kapat

01.05.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
I H Y
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Entellektüel karamsarlık, dönemi artık aşılıyor

Şimdiye dek karamsarlık entellektüelliğin bir kartviziti gibiydi. Bir de muhalefette kalmış siyasetçilerin mancınığı...

Globalleşme süreci, beyinsel karamsarlığın da yüz yıllar boyu çalıp durmuş olan canına ot tıkayacağa benzer...

Nedenine gelince...

Hızla gelişen saydamlık, hem bireylerin ineksel koşullanmalarını, hem de siyasetçilerin aynı klişelerin tekrarından ibaret palavralarını öylesine bir rendelemeye başladı ki...

* * *

Bu yeni değişim BBC'nin Türkçe yayınlarında dahi usul usul su yüzüne çıkıyor.

Nasıl mı çıkıyor?

Bir yanda Miloseviç'in ahmak inadı yüzünden, her gece bombalarla kökünden yıkılmaya başlayan Sırbistan..

Ve bir yanda bir B-52 bombardıman uçağıyla Belgrad'ın bombardımanına katılmış bir BBC raportörünün anlatımları...

Biliyorsunuz B-52'ler eski zamanlardan kalma uzun menzilli ağır bombardıman uçakları..

BBC raportörü, bu uçaklardan biriyle bir hava saldırısına katılabilmek için 2 haftalık bir eğitiminden geçmiş...

* * *

O eğitimlerin ne menem eğitimler olduğunu az çok biliyorum.

1963 yılında Pentagon, NATO üyesi ülkelerin her birinden ya bir, ya iki gazeteciyi ABD'ye davet etmişti. Ben de Türkiye adına o davetliler arasındaydım.

Grupda sadece iki solcu vardı. Biri ben, biri de Stampa'nın muhabiri yakışıklı Dinalo...

Dinalo:

- Buraya bak sıkı duralım, bu Amerikalılar ikimizi kasden çağırdılar sanırım; beynimizi yıkayacaklar, der dururdu.

Benim derdim siyasal bir solculuktan çok, evrensel değişimin Arz yuvarlağına yansıma boyutları içinde, "koşullanmaların durağanlığı" ile "yazı uğraşlarında tabu ve dogmalara karşı çıkma özgürlüğünü"nün çatışmasıydı...

ABD, özellikle bizimki gibi köylü kalmış ülkelerde, koşullanmaları yelpazeliyor ve "düşünce özgürlüğünü", kendinden yana olan militerlere ezdiriyordu...

Ben ABD'nin teknolojide yarattığı üstün kaliteye değil, o zamanların geri ülkelerinde izlediği tutucu politikalara karşıydım.

Bugün Başkan Clinton da, vaktiyle izlenmiş olan bu tür politikaların bir hata olduğunu itiraf etmekde...

* * *

Henüz daha Armstrong, Uzay'a gitmemiş ve Ay'a inmemişti. Pentagon bize astronotların nasıl yetiştirildiğini göstermişti...

Dış dünyalardaki ses titreşimlerinden iyice soyutlanmış özel kabinlerde, kendi damarlarımızda dolaşan kanın şırıltılarını dinlemiştik.

Kulak algılaması ötesindeki ses testlerinin nasıl yapıldığını görmüştük...

Bu arada büyük Okyanus'daki Entreprise uçak gemisine, -pilot kabinine sırtı dönük olarak oturulan- özel bir uçakla inmiş ve üç gece kalmıştık uçak gemisinde...

Gemide 5 bin kişi görev yapıyordu. Ve sevimli, sakin, genç bir albay yönetiyordu koca gemiyi...

Özellikle Okyanus gecelerinde gemiden kıvılcımlar saçarak kalkan uçaklar muhteşemdi...

* * *

BBC raportörü de Belgrad bombardımanına katılan B-52'nin karanlık, dar ve sıkıntılı iç mekanıyla, taşıdığı lazer güdümlü füzeleri ve bunların nasıl atıldığını anlatıyordu. Uçağı ve bombardımanı yöneten 5 kişilik mürettebattan biri de bir kadın subaydı.

Globalleşme sürecinin temeli askeri teknolojilerdeki değişimlere dayanıyor..

36 gündür süren hava saldırılarında Pentagon bir tek zayiat bile vermedi..

Bizim Çanakkale savaşlarının 36'nıncı gününde, 36 bin kişi ölmüştü... Berlin Genelkurmayıyla Feldmareşal Liman von Sanders'in yönettiği savaş, tüm hesabını bizim piyade birliklerinin gözü pekliği üstüne yapmış ve ne Akdeniz'deki Alman donanmasını riske sokmuştu, ne de bir Alman neferini..

Nasıl olsa Enver Paşa, Falih Rıfkı'nın anlatımıyla "Türk neferi cephede ölüm düğmesine bastığı zaman, Saray'daki paşaların göğsünde şeref madalyalarının yanmasına" itiraz etmiyordu.

Alman Genelkurmay Başkanı Falkenhayn da, bizdeki hamaset tutkusunu gani bir biçimde kullanarak yapıyordu planlarını...

NATO Başkomutanı Clark, Esat Paşa'nın yerinde olsa acaba ne yapardı? Hiç bir zaman öğrenemiyeceğim tuhaf bir merak işte...

* * *

Miloseviç, Kosova özerkliğinin bir NATO birliği denetiminde bulunmasını kabul etmedi de ne oldu?

Kendi demagojilerine bakılırsa kahramanlık etti. Aklı başında insanlara sorarsanız, kafasızlık etti..

Görüyorsunuz siyasetçilerin martavalları artık nasıl hızla saydamlaşıyor...

* * *

Bizim Türkiye'ye gelince...

Türkler kendi mesleklerinde evrensel bir "sıra dışılık" peşinde olmak yerine, ülke içinde "siyasal bir sıra dışılık" edinmek için ta öteden beri anlamsız yere itişip kakışıyorlar..

Dünyadaki değişim, nasıl olsa değiştirecektir bu tür köhne saplantıları da...

Neden karamser olmalı ki; saydamlık bu kadar hızlanırken?..

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır