


Bir harika Fazıl Say!..
Fazıl Say'ı dinlemek için Ankara'ya gittik.. Doyamadan döndük..
Bu delikanlı bir harika.. Bir ulusal gurur..
Nasıl keyifle çalıyor piyanoyu.. Keyfini salona nasıl yayıyor?.. Kendisine eşlik eden orkestrayı da kendi havasına nasıl sokuyor, olmaz böyle şey..
Fransa Ulusal Orkestrası eşliğinde piyano konçertosu çaldı, Saint-Saens'den..
Klasik müzikten anlamanıza, hoşlanmanıza gerek yok, bayılmak için..
Millet de bayıldı zaten..
Alkışlar, alkışlar.. Tam 11 kez dönüp selam verdi.. İki de bis yaptı..
Hasta.. Fena halde grip.. Piyano ara verdiğinde mendiline nasıl uzanıyor?.. Ayakta duracak hali yok nerdeyse..
Alkışlıyorum geri gelsin diye.. Geri gelirken üzülüyorum..
Piyanoyu çalmıyor Fazıl.. Oynuyor..
Ne mutlu bizlere, böyle bir sanatçıya sahibiz..
Ve ne yazık bizlere.. Böylesine bir sanatçıyı ve tüm sanatçıları, getirip bu hangar bozmasında çaldırıyoruz..
Dünya üzerinde bundan daha iğrenç bir konser salonu olamaz..
Utanç verici bir kulis..
Sonra, felaket bir salon.. Daracık koltuklar, bacaklarınız sığmıyor.. Klima yok.. Kan ter içinde kalıyorsunuz..
Akustik?..
Hak getire..
Olacak şey mi?..
16'ncı yılına gelen Ankara Festivali böylesine zavallı bir yerde açılır mı?..
İnanın spor salonu bundan iyi.. İnsanlar daha rahat otururlar en azından..
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Salonu var.. Küçük müçük..
Bilkent'i gezdim, onu ayrıca yazacağım.. Bir konser salonları var.. Konser salonu diye inşa edilmiş en azından.. O da küçükmüş, uzakmış..
Yahu bu millet Allahın unuttuğu yerdeki Sendika Salonu'na gitmedi mi, önceki yıl?..
Bu arada?.. Bu salonu buraya yapanları ve işçi paralarını sokağa atanları eleştirdim diye kıyamet kopmuştu.. Şimdi yazsınlar bana bakalım kıyamet koparanlar, o salonda o günden bu yana hangi organizasyonlar gerçekleştirildi?.
Devletin malı deniz.. İşçinin malı ne?.. Okyanus!..
Hepsinden önemlisi..
Bu ülkeyi Yeniçeri Ocağı'na çeviren "İstemezükçüler" var ya.. Kına yaksınlar..
Ankara'nın bugün dünya çapında bir salonu hazırdı.
Yıllar önce, her şey bitmiş, temel atmaya gelmişti iş, Ankara'nın "İlerici" Mimarları ayağa kalktılar.. Kazanları ile.. Efendim bu salonun mimarisi Avrupa'nın filanca salonunun mimarisinin aynısı imiş. Gürer Aykal planları aynen almış getirmişmiş.. Bu Türk mimarlarına hakaretmiş..
Pişmiş aşa soğuk su kattılar. Proje de, ihale de, inşaat da iptal edildi..
Ne oldu peki?..
Kına ağaçları ithal edildi, yakmak için..
Şimdi gene kızılca kıyamet koparır bana saldırırlar bu defa, bunları yazdım diye..
Bu memleket "İstemezükçü"lerden bıktı.. CHP'nin çöküşünün en büyük sebebi budur. İleri hamleleri engelleyenler sonunda tokadı yiyorlar, ama akıllanmıyorlar..
Dünyanın en güzel konserini, dünyanın en rezil salonunda izlemenin kahrı ile döndüm İstanbul'a.
