NATO, 50. doğumgününü, Balkanlar'da Boşnak ve Arnavut Müslümanlara yönelik katliamı, Osmanlı-Türk tarihine ve kimliğine karşı intikamı, bir "varoluş gerekçesi" haline getiren Sırbistan'a karşı amansız bir hava savaşı yürütürken kutluyor. NATO Anlaşması, 50 yıl önce, bu son Zirve'nin açılış töreninin yapıldığı salonda imzalanmıştı. O sırada, müttefik uçakları kurdukları hava köprüsüyle Berlin'i ayakta tutmaya uğraşıyorlardı. Yine o salon; ve bu kez NATO uçakları, Belgrad'daki zalimin üzerine yağıyorlar...
Yaş itibarıyla NATO ile "akran"ım. Ömrümüz beraber geçti. Eylemci gençlik günlerimizde, NATO'ya karşı gösteriler düzenlemek veya bunlara katılmak, o dönemdeki kimliğimizin bir parçasıydı.
Bir yanlışlık yok. O günlerin Amerika'sı Vietnam'da haksız bir savaşın tarafıydı. NATO -bugün olduğu gibi- o gün onun kontrolündeydi. Mazlumdan yanaydık. Bu, siyasi ve ideolojik olmanın ötesindedir. "Ahlâk”" bir tavırdır. Şimdi de öyleyiz.
Bir zaman sonra NATO ile "barıştık". Meslek hayatımda çok sayıda ve çok yerde, NATO Zirveleri izledim; iki NATO turuna katıldım. NATO Savunma Koleji'nde iki kez konferans verdim. Şimdi, "etnik temizlik"ten başka gidecek yolu olmayan "milliyetçilik"in saldırganlığını ezip mahvetmesi ve mazlum insanların evlerine dönebilmeleri için NATO en büyük umudum!
Herşey değişti. Biz değiştik. Amerika değişti. NATO değişti. Artık NATO'nun başında "bizimkiler" var...
Vietnam Savaşı'na karşı olduğu için, askere gitmekten tüymüş Bill Clinton, NATO'nun "patronu" konumunda. İspanyol Sosyalist Partisi'nin NATO aleyhtarı gösteriler düzenlemeyi iş edinmiş afacan üyesi Javier Solana, şimdi NATO'nun Genel Sekreteri...
Tüm siyasi geçmişlerini NATO aleyhtarı gösteriler süslemiş Gerhard Schroeder, Almanya'nın Başbakanı; Joschka Fischer ise Dışişleri Bakanı... Ve, aynı dönemlerde benzer işlerle uğraşmış İngilizler: Tony Blair ve Robin Cook...
NATO'nun Washington'da idrak edilen 50. yıldönümünün daha da ilginç tipleri arasında, NATO'ya yeni katılan Polonya'nın Cumhurbaşkanı Aleksandar Kwasniewski'yi, İtalya Başbakanı Massimo d'Alema'yı, hatta Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'i de kaydetmek lâzım. Kwasniewski, Lech Walesa'ya karşı yenilenmiş Komünist Partisi'nin adayı olarak yarıştı ve seçimi kazandı. Şimdi NATO'nun en hararetli savunucusu. D'Alema, iktidara gelmesini tüm Soğuk Savaş boyunca NATO'nun engellediği bir partinin mensubu olarak NATO'nun 50. yılını kutluyor. Simitis, "NATO'dan çıkmak" sloganı ile 1980'lerin başında iktidara yürümüş olan PASOK'un kurucularından...
Herşey değişti. Biz değiştik. Amerika değişti. NATO değişti. Biz değiştiğimiz için NATO değişti. Amerika değiştiği için NATO değişti. NATO değiştiği için, Bosna Müslümanlarının koruyucu gücü; Kosova Müslümanlarının, "Rumeli mazlumları"nın umudu.
Bense, kendi yolumun aklıma gelmesi mümkün olmayan bir garip biçimde yine NATO'yla kesişmesini yaşıyorum. NATO Zirve çalışmalarının yapıldığı bina, benim bir süredir hergün gelip gittiğim geçici mekânım... NATO geldi, orada da beni buldu. Salonlarımızı üç günlüğüne NATO liderlerine devrettik... Balkanlar'da saldırgan milliyetçiliğin belinin kırılması toplantılarının, benim çalıştığım yerde yapılıyor olmasından özel bir haz duyuyorum...
Sadece, o değil. Türkiye'nin geriye ve kötüye gitmemesinin ve geleceğinin güvencesinin NATO'ya mensubiyetinde olduğunu görüyorum. NATO'ya katılmış olmak, Cumhuriyet tarihimizin belki de en isabetli kararı...
Kosova kurtarılabilirse, bu, NATO'yla olacak. Türkiye'nin bugünü ve geleceği onunla sağlama alındığı gibi.
NATO'nun şu sıralarda varacağı kararların hükmü, seçim sonuçlarından daha önemŒlidir derken, bunu kasdetmiştim. Her seçim sonucunun hükmü birkaç yıl içinde kalkıyor. NATO'nun hükmü ise 50 yıldır sürüyor.
Unutmayın; Türkiye, NATO sisteminin bir parçası...