|
|
ALİ ŞEN(alisen@sabah.com.tr
)
|
  
Halk sıkı sıkı tembih etti
Her genel seçimden sonra neticeleri beğenmeyen siyasiler, halkın ne dediğini bir türlü anlamazlar. "Halk ne dedi?" diye de birbirlerine hep sorarlar. Seçim neticelerinden sonra, halkın ne dediğine de, kendilerine uygun açıdan bakarlar. Bazıları uğradıkları yenilgiye "Halk bize yeni sorumluluk verdi" der geçiştirir, bazıları hiç anlamaz, kamuoyu ve basının tercümanlığına başvururlar ama yine anlamazlar. 14 defa gittiğimiz seçim sandığında halk hep inanılmaz doğrulukta ve derecede siyasilerimize ne yapmaları gerektiğini söylemiştir. Halkın dediğini anlayanlar daha sonraki seçimlerde toparlandılar ve kazandılar. Anlamamakta ısrar edenler ise siyasi hayatımızdan silinip gittiler.
Bir kez daha anlaşıldı ki, yeni seçmenlerimiz gelse bile Türkiye'de sol görüşlülerin oyu yüzde 30 civarında. 18 Nisan'da sandıktan yine yüzde 30 civarında sol bloka oy çıktı. Sol seçmenler, "Ülkeye bir sol parti yeter, dürüst, mütevazı, açıksözlü yolsuzluklara karışmayan Bülent Ecevit'in DSP'sinde birleşin" dedi.
Seçimlerden ve Kosova krizinden sonra Amerika ve Batı'nın, Kıbrıs sorununu masaya yatırıp Avrupa Birliği üyesi olacak Kıbrıs Rum Kesimi'nin lehine muhtemelen çıkacak kararlara karşı, meydan boş bırakılmasın diye Meclis'e MHP'yi gönderdi.
Hep Türkiye'yi kendi hesaplarında kullanan, ürettikleri malların pazarı olarak gören, Türkiye'yi ilgilendiren siyasi konularda Türkiye'nin fikrini dahi sormayan Amerika ve Batı'nın karşısında, kişilikli dış politikayla ülkemizi koruması için MHP'yi Meclis'e gönderdi.
Türkiye'yi Türkler'in yöneteceğini, Güneydoğu Anadolu sorununun ülkenin iç sorunu olduğunu ve tüm milli davalarımıza sahip çıkması için halk, MHP'yi görevlendirdi ve Meclis'e gönderdi.
Bugüne kadar MHP'yi esas kimliğinde görmek istemeyenler, bugün MHP'nin değiştiğini göstermeye çalışanlara karşı, MHP'nin başında seçimi kazandıktan sonra "değiştik, yenilendik, yenilikçiyiz" diyerek uydurma lafları söylemeyen, seçmenlerinin düşüncelerini "biz değişmedik" diyerek yansıtan, dengeli, herkesin beğendiği Devlet Bahçeli'nin Genel Başkan olarak bulunması partiyi daha da büyütecektir.
Şeriat isteyenlere de, halkın cevabı Atatürk ilkelerinden hiçbir zaman vazgeçmeyeceğimiz şeklinde oldu ve geçen seçimde Erbakan'ın adil düzen vaatlerine inanıp verilen emanet oyları geri alıp MHP'ye verdi. Dünya siyaset tarihinde, aynı ideolojiyi paylaşan iki partiyi, hep eşit oylarla aşağı indiren bir örnek daha yoktur.
Halk olarak, ANAP ve DYP'ye "Siz aynısınız. Aslında birbirinizden farkınız yok, birleşin" dedik. Bir türlü anlamadılar. Geçen seçimde oylarınızı eşit şekilde indirdik yine birleşmediniz. Şifahi söyledik, duymadınız. Bu kez halk olarak, 18 Nisan'da Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller'e "birleşin" diye yazılı verdik. Bu iki parti birleşirse ve yarın seçim olsa iki partinin almış olduğu oyların toplamına ulaşamayabilirler, ancak iki parti seçmeninin Meclis'e gönderdiği milletvekili sayısının toplamı 85+86=171 yaptığı da kesin.
İki partinin kendilerini feshedip muhtemel bir ANAYOL Partisi'nde birleşmeleri için kanuni süreç sadece 17 gün. Yeter ki liderler istesin, birleşme kolay. Hâlâ halkın ne dediğini anlamamakta ısrar ederlerse, önümüzdeki seçimde halk bir kere daha yazılı ihtar verir ve bu iki partimiz tıpkı seçmenlerinin CHP'ye yaptığı gibi ikisini de sandıkta bırakır.
Bu iki partimizin birleşmesinden sonra bu kez halkın istediklerini iyi anlayıp ülke yararına çalışırlarsa önümüzdeki seçimde tekrar halkın güvenini kazanabilirler. Her iki partinin yok olmamaları için bu son şanslarıdır.
İşte halkımız, partilerimize ne yapmaları gerektiğini 18 Nisan'da sıkı, sıkı tembih etti.
Ya başbuğ sağ olsaydı
Alpaslan Türkeş'in hayatı inanılmaz mücadelelerle geçti. Türkiye'de hiçbir siyasi lidere verilmeyen "Başbuğ" unvanı Türkeş'e verilmiştir. Başbuğ sıradan bir kelime değil, sıradan bir tabir değil. Türkeş'in hedefi hep tekti. Türk Milliyetçiliği'nden, Türklük kişiliğinden, hiçbir gün ve hiçbir zaman taviz vememeliydi. Nitekim hep öyle oldu.
Başbuğ'un vefat ettiği, karlı ve çok soğuk bir günde 2.5 milyon Türk insanı onu ebedi istirahatına yolcu etti. 2.5 milyon insanın bir cenazeye gelmesini kimse organize edemez. Bu ancak, insanların gönüllerinin derinliğinde, yüreklerinde olan ve inandıkları liderlerine duydukları sevgi ve saygıydı. Dünyada bugüne kadar vefat eden pek çok büyük lider oldu ancak hiçbir zaman bu kadar büyük kalabalıklar cenazelerine gelmemiştir. Ülkücüler, Başbuğ'larını uğurlarken "Seni hayatta başbakan yapamadık ama rahat uyu, fikirlerini ve partimizi Türkiye'de iktidara getireceğiz" şeklindeki inançlı haykırışları, bugün MHP'yi ülkenin idaresinde söz sahibi haline getirdi. Yavuz Kayral gibi herkesin tanıdığı, MHP'li Fenerbahçeli'nin ve MHP'lilerin seçim zaferinden sonra keyiflerine diyecek yok.
Önceki akşam MHP'nin kuruluşundan bu yana çizgisinden hiç şaşmayan, partinin büyük destekçisi, dostum Mete Has ile beraberdim. Mete'nin dedikleri şunlardı; "Devlet Bahçeli ve arkadaşları MHP'yi büyük mücadele sonunda iktidara taşıdılar. Başbuğ'umuz sağ olsaydı belki de bugün tek başımıza iktidar olabilirdik. Devlet Bahçeli ve bugünkü MHP kadroları çok iyi yetişmiş. Ülkemizi, kişiliklerinden ödün vermeden, çok ciddi şekilde yönetecek kadroları var" demesi beni çok mutlu etti.
NATO 50 yaşına girerken, Bujar öldü
Cakova'lı 50 yaşındaki Bujar Spahiu, NATO uçağından atılan bombalarla öldü. Amerika ve NATO'nun, Sırp katliam ve vahşetinden Kosovalılar'ı kurtarmak için başlattığı ve sürdürdüğü hava harekatı ne yazık ki Kosovalılar'ı mutlu etmedi. Dünya tarihinde görülmeyen göç, katledilen insanlar, yakılan evler, büyüyen ıstırap ve bilinmeyen gelecek Kosovalılar'ı perişan etti.
Bugüne kadar yapılan yanlışlıklar neticesi Kosova'yı, batı silahlarının tüketildiği bölge yaptı. Türkiye'de Kosova'yı bilmeyen, sorunların nasıl başladığını anlamadan ne yazık ki fikir yürüten insanlarımız var. Evvelsi gün Kosovalılar ve bazı derneklerimizle toplantı yaptık. Reklam için beyanat verip, televizyonlara çıkıp Kosova'yı bilmeden konuşup, yorum yapanlar var. Bu tavırlar bizi yaralıyor. Tam 19 gündür Prizren ve Kosova'daki yakınlarımızdan haber alamıyoruz. Amerikan Başkanı Clinton, San Francisco'da yaptığı açıklamasında "Miloseviç gidecek. Bir Kosova devleti kurmayacağız. Kosova Yugoslavya sınırları içinde kalacaktır" demesini dehşetle izledim. Kosovalılar'la Sırplar artık beraber yaşayamazlar. Miloseviç'in arkasında daha 8 milyon Sırp Miloseviç var.
1982'de İspanya, 1955'de Federal Almanya'nın, 1952'de Türkiye ve Yunanistan'ın üyesi olduğu NATO'yu, Belçika, Kanada, Danimarka, ABD, Fransa, İngiltere, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Norveç, Hollanda ve Portekiz, Kuzey Atlantik bölgesinde barış ve güvenliği korumak, istikrar ve huzuru geliştirmek amacıyla 4 Nisan 1949 yılında Washington'da kurdular. Nisan 1993'de ilk kez BM isteğiyle geleneksel müdahale bölgesi dışında askeri görev üstlenerek Bosna Hersek üstünden Sırplar'a uygulanan uçuş yasağını denemeye girişti. NATO'nun ikinci icraatı da Kosovalılar'ı kurtarmak için Yugoslavya'yı bombalamak oldu.
14 Mayıs 1955 yılında Sovyetler'in liderliğinde doğu bloku ülkeleri Varşova Askeri Paktı'nı kurdular. Bu askeri pakt, 1956'da Macaristan'a, 1968'de Çekoslovakya'ya, 1981 yılında da Polonya'ya müdahale etti. Sovyetler'in dağılmasından sonra, 1 Nisan 1991'de Varşova Paktı da tarihe karıştı. Bu iki askeri güç zaman, zaman ülkelere müdahale etmiş ancak sorunları da çözememişlerdir. Olanlar oldu, ok yaydan çıktı. Artık çare tektir, Amerika ve Batı'nın, Kosovalılar'ı kurtarmak için Sırplar'dan arındırılmış Kosova'yı bir devlet olarak kurmaları şart olmuştur.
Washington'da NATO'nun 50. Yılının şenlikleri yapılırken, 50 yaşındaki Bujar Cakova yolunda öldü.
|
 |
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|