Bana elektronik posta ile gönderilen mesajlara ve mektuplara bu köşede cevap vermek adetim yoktur. Bu adetimi bozmaya niyetim de yok. Ancak, önceki gün "Seçime otopsi" başlığıyla yer alan yazıda MHP'ye yönelik yaklaşımdan bazıları epey rahatsız olmuşlar. Görüşlerimizi daha da açabilme vesilesi yarattıkları için, bu yazıyı talep ettikleri cevap olarak kabul edebilirler...
Önce, bir-iki noktada düzeltme yapalım ve yanlış anlamaları engelleyelim... Benim MHP'yi hazmedememe gibi bir sorunum yok. Üstelik, bir dizi ve kimselere değişmeyeceğim MHP kökenli dostum da var. MHP'nin aldığı yüzde 18 oydan mutlu olmadım ama rahatsız da olmadım. Tersine, bunu öyle büyük bir zafer gibi ilân etmenin yersizliğine değindim. Olsa olsa, yüzde 18 oyu küçümsediğimden söz edilebilir. Doğrudur. Türkiye'yi yönetmeye yetmeyecek bir oran...
Biz, toplumu anlamaya, çözümlemeye ve yansıtmaya çalışıyoruz. Bu çerçevede MHP'ye yandaş olmak gibi bir yükümlülüğümüz olmadığı gibi, MHP'den ürkmek ve korkmak gibi ruh hallerine de akıl erdiremiyoruz.
O yüzden, kendilerini "sol" sayanlardaki "fikr” sefalet"e işaret etmiştik. Kimileri, denenmemiş, pek bilinmeyen, bilinen yönleri ise bir yığın soru işaretini davet eden bir partiye "solculuklarına halel getirmeden" cilve yapmaya başladılar. Kimileri ise, "kurt ve kırmızı şapkalı kurt masalı"nı hatırlayarak ürküyorlar.
Biz, her iki grupta da yer almıyoruz.
Günlerdir seçim sonuçları üzerinde çalışıyor; il il seçim sonuçlarını inceliyor ve bundan önceki seçimlerin sonuçlarıyla karşılaştırıyorum. Vardığım hüküm, MHP yandaşlarını pek mutlu edecek türden değil. Çünkü, MHP'nin bu seçim sonuçlarına göre, mutlaka DSP ile birlikte hükümette yer almasının uygun olacağını düşünmekle birlikte, Türkiye'yi bu mevcut kafasıyla ve bu oy oranıyla yönetme ehliyetine sahip olabileceğini göremiyorum.
MHP'nin birinci parti olduğu bölge sadece Orta Anadolu. Türkiye'nin dünyaya en uzak bölgesi. Buradaki birinci parti olması da, hatırı sayılır miktarda, geçen seçimde Refah'a verilen oyları kendisine kaydırması sayesinde.
Bu, Türkiye'de seçmen ve oy akışkanlığının bir hayli fazla olduğunu ve geçen seçimlerde Refah'a izafe edilen "tepki oyları"nın aynen MHP için de geçerli olduğunu anlatıyor. Bir dahaki seçimde, bu oyları koruyabileceğinin hiçbir güvencesi yok.
Bunun yanısıra, ülkenin "standartları"nı belirleyen Ege-Marmara bölgesinde, MHP, dördüncü parti konumunda. Türkiye'nin gözbebeği, "motor şehri" İstanbul'da oy oranı 9.9; yüzde 10'un altında.
En hazin manzara Güneydoğu'da. Bölgedeki ortalama oyu (muhtemelen bölge dışından olanlardan elde ettiği oyla) yüzde 5. Bölgenin en önemli merkezi Diyarbakır'da yüzde 3'e yakın. Belediye seçiminde bu oy, yüzde 1'in altına iniyor. Batman, Van gibi bir çok önemli merkezde de durum farklı değil.
İşin ilginç tarafı, ülkenin birinci partisi DSP'nin de hali buralarda MHP'den daha hallice sayılmaz.
Türkiye'nin en sorunlu bölgesinde böylesine bir performans, ülke genelinde topu topu yüzde 18 oyla Türkiye'nin kaderine hükmetme gücü sağlar mı? Böyle bir hakkı verir mi?
MHP'nin ülke yönetme meşruiyeti olsa olsa "kucaklayıcı" ve öncelikle Güneydoğu'ya yaklaşımında bir "değişim"i ortaya koymasıyla mümkün olabilir. Gelgelelim; dengeli, mutedil ve terbiyeli davranışlarına söylenebilecek hiçbir şey olmayan Devlet Bahçeli'nin Türkiye'nin ana meseleleri karşısındaki tutukluğuyla, MHP, bu doğrultuda da pek olumlu işaretler vermiyor.
1999 yılının ikinci yarısına girmek üzereyken, "milliyetçilerin hassasiyetlerini tehdit eden fikirlere" yasak koymaktan söz eden, Avrupa Birliği'ne karşıtlığını "milli egemenliğin devri milliyetçileri rahatsız eder" cümlesiyle ifade eden, 312. maddenin tartışılmasını "şimdi bunları tartışmanın sırası değil" diye karşılayan ve "Kürt sorunu yok, terör sorunu var" sakızını şimdiden çiğneyen bir lider adayı ile Türkiye, bu dünyada nereye, ne kadar yol alır sanıyorsunuz?