CUMA 09 NİSAN 1999
Haya ile iffet arasında derin, sağlam ve yakini bir ilişki vardır. Hatta iffetin dayandığı temellerden biri ve en önemlisi utanma duygusu dediğimiz hayadır. Makalemizin ana konusunu teşkil eden "iffet" kavramını çeşitli açılardan ele almaya çalışacağız.
Kendimizi zaptetmek, bir şeyi yapmaktan çekinmek, perhiz etmek, mütedil olmak, namuslu olmak, erdemli olmak, nezih ve temiz olmak, mahçup ve mütevazi olmak, terbiyeli olmak ve lekesiz olmak manalarına gelen iffet kelimesi, sütün memede birikmesi, haram ve çirkin işlerden kaçınmak, memede kalan sütü içmek anlamlarını da ifade etmektedir.
Şehvetin galebesini önleyen nefiste oluşan bir haldir iffet. Genelde, Türkçemizde iffet ile namus kavramları kullanılmaktadır. Namusun erkek, iffetin ise kadın için kullanılması yaygın bir uygulamadır. Ama, bu kavramların Kur'an'da yer alanı iffettir. Aslında namus, iffetin manası olmaktadır. İngilizcede namus için honor, honesty kullanırken, iffet için chastity, innocence kullanılmaktadır. Bu dilde namus ile iffetin ortak manası, honesty olmaktadır.
Namus, hukuk kanun ve nizam manalarına da gelmektedir. Güven ve istikamet gibi erdemlerin bütününü teşkil eden namus, bir kimsenin mahrem ve gizli sırlarına sahip olması demektir. Diğer meleklerin bilmediği pek çok sırları, cebrail bildiği için, ona namus-u ekber (en büyük namus) adı verilmiştir.
Arapçada iffet için tayyib (temiz) kavramı da kullanılmaktadır. Temiz, kavramının iffet manasında Türkçede şöyle bir cümle ile kullanılmaktadır: "Eteğine temiz adam." Buradaki "etek" ile "temiz" kelimeleri, iffeti veya namusu ifade etmektedir. Etek, cinsel organların mecazi anlamı olmaktadır. "Eteği pis, ya da eteğine düşkün adam" ifadesi de, cinsel içgüdüsüne yenik düşmüş, cinsel bakımdan ahlaksız manasına gelmektedir. Şimdi iffet ve tayyib (temiz) kavramlarının Kur'an'da nasıl işlendiğini açıklayabiliriz:
a) İffet kelimesinin "çekinmek" manası Kur'an'da yer almaktadır: "... zengin olan yetimin malından yemekten çekinsin..." (Nisa, 6) Buradaki mana, tamamen yetimi büyüten kişinin onun malından yemesini yasaklayan ekonomik bir mana olmaktadır. Demek ki, kimsesiz olan çocuğun malından yememek de iffet olmaktadır. Biz buna iffetin ekonomik ilişkilerdeki boyutu da diyebiliriz. İffeti sadece cinsel ilişkilerde değil, ekonomik ilişkilerde de aramalıyız. Cinsel ilişkilerde iffetli olan ekonomik meselelerde hak yiyorsa, iffetin o boyutunu kaybetmiş demektir. Onun içindir ki Yüce Allah, Nisa Suresi'nin yukarıda verdiğimiz ayetinde, "men" ve "ihtiraz" kavramlarını kullanmamıştır. Çünkü bu kelimeler de, "çekinmek" manalarına gelmektedirler.
Çekinmeyi, iffetle ifade etmesi, yetimin veya başka birinin ekonomik hakkını çiğnemenin namusla bir ilişkisi olduğuna dikkat çektiğinin işaretidir. Yetimin hakkını yiyen insan, güvenilir insan olmadığından, namuslu sayılamaz. Çünkü namus, güven manasına gelmektedir.
