Nesrin Ünal... Meclis'in 21'inci dönem doktor vekillerinden. Türkiye gündemine başörtüsüyle oturdu. Ünal, siyah ve beyazın arasından gri pencereyi aralayarak şöyle diyor: "Türk vatandaşıyım. Ülkemi sıkıntıya sokacak hiçbir davranışta bulunmam."
Önce başınızın dışından başlayalım, sonra içine geçelim. Başınız ne zaman kapandı?
- Ülkücü görüşü benimsemiş bir ailede yetiştim. 66 yaşındaki annem, en baştan beri bu partiyi destekleyen bir insan. Babam da MHP'ye oy veriyor ama siyasetle ilgisi yoktur. Ağabeylerim de ülkücüdür. Ortaokulu, liseyi yatılı okudum Ankara'da. Orada ülkücü pek yoktu. Her kesimden çok iyi arkadaşlarım vardı. Üniversitenin ikinci yılında namaz kılmaya ve başörtüye başladım. O zaman Hacettepe Üniversitesi'nde kapalı yoktu. Benim için böyle daha uygun olacağını düşündüm. Yani bir baskıyla değil, içimden öyle geldi. Hatta arkadaşlarım da şaşırdı çünkü ben çok faal, sosyal bir insanım. Çizgimi değiştirmedim. Kendimi eve kapatmadım. Kimseyle ilişkimi kesmedim. Eski arkadaşlarımla hayatıma devam ettim.
- Ve 20 yıl sonra "Partim karar verirse başımı açarım" diyorsunuz. Bugün başınıza partinizin başı mı karar veriyor?
- Yok, öyle konuşmadım ben. Diyorum ki ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir vatandaşıyım. Çocuklarıma güzel bir gelecek bırakmak için bu devletin yaşaması gerekiyor. O yüzden bu ülkeyi sıkıntıya sokacak hiçbir davranışta bulunmam. Ben MHP'yi de çok seviyorum. O yüzden partimi de sıkıntıya sokmam ben.
- Genel Başkan Yardımcınız Şevkat Çetin, sizin eşiniz istediği için başörtüsü taktığınızı belirterek, "Meclis'e gelince elbette başını açacak" dedi. "Kocası örttüren, partisi açtıran" bir kadın imajı çiziliyor sizin adınıza. Hoş mu?
'Amacım hizmet'
- İlgisi yok, ben eşimle tanışmadan altı yıl önce başımı örttüm.
- Demek partiniz sizi tanımıyor.
- Yani onu nasıl konuştular, yanlarında değildim. Ama Genel Başkanımız net bir şekilde "İçtüzük ne gerektiriyorsa doktor hanımın ona uyacağına eminim" dedi. Benim amacım millete hizmet etmek, Meclis'in dışında kalıp da gerginlik yaratmak değil. İçtüzük çok net değil. Şimdi inceleniyor hukukçular tarafından. Son gün karar verilecek. Okuduğum kadarıyla içtüzükte başörtüsüyle girilmez diye de, girilir diye de bir hüküm yok.
- Diyelim, "Girilmez" diye yorumlandı ve başınızı açtınız. Bu, MHP'nin seçim bildirgesindeki "başörtüsü yasağı sona erdirilecek" sözünü yerine getirmesini nasıl etkiler?
- O başörtüsü problemini çözmek için Meclis'in içinde olmanız gerekir. Dışında olursanız yine çözemezsiniz. Dolayısıyla olumlu etkiler. İçindeyseniz, eğitim haklarının insanların görüşü ve kıyafeti ne olursa olsun verilmesi için elinizden geleni yaparsınız. Niyetiniz önemli. Ben oraya insanlara hizmet için giriyorum. Gerginlik yarattığınız sürece problem iyice çözülmez hale gelecek. Beş yıl sonra belki daha kötü sonuçlar doğuracak.
- "Bunun için ne fedakarlık yapmak gerekiyorsa yaparım" diyorsunuz.
7 yıl üniversite
- Yapmam lazım. Bu problem sokakta değil, Meclis'de çözülebilir. İnsanları ajite etmenin bir anlamı yok. Gerginlik mutlaka yumuşatılmalı.
