SALI 23 MART 1999
Siyasetin bir kör dövüşüne dönmesi; seçim mücadelesinin doğal seyrinden çıkıp Meclis içi entrikalara hapsedilmesi tehlikeli bir gidiştir.
Ama yargının bazı aktörlerinin bu kör dövüşün içine dalıp "hukuk terörü"yle siyaseti hizaya getirmeye çalışması ondan da tehlikelidir.
Seçim yaklaşıp politik kavga şiddetlendikçe birtakım hukuk adamlarının "siyasetin tetikçisi" rolüne soyunması artık kabul edilemez bir noktaya ulaşmış durumda.
Gözü bağlı olması gereken yargı gözünü dört açmış, iddianamelerle, suç duyurularıyla, soruşturmalarla bu politik savaşa yön vermeye çalışıyor. Taraf tutuyor, fırsat kolluyor, atağa kalkıyor, tıpkı siyaset teknisyenleri gibi, politik stratejiler ve taktikler çerçevesinde tutum alıp davranışa geçiyor. Ve bunu artık gayet aleni bir biçimde yapıyor.
Açıkça görülüyor ki, bazı yargı mensupları, "derin devlet"in 28 Şubat'tan beri niyetlendiği ama bir türlü başaramadığı "toplum mühendisliğiyle siyasi tabloyu yeniden dizayn etme" misyonunun militanlığına soyunmuş durumda.
Son günlerde art arda yaşanan "hukuk" ataklarına bir bakın:
Türkiye seçim ortamına girmiş, seçim tavkimi işlemeye başlamış ama bir bakıyorsunuz, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, hakkındaki kapatma davası sonuçlanmadığı halde, HADEP'in seçime katılmasını yargı yoluyla engellemeye çalışıyor ama başaramıyor.
Aradan üç-beş gün geçmeden ve tam da Fazilet'in Erbakan'ı kurtarmak için Meclis içi entrikalara giriştiği günlerde, Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Milli Görüş iddianamesiyle ortaya çıkıp Erbakan ve arkadaşları için idam istemiyle dava açıyor. Sanki yargı Meclis'e, "Siz kuyudan çıkarsanız da, ben yeniden hem de daha derin kuyulara atmasını bilirim" demek istiyor.
Milli Görüş İddianamesi'ni, Fetullah Gülen için açılan inceleme izliyor. Birdenbire, Milli İstihbarat, Genelkurmay istihbaratı, bazı basın kuruluşları ve DGM Savcı Nuh Mete Yüksel; Gülen Cemaati'nin "Türkiye'yi bir ahtapot gibi sardığını" keşfediyor. Bazı gazeteler sayfa sayfa Gülen Cemaati'nin devleti aşan mali gücünü tefrika etmeye girişirken, "cemaat evlerine" baskınlar ve "sanık itirafları" başlıyor...
Ve nihayet dün, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Nuh Mete Yüksel'in, Fazilet Partisi'nin kapatılması için suç duyurusunda bulunduğunu öğreniyoruz.
Yani iş iyice çığrından çıkıyor...
Düşünün, bu parti seçime girmek için bütün hazırlıklarını bitirmiş, adaylarını belirlemiş, Yüksek Seçim Kurulu bu adayları onaylamış, her şey olup bitmiş ve seçime bir aydan az bir zaman kalmış. Şimdi savcı kalkıp bu partinin Refah'ın devamı olduğu iddiasıyla kapatılmasını istiyor. Daha bir ay öncesine kadar seçimden birinci parti olarak çıkması beklenen bir parti, kapatılma tehdidi altında seçime sokuluyor!
Aslında bu suç duyurusuyla yargı, Fazilet-Refah çizgisine oy vermeye hazırlanan milyonlarca seçmene son postasını atıyor: "Sen istediğin kadar oy ver; ben yine kapatırım!" diyor.
Terör çeşit çeşittir.
Toplumu ya da siyaseti terörize etmek için elinize bir silah alıp ortaya çıkabileceğiniz gibi, yasa maddelerini de toplumu yıldırmak için birer silah gibi kullanabilirsiniz.
Bombalı teröristi diri ya da ölü yakalar hakkından gelebiliriz. Siyasi teröre yine siyaset yoluyla çözüm bulabiliriz. Ama huzur ve güvenin son kapısı olan hukukun terör amacıyla kullanılmasının yaratacağı tahribata hiçbir çare bulamayız.
Açık konuşalım; bugün böyle bir tahribatla ve böyle bir çaresizlikle karşı karşıyayız.