kapat

CUMA 09 NİSAN 1999

Burası Çorlu

Makedon işkencesi

The New York Times gazetesine göre, Kosovalılar'dan kurtulmak isteyen Makedon polisi yakaladığı mülteciyi, ailesinden ayırarak Türkiye'ye giden uçaklara dolduruyor

ZEYNEP KURTBAY

Kosovalı göçmenlerin geldikleri yer, uzun zamandır aradıkları şevkati bulacakları; açlıklarını, hastalıklarını gidereceklerdi yerdi. Çorlu Havaalanı'nda uçağın kapılarının açılmasıyla, geç olmadan bunu anladılar. Artık güvendeydiler. Kimilerinin halini anlatmaya bile direnci kalmamıştı. İkram edilen kumanyaların küskün midelere girmesine hiç acele edilmiyordu.

Minnettarlar

Hayrullah Tahiri'nin, Teuta Gaş'ın ve Azem Kaludra'nın ağırlaştıkça gücünü yitiren ayakları ise onlara sağlık verecek ellere teslim edildi. Çorlu Devlet Hastanesi'nin Ortopedi Bölümü'nde tedavi altına alınan hastaların gözlerinden huzurun ve güvenin sinyallerini almak hiç de zor değildi. Söyledikleri sözler de bunu destekliyordu zaten. Türkiye'ye duydukları minnettarlığı, sarfedilen üç cümlenin başında dile getiriyorlardı. Evet güvendeydiler.

Beyin Cerrahi Bölümü'ne yatırılan Veiz Ayazı (40) da güvendeydi, artık. Gördüğü işkenceyi anlatırken gözleri doldu. Onun asıl acısı yüreğinde. Priştine topraklarından ayrılırken eşinden ve 2 çocuğundan ayrı düşmüş, Veiz. Hayrullah (40) da bilmiyor, karısının ve 3 çocuğunun yerini. Akıllarda yüzlerce soru çarpışıyor, birbiriyle. Yarının ne olacağınınsa yanıtı yok. Onlar güvendeler. Şimdi tek dertleri, sevdiklerinin güvende olup olmadığını bilmemek.

Burası Kırklareli
Kosovalı göçmenler Boşnaklarla el ele

FÜGEN ÜNAL ŞEN

Göçmenlerin yaşamları Gaziosmanpaşa Göçmen Misafirhanesi'nde artık düzene giriyordu... "Hayata yeniden başlıyorlardı." Temizlenmişler, günlerin çamuruyla ağırlaşan "tek" giysilerini yıkamışlardı. 12 yaşındaki Emila ile 14 yaşındaki Sundale dikkatimizi çekti. Kızılay'ın dağıttığı giysileri alınca yüzleri gülmüş. Emila "Kampta her şey güzel. Karnımız tok, yeni giysi veriyorlar. Odalar biraz soğuk ama galiba elektrikli ocak da dağıtacaklarmış. Babamlar müdüriyetin önünden ayrılmıyor, biz de giysi topladık" diyor.

Kampta kurulan çadırkent şimdilik boş. Barakalar sayıları 2 bin 700'ü bulan Kosovalılar için yeterli. Kampın eski misafirleri Boşnaklar barakaların önünde oturup yeni misafirlerin koşuşturmalarını izliyorlar. "Biz de böyleydik" diyor Kali Stantelo...

Selda çok mutlu

"İlk günlerde plastik bir leğen bulmak bile mutlu ediyordu bizi. Sonra herşey düzene girdi. Biz yeni gelenlere yardımcı oluruz. Yaşadıklarımız, kaderimiz, acılarımız ortakmış" diyor. Jandarma düzeni sağlıyor kampta. Sağlık ocağında 25 doktor sürekli görev başında. Uzun yürüyüşlerden zarar gören ayakları ve soğuğun ciğerlerde bıraktığı izleri silmeye çalışıyorlar.

Bir gün önce gazetemize Sırp askerlerinin tecavüzünden kurtulduğunu anlatan Selda Bulak'la karşılaşıyoruz. Yüzü gülüyor... Henüz giysi alamadığı için ince bir penyeyle dolaşıp biraz üşüyor ama mutlu. "Artık gülüyorsun, bak zor günler geride kalacak" diyoruz. "Gülüyorum da, aklım annemde. Makedonya'da kaldı ya, bir daha nasıl haber alacağız bilmiyorum" diyor.

Burası Makedonya"Sanki Nazi kampı"

Makedonya sınırındaki kamplarda göçmenler umutsuz ve mutsuz... İki gün öncesine kadar ölüm kamplarında kalıyorlardı. İptidai ortamda, muşambaların altındalardı... Binlerce kişi 11 tuvaleti kullanıyordu. Tek moral kaynakları şimdi yerleştirildikleri sağlıklı ve modern kampları olmuştu.