b) Çekinmek manasına gelen "iffet" kelimesinin, kadının vücudunu çıplak göstermesiyle bir alakası vardır. "kadınlardan aybaşından kesilenler yani artık nikaha ümitleri kalmamış ihtiyarlar gizli ziyaretlerini erkeklere göstermemeleri şartıyla, üst elbiselerini bırakmalarında onlar için bir sakınca yoktur. Ama bundan da çekinip örtünmeleri kendileri için daha hayırlı olur... (Nur, 60)
Ayette yer alan "İffet" kavramı, tamamen kadının vücudunu çıplak olarak göstermekten sakınması, yani çekinmesi, manasını ifade etmektedir. Bu alandaki iffetin manası tamamen haya, yani utanma duygusu ile aynı anlamı taşımaktadır. Bu manada utanma duygusu veya iffet manasında olan çekinmenin, yaşa göre bir göreceliği vardır. Ama bu görecelik, ferdin kendi anlayışına göre değil de, yaşına göre ayarlanması Kur'anın bir ilkesi olmaktadır. Anadan doğma çıplaklıkla, çarşafa kadar uzanan çizgideki çıplaklığın, göreceliği değil, avret kavramına yüklenen mananın müsaade ettiği göreceliktir.
Bir şeyi yapmaktan çekinme ve utanma manalarıyla iffet ve sırrını açığa vurmamakla namus kelimeleri, bu manada buluşmaktadırlar. Yüce Allah bunu şu manada kullanmaktadır:
"Kendilerini Allah yoluna adamış bu sebeple yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirlere yardım edin. Bilmeyenler, iffetlerinden dolayı onları zengin sanır. Sen onları simalardan tanırsın. Çünkü olanlar yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı kesinlikle Allah bilir. (Bakara,273)
Ayette geçen "iffetlerinden" ifadesi, ihtiyaç sahibi fakirin yaşadığı imkânsızlıkları utancından dışarı vuramayan ve bu sırrını saklayan manasına gelmektedir.
Ayette yer alan yüzsüzlük kelimesi, oradaki iffet kelimesinin karşıtı olmaktadır. Toplumda nice insanlar vardır ki, bulundukları ağır ekonomik şartları utançlarından dolayı yüzsüzlük yapıp söylemezler. Sırlarını gönüllerine gömerler. Yüce Allah bu tip insanların aranıp bulunmasını ve onlara yardım yapılmasını emretmektedir.
Yüce Allah, insanın psikolojik yapısında koyduğu önemli dürtülerden biri de, cinsel iç güdüdür. Bu arzunun meşru yollardan yerine getirilmesi, evlenme fırsatı bulamayanların bu dürtüyü, meşru olmayan yolla gidermemesi için frenlemesi, cinsel iffet olmaktadır. "Evlenme imkanı bulamayanlar ise, Allah lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar..." (Nur, 33)
Yüce Allah gençlerin, evlenmemelerini mazeret göstererek zina yapmalarını yasaklamaktadır. Ekonomik nedenlerle evlenemeyen gençlerin, ırzlarını koruyup iffetli kalmaları, erdemli olmalarını temin edecektir. Zaten ayette Yüce Allah, onların durumu ile ilgileneceğini, zamanla evlenebilecek ekonomik imkânları onlara vereceğini söylemektedir.
Memleketimizde parasızlıktan evlenemeyen pek çok gencin bulunmasına rağmen, birden fazla hacca gidenlere ne demeli? Bunlara, dinin öncelikleri anlatılmamış ve onlar da bu öncelikleri bilmemektedirler. Din görevlilerimiz, bu kadar fakirin bulunduğu bu ülkede, birden fazla hacca gitmenin vebali olduğunu onları öğretmeli, tebliğ etmeli ve hatırlatmalıdırlar.
Güven ve sırlarını saklamak manasıyla namus, kendini zaptetmek, kötü bir şeyi yapmaktan çekinmek ve utanma duygusu anlamlarıyla iffet, "cinsel sapıklığı" önlemenin erdemini ifade etmektedirler. İffetini koruyan kadın, arzularını utanma duygusuyla açığa vurmayan ve onları çok değerli şeyler gibi saklayan kadın, beklenen, özlenen ve üzerinde titrenilmesi gereken kadındır.
Yüce Allah, iffetli kadın ve erkeğe tayyip, yani temiz, bunun tersi olana da habis, yani pis demektedir. Ayet şöyledir:
"Kötü kadınları kötü erkeklere, kötü erkekleri de kötü kadınlara, temiz kadınlar temiz erkeklere temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır..." (Nur, 26)
İlahi kader, iyiyi iyiye, kötüyü kötüye layık görmektedir. Bunun tersi olan evlilikler de, zaten yaşamamaktadır. Ama ayette yeralan, iyi, yani temiz ile kötü kavramları sadece cinsel bakımdan iffeti ifade etmektedir. Genel manada karaktere işaret etmektedirler. Fakat o kavramların bir boyutunu da iffet teşkil etmektedir.
