Sarışın genç kadın fıkır fıkır kaynadı. Kıkır kıkır kırıtarak: "-Ömer Şerif.. Ah ne herif.." dedi. Yanındaki sosyetik ve medyatik kadınları çatlatırcasına.
Karavel saçlı, pempe rujlu, sıklamen ojeli öteki kadınları da kıskançlık sıkıntısı bastı. Kürkleri enselerini terletti. Şöyleee bir omuzlarına silkelediler astraganları, vizonları.. Onların içinden geçeni tahmin ediyordu fıkırdayan sarışın. Mutlaka diyorlardı ki; "-Şu haspaya bak!. Nasıl da övünüyor Ömer'le tanıştı diye.." Çatlasınlar, patlasınlar canım. Hem sadece tanışmak mı?
Fıkırdayan sarışın genç kadın Gönül Yazar'dı.. Oh, oh nasıl da çatlatmıştı herkesi? Dünyanın en beğenilen erkeği Ömer Şerif'le öpüşmemiş miydi? Oh işte!.. Hem de dudaktan öpüşmüştü. Film icabı değil, gönülden gönüle akıştı Gönül Yazar'ın dudaklarını Ömer Şerif'inkilerle birleştiren.
Yıl 1966, Ekim sonu...
Ömer Şerif, büyük dünya şöhreti. Hollywood yıldızı Mısırlı.. Oscar ödüllü Doktor Jivago filminin unutulmaz aktörü İstanbul'daydı.. Hollywood'tan Ömer Şerif geldiğinde, İstanbul'un Hollywood'u Yeşilçam da harıl harıl film çekiyordu.
İşte o sırada...
Yakışıklı genç kameranın karşısına geçtiğinde utanıyordu. Onu bu işe itmişlerdi bir kere. Dönüş yok. Zarif parmaklarıyla uzun saçlarını arkaya taradı. "-Kameraaa!.."
Genç aktör eve döndüğünde ceketini fırlatıp attı "Oğlum senin ne işin var Yeşilçam'da?" diye bağırdı. Sonra başladı gülmeye.. Belki de hayatı boyunca bu kadar uzun gülmemişti. Az ve kısa güler, kahkaha atmayı ise hiç sevmezdi.
Ama; kısa ömrü boyunca Türkiye'yi güldürdü.
Onun adı; Tekin Aral idi.
Üç gün önce karikatürlerini, yazılarını bırakıp gitti.
Nasıl anlatayım Tekin'in bizlerden ayrılışını? Dilim varmıyor. Ne yazmalıyım? "Dünyaya veda etti" mi? Yoksa "Melek gibiydi, Allahına kavuştu" mu desem?
Tekin'in en sevdiği yerlerden birisi Beyoğlu'ndaki Lefter'in meyhanesiydi. Oranın sevimli özelliği laterna çalınmasıydı. Laterna bilirsiniz "kendi kendine çalan" kocaman müzik kutusu. Laternalar; buzdolabı büyüklüğünden başlar, kocamanlaşır. Amsterdam caddelerinde kamyon kasası büyüklüğünde olanları vardır. Laterna melodileri kentin üstünde dolaşır durur.
Tekin'le ara sıra Lefter'e giderdik. Hiç gülmeden sağa sola takılırdı. Bir de Pasajdaki Sev İç sevdiğimiz yerdi. Rahmetli Celal hoş yönetirdi o birahaneyi.. Pasajda Tekin'i gören gençler sıkılarak yanımıza gelirdi: "-Siz Tekin Aral'sınız değil mi?" Onları buyur ederdi. Gençler Tekin'le konuşurken, bir espri yapsın diye beklerlerdi.
Tekin bunun farkındaydı. Gençlere şöyle demişti:
-Futbolcuları sokakta gören bekliyor ki, hemen yerdeki sigara paketine veya konserve kutusuna bir şut atsın... Aynı şekilde; Mizahçıların da özel hayatlarında komik kişiler olduğu sanılıyor. Dakika geçirmeden şakalar yapan, çevresini 24 saat güldüren gezginci komedyenler olduğumuza inanmışlar. Mizah ciddi iştir çocuklar.., demişti.
Tekin Aral ile ağabeyi Oğuz Aral Türk mizahının önemli isimleridir. Onların tarzı bugün bütün çizerleri ve mizah yazarlarını etkilemiş durumda. Tek tük çizer, Aral kardeşler ekolünün dışında kalabildi.
Tekin, mizah dehası ağabeyi Oğuz Aral'ı çok sayardı. Ona toz kondurmazdı. Bunu bildiğimizden Tekin'i kızdırmak için Oğuz'un karikatürlerini kötülerdik. Oysa Oğuz, benim Güzel Sanatlar Akademisi yıllarından arkadaşım. Tekin'le bir akşam yemeğinde Motorest Restaurant'aydık. Oğuz'dan söz açarak Tekin'i kızdırmıştım. Dozunu fazla kaçırmış olmalıyım, sabaha kadar kavga ettik. Ertesi akşam yine oradaydık, hiç bir şey olmamış gibi.. Öyle iyi, öyle kıdemli arkadaştık..
Bakın şimdi Motorest'i de hatırladım. Ne güzel lokaldi orası.. Ne iddialı açılmıştı. Bir zamanların ünlü müzisyeni Darvaş orada çalardı. Darvaş'ın kemanından uçuşan çigan melodilerini dinlereken Motorest'in Böf Strogonof'u daha lezzetli gelirdi. Veya Ekşi elmalı dana pirzolasını...
Motorest'in yeri bugün kovboy filmlerindeki hayalet kasabalara benziyor. Akaretler'in tam karşısında, ana caddeden Beşiktaş Kaymakamlığı'na giden yolun sol tarafında kalıntıları duruyor. Orası benzin istasyonuydu. Hemen pompaların ardına Motorest oturtulmuştu. İyi biçilmiş çimenlerin üstünde tek katlı binası iyi dekore edilmişti. Personeli son derece kibar, sahibi beyfendiydi.
Seçkin kişiler gelirdi Motorest'e..
"Ömer Şerif.. Ah ne herif!.." diyen Gönül Yazar düşman çatlatıyordu. Ömer Şerif, uluslararası briç turnuvasına katılmak için İstanbul'a gelmişti. Halen dünyadaki briç kulüplerinin bir numaralı gözdesi. Bir oyuna katılmak için 50 bin dolar alıyor. Zengin briç kulüpleri de severek veriyorlar.
Süperstar Ömer Şerif, peşindeki gazeteci ordusuyla İstanbul'da dolaşıyordu. Hilton'daki basın toplantısında bir açıklama yaptı:
-Atatürk araştırmacısıyım.
Herkes şaşırdı. Ömer Şerif devam etti:
-Yedi yıldır Atatürk devrimleri analiz ediyorum. Atatürk yüzyılın en önemli devlet adamı. Ülkem Mısır'ın bir Atatürk'ü olamadı. Atatürk'ün yaptığı devrimlerini inceledikçe -bunları yapan uzaydan gelmiş olmalı- diyorum.
Basın toplantısında duygulu bir sessizlik vardı. Ömer Şerif, Atatürk devrimlerini açıklayan bir kitap yazacağını söyledi. Mısır halkının Atatürk'ü mutlaka tanıması gerektiğini belirtti.
Aynı gece striptiz izlemeye giden Ömer Şerif keyifliydi. Caroline de Monaco adındaki sarışın striptizci Ömer'e yapıştı ve uzun uzun öptü. Ömer, bu durumda fotoğraflarını çeken gazetecilere göz kırptı:
-Esmer, sarışın ayırmam. Bütün kadınlar güzeldir.
Sonra bu sarışın güzeli Hilton'daki kral dairesine "attı". Ertesi gün gazeteciler yine odasındaydı. Ömer Şerif yeni uyanmıştı. Sabahlık atmıştı üstüne.. Gözleri içki ve uykusuzluktan şişti. Gazetecileri geri çevirmedi. Güler yüzle karşıladı. Bu arada koltuğun üstündeki etekliği farketti. Hızla kaptı etekliği ve yatak odasına götürdü. Kral dairesinin yatak odasında Caroline de Monaco adlı striptizci uyumaktaydı.
Ömer Şerif İstanbul'da briç oynarken, biz de Tekin Aral ile belki de Lefter'de, Motorest'te, Garaj'da veya pasajdaydık. Belki de gazetede sabahlıyorduk.. Belki, sevgili eşi İnci de bizimleydi. Maviş çocuk gözleriyle.. Tekin belki, kızı Ayça'nın davetlisi Belçikalı kızlardan söz ediyordu. Ayça o yıllar ilkokuldaydı.
Tekin Aral, hatıralarımda, gönlümde yaşayacak. Neler diyorum ben? Tekin sanki yaşamıyor. Yoksa, ..... mu?