


Varılacak hedef değil, yolculuğun kendisi..
Gençken hayatın evlenip çoluk çocuğa karışınca daha iyi olacağına inanırız. Sonra çocukların yeterince büyümediğine karar verir ve onlar büyüyünce halimizden daha memnun olacağımızı düşünürüz.
Daha sonra gençlerle uğraşmaktan usanır ve çocuklarımız gençlikten çıkınca kesinlikle mutlu olacağımıza inanırız. Eşimiz bize daha iyi davranmaya başladığında, daha güzel bir araba aldığımızda, tatile çıkabildiğimizde, emekli olduğumuzda mutlaka daha mutlu olacağımızı kendimize hatırlatırız.
Gerçek şu ki, mutlu olmak için içinde bulunduğumuz andan daha uygun bir zaman yoktur. Şimdi değilse, ne zaman?
Hayatınız her zaman zorluklarla, engellerle dolu olacaktır. Bunu işin başındayken kabul edip, herşeye rağmen mutlu olmaya karar vermek en iyisidir. Uzun bir süre, gün gelip gerçek hayatımın başlayacağını düşündüm. Ama her zaman önce aşılması gereken bir engel vardı karşımda. Yaşanması gereken bir acı, bitirilmesi gereken bir iş, ödenmesi gereken bir borç. Hayat hep daha sonra başlayacaktı. Sonunda bu engellerin aslında benim hayatımın ta kendisi olduğunu farkettim.
Hayata bu gözle bakınca mutluluğa ulaşan bir yol olmadığını gördüm. Mutluluk aslında bu yoldan ibaret. O zaman elindeki her anın kıymetini bil. O anı senin için özel olan, seni özel bulan birisiyle paylaşabildiğin için daha bir sev ve hatırla ki, zaman kimseyi beklemez.
Ve hemen vazgeç, şu andan daha iyi bir an olmayacağına karar vermek için okulu bitirmeyi, okula geri dönmeyi, on kilo vermeyi, on kilo almayı, çocuk sahibi olmayı, çocukların evlenmesini, bir işe girmeyi, evlenmeyi, boşanmayı, cuma akşamını, pazar sabahını, yeni bir ev almayı, arabanın taksitlerini ödemeyi, ilkbaharı, yazı, sohbaharı, kışı, zengin olmayı, ayın birini veya onbeşini, radyoda sevdiğin şarkının çalınmasını, sarhoş olmayı, ayılmayı, ölmeyi, yeniden doğmayı beklemekten..
Mutluluk varılacak bir hedef değil, yolculuğun kendisidir.
* * *
Bana, bize yolladığı bu enfes satırlar için Sevdi Kuley'e nasıl teşekkür etmeli acaba?..
Pazar neşesi
Pazar neşemiz Uşak'tan geldi.. Murat Çelik'ten..
Gelinle tatil köyündeki şahane düğünden sonra damat gerdeğe girmişler.. Ertesi sabah kahvaltıda yoklar.. Anneler ve babalar meraklanır.. "Nerede bunlar yahu?.."
Gelinin küçük kız kardeşi "Ben biliyorum, neden gelmediklerini" der.
Annesi azarlar..
"Sus, terbiyesiz!.."
Öğle yemeği, gene odadan kimse çıkmaz.. Gene telaş..
Küçük baldız gene ortaya çıkar:
"Ben biliyorum niye gelemiyorlar!.."
"Sus terbiyesiz.."
Akşam yemeği gene kimse yok. Gene merak.. Gene küçük baldız.. Gene azar:
"Sus terbiyesiz!.."
İkinci günün sabahı gene kahvaltıya gelmeyince yeni evliler ve küçük baldız gene ortaya çıkınca "Ben biliyorum" diye.. Bu defa sorarlar..
"Söyle bakalım nedir bildiğin?.."
"Ablam o gece benden Nivea krem tüpünü istemişti. Yanlışlıkla Japon yapıştırıcımı vermişim!.."