CarrefourSA!..
CarrefourSA boykotunda tek başıma değilim. İki okuyucum daha faks çekerek yanımda olduklarını bildirdiler.
Bütün bir ulusu potansiyel hırsız ilan eden kasabaşı yazısını görerek ve okuyarak aldırmadan geçen binlerce, onbinlerce hakarete alışmış insana karşı şimdilik üç kişiyiz..
Ama bu savaşı sonunda kazanacağız.
Türk insanına "Sen hırsız olabilirsin. Çantanı aç göster" diyen o yazı oradan kalkacak..
Sakıp Ağa'nın, bana hak veren Sakıp Ağa'nın gücü yetmedi.. Bizim gücümüz yetecek.
Dünyanın hiçbir ülkesinde benzerini görmediğim bu aşağılayıcı uygulamayı Türk insanına layık gören Fransızlar derslerini alacaklar..
Ertekin'de hafta sonu!..
Hulki Saner harika bir adam.. 80 yaşında.. Benden en az 30 yaş genç..
Türk sinemasının devlerindendi.. Müzikalleri vardı, Emel Sayın'lı, Erol Büyükburç'lu.. Şarkılarını da kendi yazardı.. On parmağında on marifet.. Gençliğinde Amerika'da söylemiş bir tenor..
Şener Şen ile düştü önceki hafta.. Elinde bir kaset.. 8 bestesi var.. İlham Gencer'in oğlu İlhan'a okutmuş.
Koyduk müzik setine..
Ertekin üç gün yattı..
Öyle fıkır fıkır, öyle insanı yerinden fırlatan şarkılar ki.. Tam dört saat oturmadan dans etti Ertekin.. Sonra üç gün evden çıkamadı hali kalmadığından..
Hele bir şarkı var..
"Bana aşkını söyle" diye.. Cafe'deki tüm müşterileri bir anda avcunun içine aldı.. Şarkı "Ben hitim" diye bağırıyor..
Bağıra çağıra söyledik, biz kart sesliler, Hulki Ağbi'nin tenor nağmelerine uyarak. Genç kızlar var etrafta.. Üniversiteli.. Bayıldılar ve ezberlediler anında..
Geçen hafta gene Hulki Ağbi ve Şener geldi, cumartesi sabahı.. Arkalarından Selami Şahin de düşmez mi?..
Başladı cümbüş.. Ertekin bu defa tedbirli.. On dakika oynuyor, yarım saat dinleniyor.. Bir de Selami kaseti bulduk.. Böyle kahvaltı keyfi olmaz..
Selami de hemen talip oldu Hulki Ağbi'nin şarkılarına, şirketi için..
Emel ve Erol da taliplermiş zaten..
Bana sorarsanız iki tanesi tam Sezen hınzırına yakışır..
Birisi bu, Aşkını söyle..
Ötekisi İstanbul şarkısı..
Hulki Ağbi'nin niyetlerini anlatıyor aslında..
"Beyoğlu'na gitme
Çapkını boldur
Bizim eve gel de
Kadehimi doldur"
Tamam da, eve öyle paldır küldür gelip, paparazzileri peşine takmak yok..
"Arabaya binme
Geze geze gel"
diyor.. "Karanlıkta gel" diyor.. "Geldiğini kimse görmesin" diyor.. Ehl-i keyfe bakın..
Kaset şimdi Ertekin'de.. Allah sizi inandırsın hafta arası geceleri gelip "Hani o kaseti çal" diye Ertekin'e yalvaran kızlar var..
80 yaşında yaptığın şarkılarla, 18'indeki genç kızları hop hop hoplatacaksın..
İlahi Hulki Ağabey.. 30 az.. Sen benden 50 yaş gençsin yahu!..
Bu sabah da geleceksin değil mi?..
Ah Emre Hocam ah!..
Celal Bayar Üniversitesi Management Club üyeleri, 20'ye yakın genç, ziyaretime geldiler..
