SALI 30 MART 1999
Gözlük ithalatını yasaklayarak memleketin en önemli meselesini çözen 56'ncı hükümetimiz artık şu kurban çekişmesine el atsın.. Okullarda "yoğurtlu kavurma yemenin, birlik ve beraberliğimiz açısından önemi" çocuklarımıza öğretilsin..
Bakın, üstüme vazife olduğundan buraya yazıyorum.. Bu kurban meselesi eninde sonunda kuşak çatışmasına sebep olacak..
Bizim memlekette "çatışma" denen şeyin "Fikir çatışması dahil" ille silahla olması lazım geldiğinden kan gövdeyi götürecek..
Hayvan sevgisi yüzünden kurban geleneğine karşı çıkan çocuklarımızdan bazıları analarını, babalarını kurşunlayacak.. Denk getirirlerse kasabı da aradan çıkaracak..
Veya çocuklarını "hayırlı birer evlat" olarak yetiştirmek istedikleri için geleneklere sahip çıkan bazı ana ve babalar "evlat katili" olacak..
Daha bayramın birinci günü bizim apartmanda oturan iki çocuğu kan tuttu.. Bir feryat, bir figan.. Zannedersiniz ki Hz. İbrahim'e yukarıdan indirilen koç geri alınmış, onun yerine çocuklar kurban edilecek..
Dokuz, on yaşlarında bir çocuk; bedenini kurbanlık koça siper etmiş "Kestirmem de kestirmem.." diye çığlık atıyor..
Kasap tedirgin, bir anneye bir babaya bakıyor.. Baba, oğlanı bahçeye çıkardığına pişman olmuş dil dökmekte..
Ailenin hali vakti yerinde olduğu sadece kurbandan değil, annenin sarıya çevrilmiş saçlarından da belli.. Elinde cep telefonu var, oğlunun seyrine durmuş.. Sanki müdahale etmek için telefon talimatı bekliyor..
Gözüm ilişti de evin kızını da gördüm, lise çağında.. Suratını bir karış asmış, vukuatı balkondan seyrediyor..
Komşular, kardeşinin cazgırlığı ile ailenin ucu sivriltilmiş asaleti arasında bağlantı kuramayacaklar, diye tedirgin.. Fikrini soran olsa oyunu koçtan yana kullanıp "Kardeşimi kesin gitsin.." diyecek..
Apartmanın arka bahçesinde bu telaşa ve şamataya aldırış etmeyen tek canlı ise birkaç dakika sonra kesilecek olan kurbanlık koçtu..
Duvar dibinde bitmiş otlara kafasını daldırmış, koparıp koparıp yiyor, çiğnerken de bağırıp çağıran oğlanla babasının arasındaki mücadeleyi gözucuyla kayıtsız seyrediyordu..
Bu hayvan türüne neden "davar" dedikleri buradan belli.. Halbuki "Öküzün gamsızı kasabın bıçağını yalarmış.." derler.. Yemin ediyorum sığır cinsi bu davarlardan çok daha duyarlı..
Nitekim akşam haberlerinde; kasabın elinden kaçıp trafiğe karışan iki tosunun marifetlerini izledik.. Yakalanmamak için ellerinden geleni yapıp, cinsleri adına haysiyet mücadelesi verdiler..
Bu arada bir teknik ayrıntının altını çizeyim..
Daha doğrusu Show'un akşam habercilerini Reha Muhtar'a ihbar edeyim ki henüz birer "tosun" olan bu hayvanları ekrandan "boğa" olarak tanıtan muhabirlerinin kulaklarını çeksin..
Belli ki haber merkezinin; boğa nedir, tosun nedir, bir fikri yok.. Veya sırf "azgın boğa" deyimini haberde kullanıp, heyecan yaratmak için "tosunu" nöbetçi mahkemeye çıkarıp yaşını büyüttüler..
Böylece en fazla iki yaşında olan tosun, yetişkin boğa oldu.. Onlar da reytinglerine reyting kattılar..
Gelelim bizim apartmandaki vukuata..
On yaşındaki oğlanın yiğit direnişi "katline ferman edilen" duyarsız koçu kurtarmadı..
Çocuğun babası öğle yemeğinde kavurma yemeyi kafasına koyduğundan oğlanı sürüye sürüye eve götürdü, kasap da işini gördü.. Koç da pek itiraz etmedi ama zannederim aklı duvar dibindeki çimlerde kaldı..
Tanık olduğum ikinci direniş olayındaki çocuklar daha sessizdi.. Koç için sadece ağladılar.. Kestirmemek üzere oturma eylemi filan yapmadılar..
Bizim kuşak bu tür trajedileri pek yaşamamıştır.. Bizim zamanımızda da arada bir psikolojisi bozuk çocuklar çıkardı.. Fakat öğle yemeğinde üzerine sarmısaklı yoğurt dökülmüş kurban eti yemek varken, kimse olay çıkarmazdı..
Hatta kesilecek hayvanların başına dikilir, infaz sahnelerini gözümüz kırpmadan seyrederdik.. Bir de büyüklerden birinin alnımıza kurban kanı sürmesini beklerdik..
Evden bayram için süslediler ya! Kurbanın kanı ile alnımızın orta yerine bir de leke kondurdular mı süsümüz tamam olurdu..
Hanemizde kurban kesildiği belli olsun diye, sokakta oynarken o kanı akşama kadar silmezdik.. Ailemizin statüsünü sahiplenme konusunda bu kadar bilinçli çocuklardık..
Hem ilkokul beşe gelen erkek çocuklarının görevlerinden biri de kadınlardan gelen talep üzerine tavukları kesmekti.. O zamanlar bugünkü gibi hazır kesilmiş, temizlenmiş tavuklar yoktu..
Onlar da bizimle beraber bahçelerde, kömürlüklerde, odunluklarda yaşarlardı.. İhtiyaç halinde canlarını vermeye hazır yaratıklardı.. Kadın eliyle kesilmiş hayvanın etini yemek caiz olmadığından o tavukları ille de bir erkeğin kesmesi gerekirdi..
Kaç çileli ev kadını, bir tavuk kestirmek için arsada top oynayan oğluna dakikalarca yalvarmış, kaç kadın o sonu gelmez maçların bitmesini beklemiştir..
Lafı nereye getireceğim..
Bizim kuşak kurban olayına çok alışıktı.. Yani kan dökülmesine aşinaydı.. Ona rağmen bizim zamanımızda toplumsal şiddet yok denecek kadar azdı.. Bırakın cinayeti, sıradan bir yaralama olayı bile günlerce konuşulurdu..
Hele cinayet işlendi mi akşam gazeteleri ekstra baskı yapar, dünyanın parasını kazanırdı..
Şimdi herkes barışçı..
Şimdiki çocuklar bizlerden çok daha fazla barış, kardeşlik, sevgi laflarını telafuz ediyor.. Bizim bilmediğimiz kavramlar da işin ekstrası.. Yani doğayı sevmek, yeşile sahip çıkmak, börtü böcek olayları..
Ona rağmen memlekette kan gövdeyi götürüyor.. Haliyle ben de işin içinden çıkamıyorum..
Zaten bir çıkabilseydim bu yazıyı güzel bir cümleyle bağlardım.. Böyle dibi açıkta kalmazdı..
O sebepten ne bu barışçı kuşakların şiddetini anlıyorum ne de kurban olayında kopan kıyameti.. Ben hala seyirciyim.. Dilimde de aymazlığın türküsü var:
- "Havar kekliğim havar.. İstanbul doldu davar.."