"Bizi Türkiye'ye gönderin"

Ölüm kamplarından, Sırp zulmünden kurtulmuşlardı ancak şimdi karşılarına tel örgüleri ve etrafında köpekleriyle dolaşan Makedon askeri çıktı. "Yeni ev"lerinde giriş ve çıkış yasaktı. Kimse akrabasıyla görüşemiyor, tel örgünün ardında yaşam sürdürüyorlardı. Akşamları ise gelen askerler nereye gideceklerini sormadan, karga tulumba bir otobüse bindiriliyorlardı. Geceyarıları çığlıklarla otobüslere bindirilen bu insanların tercih ettikleri yerlerin arasında, Türkiye vardı. "Bizi ancak Türkler anlar" diyen mülteciler Türkiye'ye gidilecek listelerin başında kuyruklar oluşturuyorlardı. Makedon polisi, hiç ayırtetmeden, listeye bakmadan biran önce kampların boşaltılması için kolundan tuttuğunu otobüslere bindiriyor. Bu da bir başka zulm olarak nitelendiriyorlardı.

BENGÜÇ ÖZERDEM-HAKAN DENKER

Burası Edirne

Venera Limani. 18 yaşında. Hayatı bir hafta içinde allak bullak olan Priştine'li bir üniversite öğrencisiydi. Sırp askerler geldi. "Hemen çıkın, yoksa ölürsünüz" diye bağırdı. Otobüslerle Makedonya'ya getirildi ailesiyle birlikte. Kendilerini Üsküp Havalimanı'na götürecek otobüsleri beklerken köpeklerle Makedon polisi geldi. Venera'ya "öne çık" diye emir verildi. Annesi, babası ve kardeşleri de hareketlendi. Sinirli polis, onlara "olduğunuz yerde kalın" diye bağırdı. Venera otobüse bindirildi. Sonra da Türkiye'ye getirildi. Ailesini Makedon polisi sayesinde en son kuyrukta gördü...

Anne Norveç'te oğlu burada

Türkhan Kazaz... Priznen'li bir Kosovalı Türk... "Makedon polisi insanları bilmedikleri yere götüren uçaklara koyuyor" diyor ve ekliyor... Anne babaları Norveç'e götürülen bazı gençleri Türkiye'ye yolladılar.

Limani insafsız Makedon polisinin yaptığını anlatmaya devam ediyor New York Times gazetesi muhabirine. "Sıranın önüne geçiyorlar, sen, sen, sen diye bağırıp seçtiklerini otobüslere dolduruyorlar. İnsanlar aileleriyle mi, ayrıldılar mı, umurlarında değil..."

Türkiye'ye gelerek Kosovalı göçmenlerin dramını izleyen New York Times muhabirine anlatılanlar bunlar. 136 bini aşkın göçmene ev sahipliği yapan Makedonya'da polis ve askerin insafsızlığı göçmenlerin hayatlarını karartıyor.

Göçmen istemiyorlar

Ekonomisi çokta parlak olmayan Makedonya, daha fazla Kosovalı göçmeni istemediğini sınırlarını kapatma çabasıyla göstermişti. Makedon polis ve askerinin acımasız hareketleri yüzünden tel örgülü kamplarda kalanlar da 'Bizi bu Nazi kamplarından çıkarın' diye haykırıyor.

Türkiye'ye teşekkür yağdıran Limani'nin son sözleri onların da anlaşma imzalandıktan sonra geri dönmek istediklerini özetler gibi... Türkler çok candan davranıyor. Ancak ev evdir. Hepimiz geri dönmek istiyoruz.

Dramın ismi ALBENİTE

Albanita Baraliu, Kosova dramının adeta bir simgesi oldu. Hani şu, babaannesinden başka kimsesi kalmayan, acı içinde gözyaşı döken 2 yaşındaki mülteci kız. Fotoğrafı bastığımız günden bu yana Albenite'ya ömür boyu bakmak isteyen okurlarımız gazetemize telefon yağdırdı. Almanya'nın en yüksek tirajlı gazetesi Bild'in, aynı fotoğrafı Çarşamba günü birinci sayfadan verdi. Bu fotoğraf Almanya'da da olay oldu. Ülkenin ünlü aktörü Harald Juhnke, 10 Haziran'da yapmayı planladığı ve 200 kişinin davet edileceği 70'inci doğumgünü partisini iptal etti, Albenite'ye 50 bin mark (10.3 milyar lira) bağışladı. Sözü çok ilginç: O ağlarken ben eğlenemem! II. Dünya Savaşı döneminde kendisinin de çocuk olduğunu belirten Juhnke, "Kosovalı çocukların neler çektiğini çok iyi anlıyorum. Onlar bunu hak etmedi. Yardım edilmeli" diyor.


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr