


Avcı'nın öğrettiği
70'li yıllar...
Kuzey kışının kurşuni gökyüzü altında, Yaşar Kemal'le Stockholm'un karla kaplı Sveavegen caddesinde yürüyoruz.
Her zaman olduğu gibi, memleketten, Arif ve Abidin Dino'ya, Karacaoğlan'a, Faulkner'a uzanan darmadağınık bir sohbet tutturmuşuz.
Derken önümüze bir sinema salonu çıkıyor.
Aydınlatılmış afişler Akira Kurasova ustanın yeni filmini duyurmakta.
Filmin adı Dersu Uzala.
Sibirya'da geçen bir öykü.
Kurasova'yı çok sevdiğimiz için hemen sinemaya dalıyor ve kendimizi Sibiryalı avcının öyküsüne bırakıyoruz.
***
Yıl 1999...
Bu köşede "Merhamet" adlı bir yazı yayınlıyorum.
Bu yazıya çok sayıda mesaj geliyor.
Metin Berberoğlu adlı doktor okurumuz ise şunları yazıyor:
"... Merhamet sözcüğü bana Dersu Uzala filmini hatırlattı... Dersu Uzala, Altın ırkından yaşlı, cahil, uygarlıktan uzak yaşayan yalnız bir avcıdır ve bir yüzbaşının emrindeki fotoğraf ekibine mihmandarlık yapmaktadır.
Bir avcı kulübesinde geceleyen ekip sabah olunca kulübeyi terk hazırlıklarına başlar. Dersu, yüzbaşıdan bir miktar tuz, un ve kibrit ister. Amacı bunları kulübede bırakmaktır. Bulduğu birkaç odun parçasının altına bu malzemeleri koyarken yüzbaşı kendisini görür ve ne yaptığını sorar. Dersu amacını şu cümlelerle anlatır:
"Buraya birisi gelirse kibrit ve odunu bulur, ateş yakar ve ısınır.
Un ve tuz ile çorba yapar ve karnını doyurur.
Böylece hayatta kalır!"
Yüzbaşı bu yanıt karşısında kanı donmuş bir şekilde şunları düşünür:
"Hiç tanımadığı, belki de hiç bir zaman tanımayacağı birisi için bu denli kaygılanan bu kişinin ulaşmış olduğu insanlık derecesi karşısında, kendimi bir zavallı olarak hissediyorum. Beni yetiştiren ve yaratan uygarlık, bu basit insanın kişiliği karşısında ne kadar anlamsız!"
***
Okurumuzu bu kadar etkileyen sahneyi gayet iyi hatırlıyorum.
Yalnız bu sahne değil, bütün film bir ahlak dersi gibi kurgulanmıştı ve Akira Kurasova adlı büyük ustanın, ahlak anlayışını özetliyordu.
Yedi Samurai ve Ran filmlerinde savaşı sorgulayan Kurasova, Dersu Uzala filminde uygarlık anlayışımızı gözden geçiriyordu.
Ve okurumuzun belirttiği gibi; hiç tanımadığı bir insan için kaygılanan Dersu Uzala, merhamet duygusunu yaşatan derin bir geleneğe sahipti.
Yazımda belirtmek istediğim de buydu işte.
Derin bir merhamet duygusu...
Yani bizim giderek yitirdiğimiz bir kavram!