PAZAR KEYFİ
Seçimler bitti de ne oldu?..
Deniz Baykal barajı geçememe riskini hesaplayıp, seçim gecesi dalgıç takımlarını giyerek sonuçları izlemeye başladı.
Sonuçlar açıklandıkça titremeye başlayan Baykal'ın önce parkinson hastalığına yakalandığı sanıldı. Ancak kontroller sonrası bunun "partinin son" hastalığı olduğu anlaşıldı.
*
Tansu Hanım seçim sonuçlarını sırf kendisi için yayın yapan btv'den izledi. Uzun süre btv'nin "anlama engelliler" için hazırlanmış "DYP yüzde 45 oyla birinci parti" şeklindeki haberleriyle avundu.. Hezimet en aptalların dahi anlayacağı şekilde ortaya çıkınca çevresindekilere "Üzülmeyin, hele bir öz memleketim Alabama, Kentucky, New York sandıkları açılsın hepsini geçeriz" dediği duyuldu.
*
Mesut Yılmaz umduğunu değil bulduğunu yiyenlerdendi. Mesut Bey bir ara Berna Hanım'a dönerek "Mahzun'u kullandık, mahzun olduk. Bir daha ki seçime hatırlat da Şener Şen'i kullanalım." dediği öğrenildi.
Seçime Mahsun KIRMIZIgül'le giren Yılmaz, seçim sonrası renk değiştirip Yılmaz MORgül oldu.
*
Seçim sandıklarından civciv çıkacak kuş çıkacak, güvercin ile arı çıkacak derken kurt çıktı. Kimileri "Ülke kurda kuşa teslim edildi" diye dövündü. Kimileri de "Ak Güvercin Bahçeli Devlete konsun. Arılar atları soksun" yorumları yapmaya başladılar.
*
Baykal gecikmeli de olsa istifa etmeyi başardı. Gecikmeye sebep olarak daha evvel hiç istifa etmeyen Baykal'ın acemiliği ve baraj suları altında kaldığı için kurulanmasının uzun sürmesi gösterildi.
*
Yıllardır CHP'ye oy verip İnönü Stadı'nda Deniz tarafında kaleye oynayan Sosyal Demokrat seçmenler artık siyaset maçlarını stad dışında beleş, tepeden seyretmek zorunda. Bu arada Baykal'ın 8.79 oy oranıyla barajı aşamayışını değerlendiren Erman Toroğlu "Siz bakmayın kural'cı Hıncal'a.. Demek ki barajı 9.15'e çeksek gene birşey değişmeyecekmiş" dedi.
BİR TAVSİYE
İki film birden..
Çocukluğumuzdan kalan bir deyiş..
İki film birden.. Sinemalar iki film oynatırlardı bir bilete, seyirci çekmek için.. Alışmıştık.. Ama Antakya'daki Gündüz Sineması nasıl garip gelmişti.
Babam oraya tayin olmuş.. Kilis'ten taşındık. İlk pazar sabahı da ağabeyimle sinemaya diye çıktık evden. Asi Nehri köprüsünü geçtik, sinema orada.. Önünde koca bir afiş tahtası.. Üzerinde de koca koca harfler..
"On film birden.."
Rekabet işi nerelere getirmiş..
25'er kuruşa bilet alıp girdik, sabahın onu..
Bir çıktık, etraf zifiri karanlık. Bizimkiler sokağa düşmüşler, meraktan.. O zamanlar güneş battıktan sonra evde olmayan çocukları merak etmek gibi bir adet vardı..
Hey gidi günler hey..
Nereden nereye geldik..
Efendim bugün size iki film birden yazacağım da.. Başlığı öyle attım, atınca da takılıp kaldım, çocukluğuma..
* * *
Kuşatma kendisinden önce haberi gelen filmlerdendi..
Bir İslam terör örgütü.. Baş edemeyen FBI ve olaya el koyan asker.. Yani sıkı yönetim..
Sıkı yönetim Amerika için çok ilginç tabii.. Oysa bizim için vukuat-ı adiye.. Gazetecilik yaşamımın yarısı neredeyse sıkı yönetimle geçmiş, sayarsam.. Niye ilginç olsun ki?..
Film, Devlet, bu FBI oluyor, yani Denzel Washington ile, Derin Devlet, bu da asker oluyor, yani ya, Bruce Willis tartışması..
Çok hareketli, çok heyecanlı bir aksiyon filmi beklerken, kendimi neredeyse bir TV tartışmasının içinde bulmamayım mı?..
Sanırsınız Siyaset Meydanı..
Aceleye gelmiş bir film sanki.. Giderseniz, eh işte.. Vakit geçirirsiniz. Gitmeseniz.. Pekala olur..
* * *
American History X..
American History, Amerikan tarihi demek.. X mı ne oluyor sonundaki..
Hani bir zamanlar, zenci eşitlikçiler soyadlarını ortak yapmışlardı, X diye.. Malcolm X mesela.. Bu da o X işte..
Gene TV tartışması gibi bir film. Bu defa tartışanlar sokak çocukları.. Yani ya, Savaş Ay'ın A Takımı..
Edward Norton fena halde dazlak.. Kafa kazınmış.. Hitler ve gamalı haça sarınılmış. Nerede zenci, Uzakdoğulu, Meksika kaçkını varsa ezilmeli..
Kardeşi Edward Furlong da onu idol edinmiş.. Peşinde..
Birinci Edward evini basan iki zenciyi öldürüp hapse düşünce, orada bir zenci ile dost olup değişime uğruyor. Değişim başlangıcı sadece kafada olmuyor. Kendisi gibi faşist mahkumlar onu kıçüstü oturamaz hale getirerek, değişim sürecini hızlandırıyorlar.
Burada bir not.. Edward iki zenci öldürüp hüküm giymiş.. 3.5 yıl. Zenci arkadaşı ise çalıp kaçarken elindeki televizyonu beyaz polisin ayağına düşürmüş. Ayak kırılmış.. 6 yıl!.. Adalet'in gözü kör Allah'tan.. Ya maazallah bir de açık olsaymış.
Film, Edward Norton'un, Yunan trajedilerininkinden de uzun tiradları olmasa bayağı iyi.. Norton harika oynuyor ama, bu tiradlar bayıyor..
Kardeşinde Edward Furlong da harika oynuyor. Filmde herkes iyi oynuyor..
Şimdi bu iki filmden birini tercih durumunda kalırsanız..
American History X!..
Muhtar!..
Çocuktan al haberi yarışmasında Berna Laçin 4 yaşında bir kızla konuşuyor.
Berna: Muhtar kimdir, ne iş yapar?
Çocuk: Muhtar konuşur, bir şeyler anlatır, bizi çok güldürür..
Berna: Allah Allah!. Kimmiş bu muhtar?
Çocuk: Reha Muhtar!
(Teşekkürler Yavuz)
Ne demek bu?..
5 milyon 650 bin seçmen sandığa gitmemiş!..
1.5 milyon seçmen gitmiş ama boş oy kullanmış.
Toplam..
7 milyon 150 bin..
Yani seçimden birinci çıkan DSP'ye oy verenlerden fazla insan "Hiçbiriniz on para etmezsiniz" demiş partilere..
Yaninin yanisi..
On para eden bir parti kurabilsek, seçimi kazanacağız!..
SEVDİĞİM LAFLAR
"Bir şey herşeyi değiştirebilir ama herşey bir şeyi asla. O bir şeyi bulmak, hayatı bulmak olsa gerek."
Anonim (Teşekkürler Esra)
BİZİM DUVAR
Tansu Bacı hala kendini başarılı gösterme gayretinde. Partiyi barajın kıyısına getirdi, şimdi baraj kıyısında sazan avlamaya çalışıyor.
Hakan&Utku
PAZARIN SORUSU
Dilsiz çocuklar, elleri dolu iken konuştukları için azarlanırlar mı?.