kapat

SALI 23 MART 1999

ZÜLFÜ LİVANELİ (e-posta:livaneli@sabah.com.tr )

Elia Kazan

Elia Kazan'a dün gece, yaşam boyu başarı Oscar'ı verildi.

20. yüzyılın büyük bir yönetmeni olarak bu ödülü çoktan hak etmişti.

Ne var ki yarım yüzyıl geriden gelen hayaletler onu bir türlü rahat bırakmadı ve bu ödülü alışı büyük tartışmalara neden oldu.

Elia Kazan, McCarthy faşizmi döneminde "Amerikan Aleyhtarı Faaliyetler Komisyonu"na çağrılmış ve orada sekiz kişinin adını vermişti.

Amerikan aydınları bu zayıflığı affetmediler.

Elia Kazan unutulmaya terkedildi, diri diri gömüldü.

Yakın arkadaşı Arthur Miller, bu olay üzerine "Cadı Kazanı" oyununu yazdı.

Bunca yılın ardından ödüllendirildi.

Bu bir anlamda 89 yaşındaki yönetmenin, boykutunun kaldırıldığı anlamına geliyordu.

Ama ödüle karşı çakanlar da oldu.

Nick Nolte gibi bazı sanatçılar Kazan ödül alırken, hiç alkışlamadılar, sinirli sinirli oturdular yerlerinde.

Buna karşılık Steven Spielberg, Robert de Niro, Martin Scorsese, Karl Malden, Laureen Bacall onu desteklediler.

Elia Kazan, Oscar töreninde yaptığı konuşmada "Akademiyi cesaretinden ötürü" kutladı.

Sonra geride bekleyen eşi Francis'e dönüp sordu: "Başka söyleyecek bir şey var mıydı?"

***

Elia Kazan, yaşamını karartan bu lekeyi nasıl açıklıyor?

Belki biraz göçmen olmakla...

Amerika'ya gitmiş Anadolulu bir Rum ailenin çocuğu olmak, içine öyle bir güvensizlik duygusu yerleştirmiş ki, ayaklarını sağlam zemine basamadığını hisseden genç Kazan bu hatayı işlemiş.

Ama bence bir açıklama daha var.

***

1997 yılında Elia Kazan'ı Kayseri'ye annesinin köyüne götürmüştüm.

Bir öğleden sonra Kayseri Kapalı Çarşısı'nda, halıcılar bölümüne gittik. Eskiden babasının ve amcasının dükkanının olduğu bölüme.

"Burada beni bir iki saat yalnız bırak!" dedi.

Küçücük bir kahve iskemlesine oturup düşüncelere daldı.

O akşam, mahalli bir lokantada rakılarımızı yudumlarken "Biliyor musun!" dedi "Hayatım boyunca babamdan korktum ben."

Yaşam öyküsünden anladığım kadarıyla babası, çocuklarını ve karısını döven sert bir Anadolu erkeğiydi ve genç Elia'nın bütün özgüvenini yıkıp, yerle bir etmişti.

Aktör olmak istediğini söyleyen genç çocuğu ensesinden tutup aynaya götüren ve "Şu surata bir bak sersem! Bu suratla ne yapabilirsin ki?" diyen zalim bir babaydı o.

Baba, otoriteydi ve genç Kazan otoriteden korkmayı öğrenmişti.

McCarthy komisyonunda karşısına çıkan da otoriteydi.

Hem de göçmen çocuğun güvensizliğine yüklenen bir otorite.

Elia Kazan'ın o komisyonda babasının sert kaşlarını gördüğüne eminim.

***

Bütün bunlar, yapılanı bağışlatmaz elbette ama bu hatanın bedelini yarım yüzyıldır ödeyen ustanın, yaşam boyu onur Oscar'ıyla ödüllendirilmesi, babasına verdiği en güzel cevap oldu.


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr