CUMA 09 NİSAN 1999
Henüz kimse ne olduğunu tam olarak anlamadı...
Ama bomba Ağustos ayında patlayacak.
Ağustos ayı gelip de, üniversite yerleştirme listeleri açıklandığında yaşanacak asıl büyük şok.
Çünkü o tarihte, yüzbirlerce öğrenci, sınav sonuçlarına göre yapılan başarı sıralamasının hiçbir anlam taşımadığını görecek. Eğer orta öğrenim başarı puanı yeteri kadar yüksek değilse, nasıl listenin altlarına doğru savrulduğunu, sınavda 20-30 soru fazla çözdüğü öğrencilerden çok gerilere düştüğüne bakıp neye uğradığını şaşıracak.
Ve büyük trajediler yaşanacak. Mayıs-Ağustos arasını "sınavım iyi geçti" seçinciyle geçiren onbinlerce genç, hayal kırıklığının en ağırını yaşayacak. Çünkü başarılı bir sınavın ardından gelen bu yenilgiyi hazmetmek çok daha zor olacak.
İşte bu şokun ardından, sayıların dilinden hiç hoşlanmayan; bu yüzden de, ne zaman yeni sınav sisteminin sakıncaları rakamların diliyle ortaya koyulmaya kalkılsa, "ben anlamam" diye kafasını çeviren bu toplum, orta öğrenim başarı puanı katkısının yüzde 40'lara kadar çıkarılmasının ne anlama geldiğini anlayacak. YÖK'ün gizlediği gerçeği acı bir biçimde öğrenecek. "Keşke vaktiyle o rakamların ne manaya geldiğini kavramaya çalışsaydım" diye dövünecek ama, iş işten geçmiş olacak...
Evet. Ağustos ayından sonra artık herkes, bundan böyle üniversite kapısını açan asıl anahtarın sınav puanı değil, orta öğrenim başarı puanı olduğunun bilincine varacak.
Ve bu "bilinç", Türkiye eğitim sisteminde büyük bir yozlaşma, rüşvet ve yolsuzluk döneminin başlangıcı olacak.
Önümüzdeki yıllarda, lise birinciliklerinin açık arttırmayla satışa çıktığını duyacağız sık sık.. Rayiç, milyarlarda dolaşacak. Çünkü lise birinciliğini kapmak, üniversiteyi garantilemek demek olacak.
Belki dersaneler eskisi kadar para kazanamayacak ama, daha beteri olacak. Veliler, daha önce dersaneye verdikleri paraları okul müdürlerinin, sınıf öğretmenlerinin avucuna sıkıştırmak için kuyruklar oluşturacak.
Lise öğretmenleri için yeni ve çok büyük bir "kazanç kapısı" açılacak. Çocuğunun makus talihini değiştirmek için tek yolun üniversite olduğuna inanan halkımız, dişinden tırnağından artırdığını öğretmenlere, müdürlere yedirmek için çırpınacak. Taa Lise 1'den başlayarak, bütün ders öğretmenlerinin bütün dönemlerde verecekleri karne notları "hayati önem" taşıyacağı için, bu "hayati önem"e uygun bir piyasa oluşacak.
Rüşveti reddeden namuslu öğretmenler, okul yöneticileri ve müdürler de "yüksek yerlerden" gelen telefonların, "nüfuzlu" velilerin baskısıyla bunalacak.
Ve bütün bunlar olurken, Milli Eğitim Bakanlarımız, "Saygıdeğer Türk öğretmeninin rüşvet yediğini iddia etmek kimsenin hakkı değildir" diye konuşmaya devam edecek.
Üniversite giriş sınavı, yöneltilen birçok eleştiriye rağmen, Türkiye'de rüşvet ve torpilin sızamadığı ender organizasyonlarından biriydi. Gariban çocuğu da bilirdi ki, bu sınavda, başbakanın oğluyla eşit şartlarda yarışacak. Sınava bunun gönül rahatlığıyla girerdi.
Artık o dönem sona erdi.
Bu sistem, eşit yarış devrini bitirdi.
Optik okuyucunun para pul, nüfus, torpil tanımayacak mutlak objektivitesinin yerine, binlerce öğretmenin sübjektif değerlendirmesi olan karne notları konduğu anda bitti her şey...
Bölgeler, şehirler ve okullar arası farkın bu kadar büyük olduğu koşullarda milli eğitimde güvenilir bir not standardını yakalamak zaten imkansızken, hile hurda, rüşvet ve iltimasla daha da yozlaşacak olan OÖBP uygulamasıyla bütün umutlar yok olup gitti.
Geçmiş olsun çocuklar... Üzülmeyin diyemeyeceğim. Sizin şanssızlığınız, haksızlığın ve adaletsizliğin bu kadar sıradanlaştığı bir ülkede doğmuş olmanız...