- Başınızı açtığınızda kendinizi nasıl hissedeceksiniz?
- İhtisasımı başımı açarak yaptım. Hastaneden içeri girerken açtım dışarda kapattım. İlk zamanlar kendinizi çıplak hissediyorsunuz. İnandığınız bir şey var. Bunu uygulamak istiyorsunuz. Olmayınca ruhsal olarak etkileniyorsunuz tabii. Ama çalışırken de hastanede hastalara yardımınız oluyor. Demek ki bu fedakarlığı yapmam gerekiyor diyorsunuz. Çok ağır bir eğitimden geçiyorsunuz. Yedi yıl üniversite, dörtbuçuk yıl da ihtisas, on birbuçuk yıl. Bunu silip atamam. Evde oturamam. Mutlaka insanlara faydalı olmak zorundayım. Çünkü muayenehaneye parası olanlar geliyor. Ben de orta halli bir işçi ailesinin çocuğuyum. Bu insanları çok iyi biliyorum. Hep Devlet Hastanesi'nde onlara hizmet vermek istedim ve inanın yeşil kartlıların hamisi gibi bir şey oldum bir ara.
- Bu memlekette hem devlete hem Allah'a yaranmanın yolunu bulmuşsunuz.
- Niyet önemli. Ben hep insanlara yardım etmek için kendimden fedakarlıklar yaptım. Bunun da Cenab-ı Allah'a iyi geleceğine inanıyorum. Cenab-ı Allah, "insanları benim yarattığımdan ötürü seviniz" diyor. Biz Cenab-ı Allah'ın hatırı için bu hizmeti yapıyoruz. Yoksa ben karşılığında maddi bir menfaat beklemiyorum. Başörtüsünü bir insan hakkı olarak görüyorum. İnsan inanıyorsa başını örtebilir. Kamu görevi yapsa bile örtebilmeli. Ama örtüsünü örtüp yine de vatanına en iyi hizmeti vermeli, radikalleşmemeli. İslamiyet çok uzlaşmacı bir dindir. Peygamberimiz'in hadisleri vardır biliyorsunuz, "orta yolcu olunuz, aşırıya gitmeyiniz" diye.
- Başörtünüz, inancınızla yasalar arasında bir çelişki unsuru mu?
- Bu aşılamaz bir çelişki değil. Şimdiye kadar İslamiyet'i acaba insanlara yanlış mı aktardılar, o yüzden mi bu çelişki yaratıldı diye düşündüğüm için hep örnek insan olmaya çalıştım. İslamiyet'in ne kadar hoşgörülü olduğunu, hiç zor bir din olmadığını, sosyal bir din olduğunu ve insanların hep birlikte mutlu ve sağlıklı bir şekilde yaşamak için indirildiğini hep anlatmaya ve bunu kendi yaşantımda da göstermeye çalıştım. Biz ailecek kendimizi hiç soyutlamadık. Her görüşte insanla görüşüyoruz. Meclis'e gitmeyi o yüzden istedim. Yani bakın İslamiyet budur, başını örten bir doktor hanımın da sizden bir farkı yoktur. Toplumun problemleri için çözümler üretebilir. Toplumdan yabancı bir insan değildir. Bunu anlatmak lazım. O yüzden ben yasaları da suçlamıyorum. Acaba diyorum şimdiye kadar yanlış anlaşıldı da insanlar bunları koymak zorunda mı kaldı?
- Size göre bu işin doğrusu ne?
- İnsanlar kıyafetlerinde hür olmalı ama bu memleketin bütünlüğüne zarar verecek davranışlarda bulunmamalı. Önce vatan diyorum ben. Güçlü bir devletiniz yoksa, başınız örtülü olsa ne olacak? Şu Arnavutlar'ın halini görmüyor musunuz? Güçlü bir devletleri olsaydı böyle mi olurdu?
- Sizin başınızı açmanız FP'nin başörtülü milletvekili Merve Kavakçı'yı "başına açmaya zorlamak" anlamına gelecek mi?
- Ben başımı hizmet etmek için açıyorum. Benim Sayın Kavakçı'yla hiçbir ilgim yok. Onun ne yapıp yapmayacağı beni ilgilendirmez. Partilerimiz, dünya görüşlerimiz farklı. Demokrasinin olduğu bir yerde herkesin doğru bildiğini yapacağına inanıyorum. Yeter ki devlete zarar verilmesin.
- Başörtüsü nedeniyle öğrenimleri kesintiye uğramış kızlara mesajınız nedir?
- Ben aslında herkesin, açık-kapalı, istediği gibi okumasından yanayım. Ama mutlaka da diploma alınması gerektiğine inanıyorum. Yani eğer bir şeyler yapmak istiyorsanız kendi inançlarınız içinde, mutlaka bir kariyeniz olması gerekiyor. Kariyersiz hiçbir şey yapamazsınız. Ben başörtüsünün istismar edilmesine karşıyım. Elinizde imkan varken hiçbir şey yapmayıp, çıkıp da başörtüsü problemini çözümleyecegim derseniz şov yapmış olursunuz. O kızlara destek olan, sokakta karanfil verenler, Meclis'de bir şey yaptılar mı? Yapmadılar. O zaman o kızları kendi şovlarında kullanıyorlar. O kızlar şov yapmıyorlar. Onlar halis niyetli çünkü okumak istiyorlar.
- Peki nasıl çözülür bu konu?
'Önemli olan uzlaşma'
- Bu konu Meclis'te çözülür. Mutlaka Meclis'teki tüm partiler katılmalı. Sadece sağ görüşlü partiler değil, sol partiler de çözüme katılmalı. Kimse incitilmeden, kırılmadan herkes ortak bir yerde birleşecek ve karar çıkacak. Ben insanların görüşü, kıyafeti ne olursa olsun okumasından yanayım. İnsanları eğitmezseniz daha tehlikeli olur. Cahil insanları dışardan radikal grupların etkilemesi daha kolaydır. Biz Meclis'te kendi has niyetimizi anlatacağız yani bu işi istismar etmediğimiz ama Türkiye'nin gerçeği olduğunu ve mutlaka bunda uzlaşmamız gerektiği söyleyeceğiz.
- Ve başınızı açmanız, uzlaşma isteğinizin bir kanıtı mı olacak?
- Evet. Milletvekiliğine adaylığımı koyarken ilk başta tereddüt ettim. Acaba başım açmam gerekirse bunu kaldırabilir miyim diye. Uzman hekim olarak, belli insanlara yardım edebiliyorsun Antalya'da. Ama milletvekili olarak daha çok insana yardım edebileceğimi ve bizim gibi normal Anadolu insanlarının mutlaka Meclis'e gitmesi gerektiğini ve taşın altına elimizi bizim de koymamız gerektiğini düşündüm sonra. Diğer kesimlere bırakıyoruz bu işleri. Onlar da Türkiye'nin on yılını kaybettirdiler.
- "İç tüzüğü hukukçularımız inceliyor" demiştiniz. Diyelim ki hukuken bir mahsur görülmedi, başörtünüzle Meclis'e girebileceğiniz sonucuna varıldı. Ne yapacaksınız?
'Türkiye kaybolur'
- Sadece hukukçuların "engel yok" demesi yetmiyor. Meclis'in de bir engel yok demesi gerekiyor. Yani Meclis ile bizim hukukçuların uyuşması gerekiyor. Ben kesinlikle karşı karşıya gelmek istemiyorum o zaman ortalığı iyice gerersiniz. Telleri koparırsanız, Türkiye kaybolur.
- Meclis'te sizce kadınlar pantolon ceket giyebilmeli mi?
- Bence giyebilmeli. Ben şimdi dağ taş gezdim, etekle gezmem mümkün değil, yani ikisini de giyebilmeli. İçtüzük değişikliği yapılarak kıyafet serbestliği gelmeli. Tabii sınır koyacaksınız, peçeyle de girilmez. Ama Meclis'e kadınlar pantolon-ceketle de girmeli, tayyörle de başörtüsüyle de. Hekimken de biz pantolon kullanıyoruz. Çünkü eğilip kalkıyorsunuz, acil müdahale yapıyorsunuz. Bunu etekle yapamazsanız.
- Dışarıya çıkarken pardesü giyiyor musunuz?
