kapat

CUMA 09 NİSAN 1999

TAYFUN DEVECİOĞLU (e-posta:tayfund@sabah.com.tr )

Edebiyatını kaybeden yazar

Ecevit, "Kampta ünlü bir yazar var, biliyor musunuz?" diye soruyor. Bizden çıt çıkmayınca anlatmaya devam ediyor: "Hasan Mercan. Kosova Türkler'indendir. Çoğu kitabı Türkiye'de de basıldı. Kendisiyle görüştüm. 'Edebiyatımı kaybettim' diyor. Yazarın acısı farklı oluyor."

Adapazarı Atatürk Stadı'ndan havalanan Sikorsky tipi helikopter, 1.5 saatlik yolculuktan sonra Kırklareli Gaziosmanpaşa'daki göçmen kampına ağır ağır iniyor. Emniyet'in tören kıtası helikopterin indiği noktadan yaklaşık 50 metre uzaklıkta hazır bekliyor. Yüzlerce Kosovalı göçmen de helikopterin indiği meydanda toplanmış.

Sikorsky'den inen Ecevit çifti karşılama töreninin yapılacağı noktaya doğru ilerlerken, birden yön değiştirip güvenlik şeridine doğru yöneliyor. Şeridin arkasındaki küçük çocuklar Ecevitler'e protokolü unutturuyor. 7-8 yaşlarındaki bir çocuk Bülent Ecevit'e soruyor: "Bana top getirdin mi?" Başbakan, "Getirdim, biraz sonra vereceğim" deyince, küçük Kosovalı Ecevit'in elini tutuyor, bir daha da bırakmıyor.

Tatil kampı sanki

Gaziosmanpaşa Kampı'ndaki çocuklar mutlu. Hava güzel, etraf yemyeşil. Çocuklar çoktan evlerini yurtlarını terkettiklerini unutmuş, koşup oynuyorlar. Çocukların neşesine bakılınca Gaziosmanpaşa tatil kampı havasında.

Kamptaki prefabrik evler tamamamen dolmuş. Yeni gelenler çadırlara yerleştiriliyor. Köy Hizmetleri'nden 70 işçi gece gündüz çadır kurup, gelen her yeni Kosovalı'nın biraz olsun rahat etmesi için uğraşıyor.

Kampta Kızılay'ın 30 görevlisi var. Kamp Müdürlüğü'nün bulunduğu meydandaki iki seyyar mutfakta yemek pişiyor. Saat 18.15. Yemek dağıtımı 19.00'da başlayacak. Kızılay aşçısı "Bu akşam tavuk, pilav ve portakal dağıtacağız. Ayrıca çocuklar için süt var" diyor. Aşçı Türkçe bilmeyen göçmenlerle çat pat Arnavutça, çoğunlukla da Tarzanca konuşup anlaşıyor. İletişim konusundaki "ustalığını" ise "Alıştık artık. Bosna'da, Azerbaycan'da, Kuzey Irak sınırında görev yaptım. Buradakiler şanslı. Kamp çok rahat" diye anlatıyor.

Sağlık Bakanlığı'na ait gezici dispanser meydanın bir köşesinde hazır bekliyor. Karşı köşedeki PTT barakası kalabalık. İçeridekiler Kosova'da kalan yakınlarının akibetini öğrenmeye çalışıyor. Barakanın gölgesindeki bir kaç kişi de bir radyonun başına toplanmış. Arnavutça diyalogda sık sık Priştine ve NATO kelimeleri geçiyor.

Kamp sakinlerinin üstü başı temiz. Erkeklerin hemen hepsi traşlı. Kadınların da saçı başı düzgün. Çoğunun son 24 saat içinde geldiği düşünülürse, kamptaki altyapının yeterli olduğu anlaşılıyor.

Gazeteci ordusu

Başbakan eşiyle birlikte birkaç barakayı ziyaret ediyor. Yüze yakın muhabir, foto muhabiri ve kameraman da birkaç metrekarelik barakaya girmeye çalışıyor. Gazeteci ordusunun haber ve görüntü yarışını seyreden neşeli bir Arnavut "Sırp saldırısı gibi..." diye takılıyor. Bir kameraman aykakabıları ile yatağa çıkınca, barakada iç savaş tehlikesi baş gösteriyor. Bereket, Ecevit bir başka barakaya gitmek üzere dışarı çıkınca kameraman cepheyi terkediyor.

Gaziosmanpaşa Kampı'na ziyaret Ecevit çiftinin çocuklara 400 hediye paketi dağıtmasıyla son buluyor. Torbalarda top ve oyuncaklar var. Ecevit'in yaptığı kısa konuşmada en çok alkışı "En kısa sürede yurdunuza dönmeniz için çaba gösteriyoruz" sözleri topluyor.

Ata uçağıyla İstanbul'dan Ankara'ya dönerken Ecevitler, gazetecilerle kamptaki gözlemlerini paylaşıyor. Rahşan Hanım "Çocuklarla konuşmaktan sesim kısıldı" diyor. Sonra eşine dönerek bir gözlemini aktarıyor: "Çoğu sadece iki Türkçe kelime biliyor. Nasılsınız ve Ecevit."

Başbakan da önce çocuklardan söz ediyor: "Elimi bırakmayan çocuk topu görünce çok sevindi. İki tane istedi. Bir Türk çocuğu biraz kırgın bir ifadeyle yanıma yaklaşıp 'Maalesef benim istediğimi veremediniz' dedi. Meğerse müzik seti istiyormuş."

Yazarın acısı başka

Ecevit kamptaki düzenden memnun. "Çabuk hareket edip gereken önlemleri aldık" diyor. Sonra birden "Kampta ünlü bir yazar var, biliyor musunuz?" diye soruyor. Bizden çıt çıkmayınca anlatmaya devam ediyor: "Hasan Mercan. Kosova Türkler'indendir. Çoğu kitabı Türkiye'de de basıldı. Kendisiyle görüştüm. 'Edebiyatımı kaybettim' diyor. Yazarın acısı farklı oluyor."

Başbakan'a kamptaki Kosovalılar'ın "Tito'nun ölümünden sonra baskılar başladı" sözlerini aktarıyoruz. Ecevit bu sözleri şöyle yorumluyor:

"Evet Tito sevilen bir liderdi. Farklı etnik grupları birarada yaşatmayı başardı. Ama doğru bir düzen kuramamış ki, öldükten sonra Yugoslavya'da huzursuzluk başladı. Düşünüyorum da Lenin'in, Stalin'in, Hitler'in, Mussolini'nin, Tito'nun kurduğu düzenler yıkıldı. Sadece Atatürk'ün kurduğu düzen ayakta. Gördünüz mü, nüfusu 2 milyondan az olan Kosova'dan gelen yaklaşık 4 bin kişi var kampta. Türkler ve Arnavutlar birbirlerinin dillerini bilmiyor. Konuşmamı çevirecek tercüman bulmakta zorlandım. Hasan Mercan'dan yardım istedim. Türkçe'den Arnavutca'ya çeviri yapmasının zor olacağını söyledi. İnsanlar birbirlerini anlamakta zorluk çekiyorsa, doğru bir düzenin kurulduğunu söylemek mümkün değil."


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr