Ben Tiyatro ödüllerinin halka mal olmasını, önem ve prestij kazanmasını, bu ülkede gündem oluşturacak kadar konuşulmasını istiyorum. Onlar küçük kapalı devre sistemlerinde, birbirlerini seçip kendi kendilerini tatmin peşindeler.

Ben mükemmeli istiyorum. Onlar mükemmel olduğu gün iplerin ellerinden kaçacağını, ödülleri keyiflerince dağıtamayacaklarını biliyorlar.

Bu yüzden kızıyorlar. Oyunlarını bozabilecek aykırı sese bu yüzden tahammülleri yok..

Emir veriliyor..

"Hıncal Uluç çağrılmaya.."

Olur.. Çağırmayın.. Bir tek özgür, bir tek aykırı sesi dahi hoşgöremeyen bu aile şirketi ödüllerinin itibarı da, Mahzun'un Kral TV Oscarları'nı geçmez o zaman, hiç şüpheniz olmasın.

* * *

Sevgili Atilla Dorsay hapı yuttun(!).. Aile şirketi ödüllerini sen de fena halde eleştirmişsin. Artık sen de afarozlusun. Seneye davetiye mavetiye bekleme..

* * *

Benim kadar sinema yazan köşe yazarı da yok.. İstanbul Film festivalinin açılışına da davet edilmedim.. Burcu ertesi gün sekreteryayı aradı..

"Aman efendim. Listede adı var.. Bir yanlışlık olmalı.."

Kapanış törenine de davetiye gelmedi..

Yanlışlık (!) devam ediyor.. Uyarıya rağmen..

Yahu bu Hıncal Uluç'tan niye bu kadar korkuyorsunuz Allah aşkına?..

CarrefourSA!..
Rauf Tamer "Sen hiç Carrefour'dan alış veriş yaptın mı" dedi.. "Nasıl ödedin.. Kredi kartı kullandın mı?.."

Merakla baktım.

Anlattı..

Bir yığın alışveriş yapmış.. Arabasını doldurmuş, kasanın önüne gelmiş.. Kartını uzatmış. Kız "Resimli bir hüviyetiniz var mı" diye sormuş, soğuk soğuk..

"Niye istiyorsunuz hüviyeti" diye sormuş Rauf.. "Ne hakla istiyorsunuz.. Siz polis misiniz?.. Kartı alır, aletten geçirirsiniz. İptalse, çalıntı ise yazar zaten.. Siz sadece, attığım imza ile karttaki imzayı mukayese edebilirsiniz o kadar. Gerisi polisin işidir. Siz polislik yapmaya kalkmayın!.."

İtmiş arabayı geriye.. Çıkmış gitmiş kasadan, hiçbirşey almadan..

"Bunlara göre, her Türk vatandaşı sadece mağaza değil, ayni zamanda kredi kartı hırsızı" dedi, Rauf Tamer..

Bir daha da gitmemiş..

Kötü örneklere bakarak iyi insanları rahatsız etmek, onlara hırsız muamelesi yapmak nasıl uygarlık dışı bir yönetim..

Ve bunu ülkemizde Sakıp Sabancı'nın ortağı Fransızlar ısrarla yapıyor..

İstanbul Valisi.. İstanbul Belediye Başkanı..

Sizin insanınızın sırtından trilyonlar kazananlar o insanlara ısrarla hakaret ediyor, sizden çıt çıkmıyor.. Atanmış, seçilmiş, bu kent insanlarının sahibi yok mu?..

Fransa'nın İstanbul Konsolosu Mösyö?.. Ticaret Ateşesi Beyefendi..

Hızla gelişen Türk - Fransız ilişkilerini, beyinleri Türk halkını hakir görme üzerine programlanmış bazı insanlar fena halde zedeliyor.. Neden mühadele etmiyorsunuz?..

* * *

Bu arada..

Artık üç kişi değiliz.. Faksım adeta kilitlendi.. Yurdun dört bir yanından tepki yağıyor, Türk insanına "Muhtemel hırsız" muamelesi yapan Fransızlara ve onların kraldan fazla kralcı maaşlı uşaklarına..

Merak etmeyin.. İşin peşini bırakmayacağım.. CarrefourSA yola gelecektir..

34 UP 8423!..
Bu kentte ralli sadece Bağdat Caddesinde yapılır bayım.. Ulus'tan Ortaköy'e inen gidiş geliş iki şeritli caddede kendi kendinizi tatmin için, çok ani fırlamalar ve kaymalarla slalom yapmanız, araba kullanmak değil, kazaya davetiye çıkarmaktır.

Aslında buna kaza da denmez, adı cinayettir ya..

Mesele sizin ne usta şöför olduğunuz değil bayım.. Siz bu cehennemi slalomları burnunuz kanamadan yapacak bir formül 1 pilotu olabilirsiniz.. Ama o daracık yolda araba kullanan, deneyimsiz şöförler var.. Refleksleri zayıflamış yaşlılar var.. Kolay heyecanlanan, panikleyen tipler var..

Tam karşılarında, ya da tam önlerinde, gökten düşmüş gibi bir araba görünce yapacakları ani hareketle nasıl hem kendi hayatlarını hem de başkalarınınkini tehlikeye atarlar düşündünüz mü hiç, aklınızdan geçti mi?..

Kendinizi tatmin için özel pistler bulun bayım.. Sıradan ve masum insanların araba kullandığı daracık yollarda cambazlık yapmaya kalkmayın sakın!..

SEVDİĞİM LAFLAR
"Arka tarafın da arka tarafı vardır."

Japon Atasözü

TEBESSÜM
-Yaşlı kadınlar niye yaşlı jinekologları tercih eder?.

-Elleri titrer de ondan.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır