kapat

25.04.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
I H Y
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
NEBİL ÖZGENTÜRK(nebilo@sabah.com.tr )


Şile'de bir gün...

Tiyatro, sinema ve televizyonda soyunmadığı rol kalmadı İsmet Ay'ın.. Hem de tam 60 yıldır.. Ve bir dileği vardı, Şile'de "kendi adına" yapılması düşünülen sahnede oynamak! Ama olmadı çok gördüler bunu!

Aslında "Şile'de bir gün" başlığıyla maruf bu yazıyı geçen Pazar yazacaktım fakat "seçim yasağı"na girer diye bugüne bıraktım....

İsmet Ay'ın fotoğraflarıyla süslü bir yazının "seçim yasağı"yla ne ilgisi var diye sorabilirsiniz.. Ama okuyunca eminim siz de hak vereceksiniz..

Geçen hafta "Şile'de bir gün" geçirdim..

Türk tiyatrosunun büyük aktörlerinden İsmet Ay'ın doğup büyüdüğü, emek verdiği, halen yaşamını sürdürdüğü ve adıyla bütünleştirdiği Şile'de..

Maksat, perdenin batmayan "Ay"ını bir de memleketinde görüp aksetmek ve birkaç gün sonra atv-Bİr Yudum İnsan'da yayınlanacak olan "Aktör İsmet Ay" belgeseline çeşni katmak..

Zaten günlerdir fazlaca haşırneşirdik İsmet Ay'la..

60 yıldır sahnelerin tozunu yutan bu "deli" aktörle sanat ve özel hayatının tüm ayrıntılarını enine boyuna konuşmuş ve karınca kararınca bir "İsmet Ay yolculuğu" yapmıştık..

Mesela; nerden gelip nereye gittiğini, tiyatro uğruna babasına nasıl direndiğini.. Babasının da bu yüzden kendisine yıllarca küs kaldığını..

"Karartma geceleri"nde otomobil farlarından yararlanarak nasıl tiyatro yaptıklarını.. Ve bu sayede tepelerine bombaların yağmadığını!

Sait Faik'le meyhane ahbaplıklarını..

"Bozuk Düzen" oyunundaki unutulmaz "sarhoş" rolü için haftalarca nasıl akşamcı barlarını mesken tuttuğunu..

Cahide Sonku'nun parlayan ve sönen yıldızlık günlerini..

Zeki Müren'le başladığı ilk sinema macerasını, Zeki Müren'in "sarhoş"u iyi oynamak için viskileri nasıl götürdüğünü ve bu yüzden de "iyi" oynayamadığını! Bir de Zeki Müren'in "anlamsız cimriliği"ni!

Müjde Ar'la başrolü oynadığı "Asılacak Kadın'da, diri diri nasıl mezara gömüldüğünü.. Ama bu rolle "En iyi Aktör" ödülünü aldığını..

"Travesti" ve "zenne" tiplemelerini "beyaz" ve "açık" perdede en iyi biçimde nasıl kotardığını..

Bir akşam sahnedeyken, ağzından kan gelmesine rağmen, oyununa neden ve nasıl devam ettiğini!

Ve 12 Eylül geldiğinde, dönemin Şehir Tiyatroları Sanat Yönetmeni Vasfi Rıza Zobu'nun nasıl "solcu kıyımı" yaptığını ancak "devlet kıyımı"nın kendisine konmamasına, yani atılmamasına aldırmadan "dostlarına destek olsun" diye nasıl Şehir Tiyatroları'ndan istifa ettiğini..

Sonraki yıllarda ise, yeniden Şehir Tiyatroları'na dönüş yaptığını ama bunun "muhteşem bir dönüş" olduğunu, çünkü ilk oyunu Vişne Bahçesi'nde, sanat hayatının belki de en başarılı rolünü gerçekleştirdiğini, "First" karakteriyle "Kültür Bakanlığı" ödülü dahil, o yılın tüm ödüllerini topladığını ama nedense "Devlet Sanatçısı" seçilemediğini!

Ve bunca başarıya rağmen elde avuçta bir şeyi olmadığını..

Ta ki mâlum televizyon dizileriyle ancak belini doğrulttuğunu..

Ve ne ilginçtir ki, yakın zamanda ardı ardına görev aldığı TV dizileri Tatlı Kaçıklar'daki "fettan" ev sahibi Dürdane Hanım ve Baba Evi'ndeki "şefkatli kayınpeder Sami" sayesinde de yarım asır sonra yakaladığı "şöhretli" dönemini..

Ve daha pek çok şeyi..

Peki "Şile'de o gün" ne oldu?

Evet, dediğimiz gibi herşeyi uzun uzun konuşmuştuk ama Şile'nin orta yerinde bir "mezarlık" gibi duran "hayali İsmet Ay Açık hava Tiyatrosu"nu "o gün"e bırakmıştık.. Yerinde görüp, birlikte üzülelim(!) diye kim bilir?

Ortada bir sanatçı için çok incitici, çok vahim bir durum vardı doğrusu..

Neden mi?

***

Dört yıl önceydi..

CHP'li Şile Belediye Başkanı Secaettin Güney, bir Şile Festivali sırasında İsmet Ay Açık Hava Tiyatrosu'nun temelini atmıştı Şile'nin en güzel yerine..

Sezen Aksu'dan, Müjdat Gezen'e, Haldun Dormen'den Mustafa Alabora'ya kadar "İsmet Ay dostları" da hazır bulunmuştu o temel atma töreninde..

İsmet Ay, çok keyiflenmişti; öyle ya, yıllar boyu kanında canında hissettiği, sıkça sinema, müzik ve tiyatro ustalarını gezdirdiği Şile, dolayısıyla Şile halkı, bir vefa örneği göstererek bir tiyatroya adını veriyordu..

Ertesi gün, daha ertesi gün ve sonraki günler, şakayla karışık diğer dostlarına duyurmaya da başlamıştı;

"Adıma yapılan tiyatronun açılışına beklerim. Bir oyun hazırlayın, Şile'de sahneleyin!"

Gazeteler de "Şile'ye Ay doğdu" başlığıyla bu keyifli gelişmeyi duyurmuşlardı sonraki günlerde..

Ama olmadı, bir türlü olmadı dört yıl boyunca.

Temel, temeliyle kalmıştı öylece..

Yine "mevzuat hazretleri" kapıya dayanmıştı..

Önce para bulunamamıştı, sonra "birtakım kurullar" karşı çıkmıştı İsmet Ay Açık Hava Tiyatrosu'na..

Biz "o gün" temelden gayrı bir çivisi bile olmayan "Hayali Tiyatro"yu İsmet Ay'la dolaşıp durduk.. Seçim kampanyası boyunca birçok başkan adayı "vaad" ediyordu, İsmet Ay Tiyatrosu'nu yapacağına dair..

Ama artık çoktan yüreği kırılmıştı İsmet Ay..

Hatta "o gün" "mâlum temele" şaşkın şaşkın bakarken, bir çocuk yanaşıvermiş ve bir öğrenci mahçubiyetiyle soruvermişti İsmet Ay'a..

"İsmet Amca, İsmet Ay Tiyatrosu ne zaman açılacak?"

"Bilmiyorum, belki hiçbir zaman!" diyebilmişti sadece İsmet Ay ve gözünden bir damla yaş dökülmüştü..

***

Havayı dağıtmak için Pazar Yeri'ne ulaştık daha sonra..

"Esnaf Kahvesi"nin hemen önünde yan yana duran yaşlı iki ayakkabı boyacısıyla sohbete daldı İsmet Ay..

Şirket-i Hayriye Kaptanlarından Babası Mehmet Ay'la Birinci Cihan Harbi'nde birlikte askerlik yapan ve kendi ifadesiyle işleri "tıkır tıkır" olan 92 yaşındaki Mehmet Tıkır ve yine "taşı toprağı altın bir kent aramak üzere" memleketi Ardahan'dan 60 yıl önce çıkıp Şile'ye demir atan ve "Nasılsın?" diyenlere her daim, "çiçek gibiyim" diyen 78 yaşındaki Ahmet Çiçek'le..

Neleri mi konuşmuştu emektar ayakkabı boyacılarıyla..

Seçimleri!

Mösyö Nino..

İstanbul Film Festivali'nin açılışı az biraz seçimlerin hayhuyu arasına sıkışıp kaldı.. Gündem o kadar yoğundu ki neler olup bittiği fazlaca anlaşılmadı..

O halde üzerine basa basa bir kez daha tekrar edelim;

Neriman Köksal ve Türker İnanoğlu'na "onur ödülü" verildi açılış gecesi..

O gece, bir "Türkiye dostu" olan Gaetano Adinolfi de (Mösyö Nino) Festival yönetimi tarafından onurlandırılıp ödül almıştı.. Adinolfi, iki günlüğüne geldiği İstanbul'da, sessiz sedasız ödülünü alıp yeniden Fransa'ya döndü..

Oysa, Türk Sineması ve İstanbul Film Festivali'nin "gizli" kahramanlarından biriydi Mösyö Nino.. 10 yıl boyunca Türk Sineması ve İstanbul Film Festivali'ne çok önemli katkılarda bulunmuştu..

Son dönem çekilen pek çok Türk filminin ardındaki desteklerden biri de Avrupa Sinema Birliği Fonu, dolayısıyla Başkanı Gaetano Adinolfi'ydi..

Geçen yıl Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Avrupa Sinema Birliği Fonu Başkan lığı'ndan emekli olan Adinolfi, ödül almaktan o kadar mutluydu ki, tören sırasında yaptığı konuşmada da bunu şöyle dile getirmişti..

"Başkanlıktan ayrıldım ama Avrupa ve dolayısıyla Türk Sineması için aynı yönde aynı zihniyetle ve aynı tutkuyla çalışacağıma söz veriyorum. Türkiye'yi ve Türk insanını çok seviyorum. Tek amacım bu sinemayı Avrupa'ya taşımak."

Evet, Mösyö Nino, önceki yıllarda da Türkiye'ye gelmişti, büyük küçük ayırımı gözetmeden ülkenin bir ucundaki film festivallerine kadar katılmıştı..

O günlerden birinde bir akşam yemeğinde tanışmış ve gazeteci refleksiyle Türkiye'nin Avruya Konseyi'ndeki durumu hakkında merak ettiklerimi sormuştum..

Öyle ya, Mösyö Nino, mesaisinin yarısını sinemaya, diğer yarısını da diplomasiye ayırıyordu.. Anlattıklarından bir çift söz;

"Türkiye'ye karşı diğer Avrupa ülkeleri ön yargılı davranabiliyordu ama sorumlusu yine Türkiye'ydi, çünkü kendisini iyi anlatamıyordu!"

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır