İki partili konuşuyorlardı. Lider dalkavukluğuyla ünlü olan bir tanesi, liderin kafasızlığı yüzünden siyasal hayatı kör kuyuya düşmüş gibi olan ötekine sordu:
- Doğum gününde Genel Başkanımıza telgraf çektin mi?
Öteki:
- Hayır ama anasına çektim, dedi.
- Anlamadım, ne diye anasına çektin yani?
- Daha uğursuzunu doğuramazdınız, diye...
Bir Türk'le bir Fransız siyasetten konuşuyorlarmış. Türk:
- Sizde, demiş, kime demagog diyorlar?
- Bizde mi? Şey... Sandalı kendisi sallayıp da, denizde korkunç bir fırtına olduğuna herkesi inandıran adama... Ya sizde?
- Bizde tam tersinedir. Tayfun patlamış, dalgalar kabarmış, sandal alabora olmak üzereyken; dümene kurulup sırıtkan bir yüzle "hava enfes, denizde kırışık yok, pupa yelken gidiyoruz" diyen adama, derler.
Lideri yüzünden hayatı karmakarışık olan bir siyasetçiye sormuşlar:
- Elinden gelse şu senin Parti Başkanı'na ne yapmak isterdin?
- Bir demiri kızdırır, kızgın olmayan yönünü arkasına sokardım.
- Neden kızgın olan yönünü değil de, kızgın olmayan yönünü?
- Çıkarmak istedikçe eli yanar çıkaramazdı...
Adamın biri iyice hastalanmış. Yakınları doktor çağırmışlar.
Doktor gelir gelmez yataktaki hastaya şöyle bir bakmış ve hemen çıkıp başına oturmaya kalkmış.
Hastanın yakınları:
- Aman demişler, ne yapıyorsunuz doktor bey?
Adam zaten nefes alamıyor, bir de siz çıkıp kafasına oturunca, hemen ölecek zavallı..
Doktor:
- Başka türlü kurtaramam, mutlaka başına oturmam gerek, diyormuş.
- Lütfen yapmayın, inin hastanın kafasından...
Doktor:
- Buraya bakın, demiş yeni bir tedavi yöntemi bu. Türkiye'yi kurtarmak isteyenler de, görmüyor musunuz hemen çıkıp başına oturmak için uğraşıyorlar...
Ozan Prevert'in bir tek dizeden ibaret matrak bir şiiri vardır. Vaktiyle Oktay Rıfat, bu dizeyi Türkçe'ye şöyle çevirmişti:
Blaise Pascal adında biri
Tatara titiri
Siz de gözünüzün tutmadığı herhangi bir siyasetçiye uygulayabilirsiniz bu şiiri.
Örneğin:
Bilmem kim adında biri
Tatara titiri...
Herkesin sorduğu bir soruyu şifreli olarak yazıyoruz. Şifreyi çözüp yanıtını vermek size düşüyor:
"İm idey ıyavya eklü"
Ünlü yontucu Rodin'e: - Bu güzel heykelleri nasıl yapıyorsunuz, diye sormuşlar.
Rodin:
- Taşın fazla tarafını atıyorum, geriye heykel kalıyor, demiş.
İyimser bir vatandaş Rodin'in bu sözünü tekrarladıktan sonra:
- Bizim siyasal yaşamdan da şu çeteleri, yolsuzlukları, mafyalaşmayı, rüşveti, kayırmacılığı çıkarabilsek, geriye sadece demokrasi kalacak, diyordu...
Daha karamsar olan bir vatandaş:
- Evet ama, dedi, yine de bir kuşku düşüyor insanın içine; ya geriye hiçbir şey kalmazsa?..
Seçimlerden sonra düş kırıklığına uğrayan DYP'li bir kahveci, tutmuş kahvenin baş köşesine Dertli'nin şu kıtasını yazmış:
Rızk için üzüntü çekme alemde
Rezzak ismi varken levh-i kalemde
Gücün kolayı var kalma elemde
Attan inen yine biner demişler
Bir CHP'li de gelmiş, kıtanın altına şu notu düşmüş:
Elbet umut hiç kesilmez alemde
Aynı şeyi söylerdi benim köse dedem de
Bizim gibi kıçına bir altı ok girerse
Eşşeğe dahi zorca binersin cehennemde
Eski bir poltikacı: - Bazı şeyler iktidara gelince yenir, diyordu; bazıları da gelemeyince...
İki de örnek verdi:
- Haram, rüşvet, haraç iktidara gelince yenir.
Ve ekledi:
- Liderler de iktidara gelemeyince..