


Bir Amerikan trajedisi
Öğrenciler, anneler, babalar, kardeşler, akrabalar, rüzgara verilmiş adressiz mektuplar gibi derin acılarını, birbiri ardına, manevi bir mezarlık haline dönen okulun bahçesine bırakıyorlar.
Kağıt parçalarına yazılmış sahipsiz mesajlar, yalnız şiirler, ıssız tek karanfiller, dilsiz küçük çiçek demetleri, üşüyerek yanan mumlar, oyuncak bebekler üst üste yığılıyor.
İntihar etmeden önce gördükleri herkesi öldürerek bu büyük acıyı yaratanlar ise Yahudi asıllı olmasına rağmen Hitler'e hayran 18 yaşındaki Dylan'la grubundakiler gibi henüz yaşamadan ""ölüme tapınan" 17 yaşındaki Eric Harris.
Cansız genç bedenlerin sahnede olduğu, koca bir halkın ise anlamadan kavrula kavrula salonlarında çaresiz izlediği, yazarı ve metni tam da bilinemeyen, ölümün tamamiyle galip geldiği bir "Amerikan trajedisi" bu.
Savaşlarda bir tek askerini bilme zayi etmemek için strateji üreten, ama içerde silahlanmayı anayasal hak olarak kabul edegelmiş, çocukların çocukları yok ettiği bir "kültürel fon" ise dekoru oluşturuyor.
* * *
Basket takımının koçu da olan bir öğretmenle birlikte ölen on iki öğrenciden biri zenci, ikisi kız. Kız öğrenciyi "Tanrı'ya inandığı", zenci öğrenciyi "siyah" olduğu için öldürüyorlar. Amaçları aslında beş yüz kişiyi öldürmek; sadece üçünü patlatabildikleri bombalarla tüm okulu yerle bir etmek ve bir uçak kaçırıp, bunu New York üzerinde düşürmek. Ölüme kilitlenerek yaşadıkları son bir yıldır planladıkları katliam, keskin polis sirenlerini duymaları nedeniyle, arzuladıkları korkunç bilançoya ulaşamıyor.
On yedi ile on sekiz yaş aralığında arzulayarak ölmenin dehşet verici anlamsızlık depremini, "ulaşamadıları bilanço" ile ancak anlatabileceklerini mi düşünüyorlar?
Yoksa, iki yılda benzer şekillerde altmış çocuğunu kaybeden Amerikan toplumunu "aldırmaz" buldukları için mi ölüm çıtasını inanılmaz bir noktaya yükseltip, kelimeye gelmeyen bir isyanın öcünü almak istiyorlar?
* * *
Polis, kullanılan biri otomatik beş silahı, okulun bütün bölümlerine gizlice ve özenle yerleştirilmiş patlamamış bombaları buldukça, otoparktaki cephaneliğe döndürülmüş otomobilleri keşfettikçe, böyle bir organizasyonu iki kişinin yardımsız gerçekleştiremeyeceğine kesin kanaat getirdi. Zaten haftanın ortasına gelmeden de silahlardan ikisini satın alan 18 yaşındaki Robyn Anderson'u yakaladı.
Sorgu derinleştikçe, Colorado'daki tasarlanmış cinnetin "nasıl" can aldığı daha iyi ortaya çıkacak ama "nedeni" o kadar rahat aydınlanmayacak. Hatta olup bitene sadece "Amerikan gözlükleri" ile bakılırsa, belki de hiç anlaşılmayacak.
* * *
Ancak, herkesin hemen anladığı bir şey var, ölümleri kolaylaştıran, cinayetleri azmettiren, vurup kırmayı toplumun, görüş sahası içine zorla iten "silah satışlarının" kontrolsuzluğu.
Örneğin, tek bir günde on dört gencini yitiriveren Colorado tam bir silah cenneti. Bu eyalette oturan on sekiz yaşındaki herkes, eğer sabıka kaydı yoksa, istediği silahın sahibi oluveriyor. Diş macunu satılır gibi silah satılıyor. 460 dolar bastırdığınız vakit bir Colt.38'i elli mermisi ile birlikte satın alıveriyorsunuz.
Amerika, silahlanmayı kendi kültürünün çok temel öğelerinden biri olarak kabul ediyor. Öyle ki, insanların silahlanma hakkı anayasa ile güvence altına alınmış. Üstelik ava olan düşkünlük silahlanmayı iyice yaygınlaştırmış.
Silah sektörünün inanılmaz gücü, "kültürel değerler" söylemi ardına gizlenen Cumhuriyetçi Parti'nin siyasal desteği ile birleşince, bu geleneği şimdiye kadar hiçbir şey yıkamamış. Halbuki, üç yıl önce akli dengesi yerinde olmayan biri ilkokul çocuklarını tarayarak öldürdüğünde, İngiltere silah satışını tümden yasaklayarak, en denetimli ülke haline geliverdi.
* * *
Silahın Amerika için anlamını en iyi sayılar vurguluyor. Ortalıktaki ateşli silahların sayısı iki yüz milyon. Tabii böyle olunca, bir yıl içinde tabanca kurşunu ile ölen on dokuz yaşından küçüklerin sayısı İngiltere'de 19, Almanya'da 57 ve Fransa'da 109 iken, bu sayı Amerika'da 5280'e fırlıyor.
Çocuklu ailelerin yüzde 43'ünde muhakkak silah var ve bu silah genellikle "dolu."
Şimdi bu son trajedi, Başkan Clinton'ı, Demokrat Partililer'i ve halkı harekete geçirmiş bulunuyor.
Gençlere "silah satılmasını" istemeyenlerin oranı, Amerika tarihinde ilk kez yüzde 50'ye çıkıyor. Bunca ölüme rağmen, yüzde 50'nin rekor bir oran sayılması, ülkenin silaha yaklaşımını açıkça anlatıyor.
Kısacası, ortalarda görünmeyen "derin Amerika", silahla özdeş hale gelmiş. Clinton da yaptığı son konuşmada, "Bu kültürü siz, yasaları biz değiştireceğiz" diye seslenmekteydi.
* * *
Silahtan ileriye doğru bir adım daha atarsanız, aile ve çocuk ilişkilerinin "Amerikan boyutuna" ulaşıyorsunuz.
Amerika, "cinsel taciz" anlayışını nasıl abartmışsa, "bireyselliği" de öyle abartmışa benziyor. Örneğin, Colorado'daki olayın faili iki çocuğun özel notları, katliamın bir senedir hazırlanmakta olduğunu doğruluyor. Hatta söylenenler doğru ise, bombaların bir kısmı bu çocuklardan birinin evinde ortalıkta duruyormuş. Yargı, ailelerin çocuklarından böylesine bihaber yaşadığını kabul etmeyip, "suça ortaklıktan" dava açmaya hazırlanıyor.
* * *
Amerika'da çocuklar kötü muamele gördüklerine inanırlarsa, doğru polise ve adalete başvurabiliyorlar. Yaşam stilleri ya da tercihleri ise tamamen bireysel özgürlüğe veriliyor.
Toplumun "normal" sayılan bir standardı yok. Örneğin, Colorado'daki çocukların daha önceden araba çalmaları, İnternet'te ölümü yücelten Gotik Web Sitesi'nin hipnozu altında sürekli siyahlar giymeleri, askeri botlar ve siyah trençkotla dolaşmaları, tırnaklarını siyaha, yüzlerini beyaza boyamaları katiyetle "garip" olarak algılanmıyor, "bireysel tercih" olarak kabul ediliyor.
Böyle olunca da, okullarda herhangi bir kural ve onu uygulamakla mükellef bir otoride de kalmıyor. Ailedeki ölçüler de kayıyor.
* * *
Bir araştırma, 2 ile 11 yaşındaki çocukların her hafta 1197 dakika televizyon seyredip, anne ve babaları ile sadece 39 dakika konuştuğunu ortaya koyuyor.
5 ile 17 yaşındaki çocukların ise yüzde 52'sinin odasında televizyon var. Öyle ki, okul çağındakiler bir yıl boyunca 900 saat okula gidip, 1500 saat de odalarında televizyona gömülüyorlar.
Anne ve baba ile sohbete ise sadece 39 dakika kalıyor.
Televizyonlardaki prime-time dizilerinde ise, her gece şiddetten ölen en az elli insanın hikayesi izleniyor. Bir de buna Web sayfalarındaki ölüm tapınmalarını, kompütür oyunlarındaki vurduyu kırdıyı ekleyin. Sanki özel olarak, tek başına yaşayan ve canavarlık eğitimi gören insanlar yetiştirir gibi.
* * *
Bireyselliğe geniş bir özgürlük alanı tanıyan Amerikan tarzı yaşam "başarılı" ile "başarısızı" da anında ayırıveriyor. Ve başarısızın üstüne de bir çarpıyı fazla beklemeden oturtuyor.
Başarıyı yakalayamadığın an bir ömür ikinci mevkide seyahate lehimleniyorsun. Bunu taşıması ise çok ağır.
Colorado'daki genç katillerin öncelikle en çok nefret ettikleri sporcu çocukları öldürmeyi hedeflemelerinin nedeni de onları başarılı, kendilerini başarısız görmeleri büyük bir ihtimalle.
* * *
Amerika'yı iki haftadır sarsan olayın sosyolojik ipuçları "çözdükçe dolaşıyor." Dolaştıkça da okul bahçesindeki kağıt parçalarına yazılmış sahipsiz mesajlar, yalnız şiirler, ıssız tek karanfiller, küçük dilsiz çiçek demetleri, üşüyerek yanan mumlar, oyuncak bebekler yığını rüzg!ara yazılmış, adressiz mektuplar gibi büyüyüp duruyor.