SALI 30 MART 1999
Bir dostum telefon etti.
Verdi veriştirdi.
- Bu nasıl iş dedi. Tansu Çiller'e kızıyorlar diye DYP'nin haberlerini de vermiyorlar. 6 milyon seçmeni olan bir partiye biraz ayıp kaçmıyor mu bu?
Haklı dostum.
Ama, sırf DYP'nin değil, CHP'nin de haberlerini vermiyorlar. Hele MHP'ninkini hiç vermiyorlar.
FP'ye zaten ateş püskürüyorlar.
Bence ANAP'ı da tatmin edemiyorlar.
Belki biraz Ecevit'i kolluyorlar. O kadar.
Daha da doğrusunu söyleyeyim mi?
Valahi... Sanki seçim yokmuş gibi bir hava var.
Nerde o mitingler...
Nerde o kilometrelerce konvoylar.
Bayraklar, flamalar, coşkulu kalabalıklar... Hatta bindirilmiş kıt'alar... Ateşli açık oturumlar...
Bunların hiçbirini göremiyoruz.
Oysa seçim var.
Şaka değil.
Şunun şurasında 18 gün kaldı.
Öyleyse nedir bu ölü toprağı?
Kadir Has, dünyanın öbür ucundan kart atmış bana.
Amerika bile değil.
Daha da uzak adalardan birinden.
Tam 5 aydır oralarda... Mümkün olsa, demek ki, gezegen bile değiştirecek.
Nasıl olur?
Siyasete bu kadar meraklı bir insan, nasıl olur da siyasetin 20 bin kilometre uzağına kaçar?
O Kadir Has ki, 55. Hükümetin kuruluş döneminde, gitti Ankaraya, kamp kurdu. Birebir temaslarda bulundu. Mesut Yılmaz'ı "Başbakan yapmak için" çırpındı durdu. Pervasız bir ağa olduğu için, gizli gizli değil, alenen tavır koydu.
Şimdi niye yok? Neden bu kadar ilgisiz?
Attığı kartta diyor ki:
- Niye uzaklarda olduğumu İlkay'cığına sor, o bilir.
İlkaycığım... Yâni karım.
Sordum.
Söylemedi.
Aralarında bir şifre olsa gerek.
Fazla kurcalamadım.
Şimdi dönelim telefondaki dostuma.
Dostum haklı siteminde.
Ama dediğim gibi, siyasetin tuzu biberi zaten eksik... Ruhsuz ve renksiz kampanyalar görüyoruz. Medya'nın ilgisizliği de binince, seçimin lezzetine varamıyoruz.
Çiller'in imzalı kâğıdını bile götürüp Mesut Yılmaz'a göstermedik. Onu sıkıştırmadık. Halbuki fena mı? Birinden biri gitsin. Testilerden biri kırılsın...
Bir yerde Mesut Yılmaz'ı da haklı görüyorum. Ben de olsam, DYP'yle akit yapıp kendimi sıkıntıya sokacağıma Ecevit'in yardımcısı olarak kalmaya peşinen karar veririm... En kolay yol.
Haa... unutmadan söyleyeyim.
Alman Doktar Yılmaz'a demiş ki:
- Şu devre sigarayı bırakma.
Böyle doktor, dostlar başına... Siyasette gerginlik bitmez ki... Seçimden sonra belki sigarayı daha da fazla tüttürmesi gerekecek.
Her neyse.
Dostuma, bizim adaletli olacağımızı, partilere vallahi eşit mesafede kalacağımızı söyledim.
Galiba kös dinledi.
-Pekâla, görelim bakalım dedi ve telefonu kapattı.
Hiç süphe etmesin.
Şahsen ben, bu sütunda Ahmet Vardar'ın dolduruşlarına bile gelmiyorum artık.
Ama ne yalan söyleyeyim, Kadir Ağa'nın niçin okyanuslar ötesine kendini attığını çok merak ediyorum. Gözüm yollarda.