- Hayır ceket giyiyorum. Yazın Antalya çok sıcak. İçimi belli etmeyen bol bluzler giyiyorum. Eşarbımı da sabit bir şekilde örtmüyorum. Kıyafetimin yakasının açık kapalılığına göre karar veriyorum. Bir akşam yemeğine gidiyorsunuz mesela daha şekilli daha hoş örtüyorsunuz. İşe giderken daha basit örtüyorsunuz.
- Meclis dışında yine başınızı örtecek misiniz?
- Evet.
- Başınızı açarsanız saçınızı nasıl bir model yapacağınızı şimdiden düşünüyor musunuz?
'Makyaj yapmıyorum
- Geçmişte açtığım zaman ya kısa kestirdim ya da at kuyruğu yaptım ama kıyafetime uygun tokalar taktım. Yine de insanlara çok itici görünmek istemem. Ama hiçbir zaman saçımı yaptırmadım, boyatmadım. Bu benim kendi içimden gelen bir şey. Bazı örtülüleri görüyorsunuz makyajını da yapıyor. Ben doğal olmaktan yanayım. Ben başım açıkken de hiç makyaj yapmadım.
- Evin reisi kim?
- Biz çok uyumlu bir aileyiz ama evimin reisi eşim. Bu gelenek göreneklerden kaynaklanıyor, İslamiyet'ten değil. Her şeye ortak karar veriyoruz. Eşim bana baskı yapan, ne yapıp yapmamam gerektiğini söyleyen bir reis değil. Hiç engellenmedim eşim tarafından. İhtisasımı yaparken ikiz oğlanlarım oldu. Hep eşim baktı çocuklarıma. Sonra kızım oldu. Halaları, oğullarıma dediler ki, "Bu kıza iyi bakın ütünüzü yapacak, kahvenizi yapacak." Durun dedim, onlara hizmet yapsın diye doğurmadım ben. Bu kız da erkekler gibi okuyacak. Herkes ütüsünü kahvesini kendi yapsın. Ben çocukluğumdan beri bunun mücadelesini verdim. Ağabeylerim de beni hiç kullanmadı. Herkes üzerine düşeni yaptı.
- Zaten mesele de burada Nesrin Hanım. Herkes üzerine düşeni yapmalı.
Geniş hayat yelpazesi...
Nesrin Ünal: Hem kadın, hem milletvekili, hem de MHP'li. Üstüne üstlük bir de başörtülü. Türkiye gibi bir ülkede ilgi odağı olmak için yeter de artar bile. Antalya'daki evinde yaptığım söyleşinin bende bıraktığı izler şöyle:
Ne istediğini bilen, çok zeki bir insan. Meslek seçerken doktorluk tek seçeneğiydi. Milletvekilliği adaylığını koyarken de MHP'den başka bir parti düşünmedi. Hedeflerine ulaşma kararlılığı ve başarı hırsını, "her şeyin hayırlısını istemek" anlayışıyla dengeliyor. Pozsuz, yumuşak, hoşgörülü, mütevazı ve sosyal bir kişilik. 14 yıllık hekim olmasına rağmen, hâlâ hastalarıyla birlikte ağlayarak ve onları tamamen iyileşinceye kadar takip ederek herkesi şaşırtıyor. Milletvekilliğini kazanmasında hastalarının desteğinin büyük payı olduğuna inanıyor. Sürekli spor yapıyor, geniş bir ilgi yelpazesinde okuyor. Seri düşünüyor, çabuk konuşuyor.
Gündem gereği daha çok başörtüsünü konuşuyoruz. Yerim elverseydi diğer konulardaki görüşlerini de aktarmak isterdim. Böylece milletin oylarıyla seçilmiş bir kadına başının dışı nedeniyle "yaratık" muamelesi yaparmış gibi bir duruma düşmek istemezdim. Nesrin Ünal fotojenik değil ve bu imaj çağında belki profesyonel yardım alması gerekiyor. Ama gözlerinden sevgi ışıltıları fışkırıyor. Antalya Milletveki Nesrin Ünal sadece siyah, sadece beyazı bilenlere "grileri" de hatırlatıyor.