Kur'an'da kadının iffetini anlatan diğer bir kavram da, "tarftır." Tarf, gözünü sadece ve sadece kocasına tahsis etmek anlamına gelmektedir. Tarf, bakışla alakalı bir eylemi ifade etmektedir. Göz de kafada olduğuna göre, beyninde kocasının dışında başka erkeklerle ilişki kurmanın fantazileri olmayan ve beyninin içinde de namus olan kadını anlatmaktadır.
İffet de, iffetsizlik de önce beyinde başlar ve oradan organ ve davranışlara yayılır. Demek ki, tarf kavramı, iffetin psikolojik boyutu ile davranış boyutunu anlatan bir kavram olmaktadır. Yüce Allah bunu şöyle anlatmaktadır: "Oralarda, gözünü sadece eşlerine yoğunlaştırmış dilberler vardır. O dilberlere eşlerinden önce, bir cin ve bir insan dokunmamıştır." (Rahman, 56)
İnsan ve cinnin dokunmadığı kadının diğer bir sıfatı da "betül"dür. İnsanın dokunması hem biyolojik ve hem de beyni çelme şeklinde konuşmakla, yani psikolojik olabilir. Cinnin dokunması ise, fısıltı şeklinde kadının beynini kötüye yönlendirerek olur. Böylece, gözünü sadece kocasına yoğunlaştırmış kadın, hem beyni ve hem de davranışlarıyla iffeti yaşayan kadın olmaktadır. Bu kadınlar, yanlarında eşleri olduğu halde, bakışlarıyla başka erkeklerden nasip almaya çalışan kadınlardan değillerdir. "Göz görmedikçe gönül istemez", "Gözden ırak olan gönülden de ırak olur" tekerlemeleri, bakış ile gönül arasındaki bağlantıyı çok güzel anlatmaktadır.
Tarf ve betül kavramları, beyin, gönül ve nefsin iffet denen, iç aleminin dengesini anlatmaktadırlar.
Ben burada iffetini koruyanlara ve özellikle bu erdeme sahip olan kadınlara, cennet gibi bir gönül, cennet gibi bir aile ve cennetle oluşan bir ahiret diliyorum.
Kurbanın hükmünü, ancak Kur'an'dan öğrenebiliriz. Şu alim şöyle dedi, bu alim böyle dedi dersek, biri de çıkar kurbanın yok olduğunu söyler. Yıllardır, İmam Şafi sünnet, İmam Azam vacip dedi, fetvaları verildi. Sanki, kurbanın ne olduğunu Allah'a biz öğretiyoruz. Eğer dinde böyle bir ibadet varsa, koyucusu Allah, delili de Kur'an'dır.
Hacc Suresi'nin 34. Ayeti'ne göre, kurban ibadeti bütün milletlere farz kılınan evrensel bir ibadettir. Bakara Suresi'nin 183. Ayeti'ndeki orucun farziyeti ile, Hacc Suresi'nin yukarda verdiğim ayetindeki kurbanın farziyeti arasında hiçbir fark yoktur.
Hacc ÑÑÑSurendeki ayetin devamı, Allah'ın insanlara verdiği hayvanlar üzerinde isminin anılmasını istemektedir. Demek ki, kurban ibadeti bir zikir ibadetidir. Daha sonra infak edilen etlerle sosyal içerikli bir ibadet halini almaktadır. Üçüncü aşamada, insanı Allah'a yaklaştıran bir takva ibadetine dönüşmektedir.
Kurbanı reddedenlere sesleniyorum, Hacc Suresi'nin 36. Ayeti etleri dağıtmakta ve kesenin yemesinden bahsetmektedir. Kesmeden parayı infak edersen, ondan nasıl yersin?
37. Ayet'te, kan ve etin Allah'a ulaşmayacağı ifade edilmektedir. Demek ki, kesilen birşey vardır. Kurbana şirkin karıştırılmaması için bu ilahi ifade ayette yer almıştır. Hz. İbrahim'in dininde ve bizim dinimizde Hacc ile beraber kurbanın kesilmesi Kur'anda yer almıyor mu? (Bakara, 196; Hacc, 28)