kapat

SALI 30 MART 1999

ALİ KIRCA (e-posta:alikirca@sabah.com.tr )

İki bayram arası

İki bayram arası, iki ay kadardı. İnsanoğlu, zaman denen şeyin, yaşananların yoğunluğuyla ilgili göreceli bir kavram olduğunu, yaşananları hatırlayınca anlıyordu.

Bu bayram, Internet'in başına oturup, geçen iki ayın haberlerini tıkladım.

Sonuç, şaşırtıcıydı.

İnsan belleği, en son yaşadığını en önemli sayıyordu. Geçmişi unutma istidadında öğütüyordu geçen zamanı. Oysa...

Oysa; iki bayram arası yaşananlar, tek bir insanın hayatını alt üst edecek, bir ülkenin hatta dünyanın kaderini değiştirecek kadar önemliydi.

Geçen bayram günlerinden başlayın hatırlamaya...

Evet, geçen bayramın birinci günü:

Amerikan savaş gemilerinden ve yakındaki üslerden kalkan uçaklar ve füzeler, Müslüman bir ülkenin topraklarını bombalıyordu.

Hedef Bağdat'tı.

Bu bayramın birinci günü:

Yine Amerikan savaş gemilerinden ve yakındaki üslerden kalkan aynı tip uçaklar ve füzeler, bu kez Müslümanlar'ı korumak için "Hıristiyan" bir ülkenin topraklarını bombalıyordu.

Hedef, Belgrad'tı.

İki bayram arasındaki dönüşüm hızı başdöndürücüydü.

Geçen bayram günlerinde ve sonrasında Öcalan, bir muammaydı.

Hangi ülkede, hangi cehennem mahallesinde, nerede olduğunu bilen bir Allah'ın kulu yoktu.

Bu bayram günlerinde Öcalan çoktan alıştığı İmralı'daki hücresinde bayram ziyaretçilerini kabul ediyordu.

Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi, 1 Şubat günü diyordu ki; "Öcalan Atina'ya hiç gelmemiştir ve gelemeyecektir."

Lakin iki bayram arasında ortaya çıkıyordu ki, tam da o gün Öcalan Atina'dadır.

O bayram günlerinde, Hakan muamması sürüyor; Filipescu duruyor, Galatasaray çatırdıyordu.

Fenerbahçe en parlak günlerini yaşıyor, Toschak'sa şöyle diyordu televizyon konuşmasında;

"Beşiktaş'tan ayrılamam."

O bayram günlerinde, Amerikan Doları 326 bin liraydı ve faizler yüzde 143'dü.

Bu bayram günlerinde dolar 373 bin lira ve faizler yüzde yüzün altındaydı.

Ve o bayram günlerinde, Barış Manço, bayram-seyran, gece-gündüz demeksizin stüdyoda Mançoloji'nin şarkılarını okuyordu. Gülpembe geri dönüyordu.

Ve bu bayram günlerinde, Barış Manço, güz yağmurlarıyla ansızın gideli, neredeyse iki ay oluyordu. Gülpembe, televizyonlarda ve "Barış"sız bir dünya da akıp gidiyordu tarifsiz hüzünlerle.

O bayram günlerinde, Kral Hüseyin görkemli bir törenle ABD'den ülkesine dönüyordu.

Bu bayram günlerinde, kırk yıldır Küçük Kral'sız ilk bayramını yaşıyordu Ürdün.

O bayram günlerinde kamuoyu yoklamalarında Fazilet, tartışmasız birinci partiydi.

Bu bayram günlerinde rüzgâr tartışmasız DSP'yi katıp götürüyordu önünde.

İki bayram arasında neler mi oldu başka?

Sabancı'nın katili öldürüldü cezaevinde.

Avrupa'da PKK şiddeti batı başkentlerini yakıp geçti.

Lakin asıl, Atina'da siyasi depreme dönüştü aynı şiddetin dalgaları.

Pangalos ve iki bakanı istifa ettirdi.

Çankırı'da, Atrium'da, Caroussel'de, Mavi Çarşı'da kör terör, terörlüğünü gösterdi yine.

Bu bayramın arifesinde ise Taksim meydanında intihar etti.

O bayram günlerinde, Med-TV Öcalan'ın bayram mesajlarını yayınlıyordu.

Bu bayram günlerinde, karanlık ve ıssız bir ekrandı sadece.

O bayram günlerinde, Kaplancılar Almanya camilerinde, Türkiye'ye "şer" dualar ediyordu.

Bu bayram günlerinde, Alman cezaevlerinde gördüğü kabuslara "Hayırdır inşallah" diyordu.

İki bayram arasında, Clinton kabuslarından kurtuluyordu, azil fırtınasını atlatıyordu. Lakin sahneye çıkan Monica'nın yanakları pespembe kılan itiraflarına "metazori" katlanıyordu.

Küskünler, Meclis'i topluyor, gensorular oylanıyor, Erbakan sahnede yerini alıyor, seçimler dalgalanmaya bırakılıyordu iki bayram arası...

Siyaset topallıyordu.

Ve sonra... Genelkurmay Başkanı ince balans ayarı yapıyor, "barışıklar" Meclis'i kapıyor, trafik yine sandık yoluna sapıyordu iki bayram arası...

Ve nihayet, yakın tarihin "en olaylı geçecek Nevruz"u diye nitelenen "baharı karşılama günleri", bir bahar esintisi gibi esip geçiyordu.

Ve... O bayram günlerinde, karanlık dehlizlerinde, terörün ve şiddetin hesabını yapanlar; karanlık hücrelerinde hesap verme saatini bekleyerek karşılıyordu bu bayram günlerini.

Birer birer yakalanıyordu faili meçhullerin failleri...

Yine de ne kaldı derseniz iki bayram arasında bunca maceradan geriye... Sizi bilmem ama, ben hala;

"Güz yağmurlarıyla bir gün çekip gittin inanamadık gülpembe" diye mırıldanıyorum bu bayram günlerinde...


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr