kapat

CUMA 09 NİSAN 1999

SERPİL YILMAZ (e-posta:syilmaz@sabah.com.tr )

Gülçin, bu ne biçim haber?

Mektup yazmayı seversin. İlk kez ben de bu üslubu deneyeceğim. Başka türlü yazmak da hiç içimden gelmiyor zaten. Yalnızca seninle sohbet etmek istiyorum. Aynen bir haber konusu üzerine yaptığımız görüş alışverişi gibi...

Sana, o günü, 6 Nisan gününü anlatayım.

ANAP İstanbul birinci bölge milletvekili adayı Sibel Çarmıklı, Kuruçeşme'deki Mavi-Yeşil'e davet etti bizi.

Yanımda Neşe Düzel vardı; iyiki de... Son günlerde hep yaptığımız gibi, sohbete senin sağlık durumunla ilgili bilgileri birbirimize aktararak başlamıştık. Lafımız bitmemişti. Çarmıklı elindeki cep telefonundan aldığı son "haberi" aktardı, dudak aralığından. Ben duydum, Neşe duymadı. Yüzüm değişmiş olacak, Neşe "Ne oldu?" diye sıkıştırıyor.

Çarmıklı "Telefondaki Saaddettin Tantan'dı, Gülçin Telci'yi kaybettik" dedi. Tantan, senin sevdiğin yer olduğu için dostlarının biraraya geldiği Papermoon'a gidiyormuş. Yolunu çevirdi, bize geldi.

Neşe elindeki kırmızı şarap kadehini, benimle tokuşturarak, "Gülçin kırmızı şarabı çok severdi, onun için" diyebildi...

Gazeteciliğe başladığın yıllara denk düşmüştü Neşe, ben sonrasına yetiştim. Ama hep birlikte ekonomi alanında aynı haberleri soluğumuz koşuşturmayı unutamadığımı hatırladım. Meral Tamer, Zeynep Göğüş, Özcan Ercan...

Ne garip, Çarmıklı'dan duyduk göçüp, gittiğini. Oysa sana ne kadar sitem etmişti, yazdığın bir yazıdan dolayı. Unutmuş, geriye tadın kalmış. Duygun kalmış. İnançla, dürüstlükle yazdığın yazıların izleri kalmış.

İstanbul için ANAP'ın Ali Talip Özdemir'i değil de, Tantan'ı aday göstermesini ne kadar istemiştin. O gün, o da bizimleydi.

Merak edersin şimdi, Tantan İstanbul için kimi destekliyor diye...

Bunu doğrudan doğruya şudur diye söylemesini beklemiyorsundur, öyle de oldu: "Dürüstlüğe oy verin" dedi. "İstanbul'u bitirdiler... Refah artı Fazilet Belediyesi'nde İstanbul talanını kimse görmedi" diye de ekledi. Nedir dedim, "Benzin istasyonlarına bakın, hesapsız kitapsız" cevabını verdi. Düşündüm sahiden benzin istasyonlarında birşeyler olabilir. Yoksa Adnan Şenses gibi gece dünyasının ismi, benzin istasyonu iznini Tayyip Erdoğan'dan aldı diye, konvoyundan şarkılar söylüyor olmasın diye geçirdim aklımdan...

Neşe Tantan'ı sıkıştırdı; "Meclis'e girdiğinizde ilk neşteri hangi konuya vuracaksınız" diye...

Tantan, yanıtlamakta güçlük çekince "Şimdiden ne diyebilirler? İçişleri Bakanı mı olacak, Devlet Bakanı mı olacak, muhalefte mi kalacak, ona göre konuşurlar, herhalde" diye soruyu biraz daha itekledim...

Tantan onayladı...

Neşe atıldı, "Demokrasi" olsun...

Tantan "Hayır, adalet" dedi... Sonra biraz daha açtı "En önemli sorun eğitim. Halkımız eğitim eksikliğinden dolayı, aldatılıyor. Adil bir yönetim bu dengeyi kurar. Sonra dürüstlük, daha sonra da bu temel dengelerin verdiği güvenle ekonomide kalkınma."

Belli oldu, Tantan'ın terazisinde "adalet" ağır basıyor.

Sibel'e gelince. Sen ona "Zengin kızı" diye bakarsın biliyorum ama şu ANAP'ta onun kadar çalışan partili sayısı çok değilmiş. Tantan "Anadolu'yu karış karış gezdi" diyor. Seçim bölgesinde mekik dokuduğu zaten biliniyor. Partililer espri yapıyormuş. "Seni parti 6'ıncı sıraya koydu ki, önündeki 5 kişiyi taşıyasın..." Önündeki aday ise Güneş Taner. Taner, kendini hesaba, kitaba vermiş. Hangi bölgeden kaç milletvekilini garantileyeceklerini sayıyormuş.

8 Nisan günü Diyarbakır'a gitmem gerekiyordu, seni uğurlayamamanın üzüntüsünü, 7 Nisan'da sevdiklerinle olarak atmaya çalıştım. Amerika'da tedavi gördüğün sırada bile seni yalnız bırakmayan, gözlerini yummadan 5 dakika önce hastaneden ayrılan Feride Donat'la... Bir de Nilgün Yücaoğlu vardı. Feride ve Nilgün beni anılarda Selanik'e götürdü. Feride ve Atilla Donat'la Yunanlılar'ın elinde kaldığınız, TÜSİAD gezisine... Nilgün'ün şirketi organize etmişti. O sıralarda eşi Erkut Yücaoğlu başkan değildi ama ev sahipliğini birlikte en iyi şekilde yapmışlardı.

Seninle son haber takibim de bu olmuştu. Rahmi Koç'la bu gezi sırasında sizlerden gizli bir görüşme yapma fırsatı bulduğumu farkettiğinde, her zaman ki "muzip" halinle "Bizi atlattın" demiştin.

Ben senin kadar muzip olamayacağım. Asıl sen kötü atlattın. Bu kadar acı haber! verilir mi?


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr