


Anayasalar önce insan der...
Devlet ile insan arasında önemli mesafe vardır. Zira insan bilmediği bir şeyin kendisine dokunmasından korkar. Bu korkunun şiddeti, devletle insan arasındaki mesafenin uzaklığını belirler.
Perikles bu mesafeyi sıfırlamak için Atina'da demokrasiyi ilan etmişti. İktidar lezzetini tadınca fikrini değiştirdi. Kısa süre sonra herkesin parmak ısırdığı diktatör oldu.
İnsanoğlu bu mesafeyi kısaltacak tek imkânın, özgürlüklerine kavuşmuş bir kitle yaratmak olduğunu gördü. Bu saptamanın içerdiği gerçek, "Kitle ile iktidar arasındaki çatışmanın kaçınılmazlığıydı..."
* * *
Osmanlıya bir omurga verelim dedik; Anayasa getirdik.
Sultan Hamit "önce devlet" dedi. Mithat Paşa "önce insan" diye diretti. Sonunda bu ihtilaf, jurnalci Süruri Paşa'nın "Çadır Mahkemesi'ne" götürüldü.
"Önce insan" diyene kulak asmadılar, hüküm "önce devlet" diyenden yana oldu ve Mithat Paşa'yı ölüme mahkum ettiler.
Türk siyaseti 120 yıldan beri bu ihtilafın ayıbını sürdürür.
* * *
Anayasa Mahkemesi Başkanı Necdet Sezer, Anayasa'da radikal değişiklik istiyor. Bu radikalliğin özeti, "sınırsız düşünce ve ifade özgürlüğüdür." Anayasa'nın (rejimin deseydi daha güzel olurdu) temel ilkelerinin korunmasını; ama, insan haklarında evrensel standartlara (değerlere deseydi daha güzel olurdu) ulaşılmasının şart olduğunu söylüyor. Önerisi güzel ve tahrik edicidir.
Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, "ulusal çıkarların, ülke bölünmezliğinin ve şeriatçı kurnazlığın" hukukla korunamayacağını ileri sürdü. Savaş'ın söyledikleri de güzel ve tahrik edicidir.
Biri savcı, diğeri yargıç...
Biri iddianın yetkilisi, diğeri hükmün sorumlusu...
Bu görüş farklılığı aklı başında bir siyasi tartışma disipliniyle değerlendirilirse bir sonuç sağlanır mı? Cumhuriyetin ilkeleriyle, yurttaşın hak ve özgürlükleri bir demokrasi bileşkesi yaratabilir mi?
* * *
1924 Anayasası, 1960 ihtilali ile kaldırılıncaya kadar yedi kez değişikliğe uğradı. En önemli değişiklik 1937'de yapıldı. CHP'nin altı umdesi Anayasa ilkesi haline dönüştürüldü ve "Türkiye devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır" hükmü getirildi.
Çok partili siyasete, ilkelerini CHP'nin belirlediği Anayasa altında başladık. Demokrat Parti on yıl süreyle tek başına iktidar oldu, ama 104 maddelik Anayasa'nın ne dibacesine, ne herhangi bir maddesine demokrasi sözcüğünü ilave eden değişikliği yapmadı. Bu cesaret eksikliği hâlâ süregelmektedir.
* * *
İlk askeri müdahalenin (1961) getirdiği Anayasa'yı, üçüncü askeri müdahalenin (12 Eylül) lideri sanık sandalyesine oturttu.
Evren, "hukuk devleti, sadece kişilerin savunması olarak yorumlanmış, devletin savunulması sahipsiz kalmıştır. Bir kısım anayasal kurumlar, anarşi, terör ve bölücülük karşısında tarafsız ve adil bir yol izlemek yerine, bizzat anayasanın ihlaline karşı sessiz kalmışlardır" diyordu.
Siyasetimizde "önce insan" veya "önce devlet" tartışmasının son 18 yılı Evren'in çizdiği çerçevededir.
120 yıllık sonuçsuz mücadele, Anayasa Mahkemesi Başkanı ile Yargıtay Baş Savcısı'nın tartışmasıyla yeniden gün ışığına çıkmıştır.
Dün de Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcısı Güven Dinçer, üslup açısından kendi başkanıyla ters düşen görüşler açıkladı. Anayasa Mahkemesi'nin asıl görevinin anayasayı korumak olduğunu belirtti.
Dinçer'in söyledikleri de güzel ve tahrik edicidir. Ama, bir anayasayı iyileştirmenin, özünde o anayasayı savunmak anlamına geldiğini düşünüyorum.
* * *
20. dönem parlamentomuz bu konuda iler tutar bir şey yapamadı. 21. dönem yapabilir mi?
Umut, umutsuzlukla aynı orandadır.
Mülkiye'de anayasa derslerini rahmetli Bahri Savcı'dan dinledim. Meclisin yasama yetkisi ile ilgili ciddi bir ikazı vardı. "Yasayı milletvekilleri değil, tasarıyı hazırlayan birkaç bürokrat yapar. Anayasalar da aynı geleneğin ürünüdür" diyordu.
Rahmetlinin hiç unutmadığımız bir hüküm cümlesi vardı ki, adalet ahlakımıza öz ve biçim kazandırmıştı: "Devlet dahil her şey insan içindir" derdi.