Geçen yıl ben gitmiştim ya, Manisa'ya, üniversitelerine.. İade-i ziyaret dedim..
Değilmiş.. Yani tam öyle değilmiş..
Bu gençler her yıl şenliklerine tanışmak, dinlemek istedikleri ünlüleri davet ediyorlar ya..
Emre Kongar Hocam'ı aramışlar bu yıl..
Emre Hocam "Benim tonla işim var. Gelemem.. Siz gelsenize" demiş, telefonu kapamış.
Oturmuş düşünmüşler.. Emre Hoca haklı. Pek çok ünlüden aynı cevabı alıyorlar zaten..
"İşim var. Programım dolu, gelemem.."
Eeee!.. Ne demiş eskiler?..
Dağ Musa'ya gitmezse, Musa dağa gider..
Celal Bayar Üniversitesi'nin Musalar'ı Kongar Dağı'na tırmanmak üzere yola düşüp İstanbul'a gelmişler..
Eh, gelmişken bir iki tepe de ziyaret edilse fena olmaz..
Gelmişler bana.. Ali Kırca'ya.. Sabancılar'a.. Koçlar'a.. Gülay Göktürk'e, Toktamış Hoca'ya.. Oldukça verimli bir gezi onlar için.. Yalnız..
Kime gidememişler?.. Kim randevu vermemiş onlara?.. Kimi göremeden dönmüşler bilin bakalım?..
Kırk yıl kalsa bilemezsiniz.
Onlara İstanbul'a gelme fikri veren Emre Hocam'ı..
Yani dağ istemezse eğer, Musa'nın dağa gitmesi de işe yaramıyor..
Emre Hocam sırf onu görmek için Manisa'dan İstanbul'a gelen gençlere randevu vermemiş.. Hatta biraz azarlamış da..
Yahu benim bildiğim dünya tatlısı Emre Hocam böyle şey yapmaz.. Asla yapmaz..
Peki niye yaptın Hocam?..
Kendini o gençlerden birinin yerine koy.. Neler hissederdin bir düşün..
Emre Hocam..
Bu kırık kalpleri tamir için sana Manisa yolu göründü.
İki tip insan!..
Robert Half söylemiş. Cüneyt Koryürek bana iletti. Ben de size..
"İnsan toplulukları içinde, kendini olduğu kadar, etrafını da olumsuz bir tarzda etkileyen iki tip insan vardır. Bunlardan biri, zamanını boşuna harcar. Diğeri ise, sizin zamanınızı boşuna harcamanız için, elinden geleni yapar. Ama, asıl tehlikeli olan kendi zamanını boşa harcamasına ilaveten, sizin zamanınızı da boşa harcamanız için her türlü yola başvuran kişidir.
Siz, siz olun böylelerinden kaçın ve kaçının."
Cüneyt'in Notu: Bu yazıyı okuyarak, zamanınızı boşa geçirdiğinize inanıyorsanız, o sizin bileceğiniz iş. Ama, etrafınızda bu tip insanlar varsa, o zaman probleminizi hatırlattığım için özür dilerim. Bu gibi kişilere bu notu verin ve benim yolladığımı söyleyin. Her ikinize de faydası olabilir.
Benim Notum: Cüneyt iki tip insan var, diyor. Üç tip anlatıyor, Half'tan naklen.. Aklıma şu geldi.. İnsanlar üçe ayrılır. Sayı saymayı bilenler ve bilmeyenler..
BİZİM DUVAR
Baykal sonunda başardı. Nihayet barajın altına indi. Yakında tatlı su balıklarının arasında bölünme başlar.
Hakan Utku
SEVDİĞİM LAFLAR
Daha kötü yaptıkça, daha popüler oluyorum!..
TEBESSÜM
- Makine mühendisleri ile inşaat mühendislerinin farkı nedir?
- Makine mühendisleri silah yaparlar. İnşaat mühendisleri, hedef!..