kapat

SALI 23 MART 1999

YAVUZ DONAT (e-posta:ydonat@sabah.com.tr )

Burası TBMM

Pazartesi saat 13.30... Meclis'e gittik... Gördüklerimiz... Duyduklarımız...

Prof.Dr. Zeki Ertugay "Erzurum'daydım" dedi. Sorduk:

- Erzurumlu "Meclis için" ne diyor?

Erzurum milletvekili Ertugay "birşey demiyor" diye söze başladı. Ve devam etti:

- Erzurumlu, öfkelenmeye bile tenezzül etmiyor... Zira burada öyle çirkin şeyler oluyor ki...

* * *

Meclis Genel Kurulu yenilendi... "Modern bir salon." Ama kürsüde konuşanın "günvenliği" yok. En ufak tartışmada... Kürsüdeki konuşmacının etrafı kuşatılıyor. Şanlıurfa milletvekili Necmettin Cevheri bir benzetme yaptı:

- Hani... Korner atılırken... Herkes, kalecinin etrafını sarar ya... Meclis'te de... Tıpkı öyle...

"Eski Genel Kurul'da" konuşmacı "biraz daha yüksekteydi." "Başkan" daha da yukarıda. Galiba, doğrusu da oydu.

* * *

Kuliste bir ara Ali Şen'le karşılaştık. Şen, Meclis'e birkaç yılda bir gelir.

- Hayırdır başkan?

Fenerbahçe'nin eski başkanı "kampanya için buradayım" dedi.

- Ne kampanyası?

- Kötü tezahürata hayır!.. Biz sahalarda bu kampanyayı başlattık. İyi de sonuç aldık. Meclis'tekilere öneriyorum... Kötü söze... Hakarete... Birbirlerine küfretmeye hayır kampanyası açsınlar.

* * *

İçel milletvekili Turhan Güven'i gördük.

- Geçmiş olsun Turhan Bey.

- Teşekkür ederim.

Meclis'te, önceki günkü "itiş, kakış" sırasında Turhan Güven "yapmayın, etmeyin, ayıp oluyor" diyenlerdendi. Yani, kavgaya engel olanlardan. Ama "biri" Turhan Bey'i itiverdi. O da "stenoların bulunduğu bölüme" düştü.

- Turhan Bey, birşeyiniz yok ya...

- Yok, yok. Biz Demirel ekolündeniz. Düşmeye, kalkmaya talimliyiz.

* * *

- Sayın Yalım Erez, neler oluyor?

- Tadı kaçtı bu işin.

- Bundan sonra ne olur?

- Ne olacak?.. Artık, mahkemede biter.

* * *

Biz Yalım Bey'le konuşurken bir "haber" geldi:

- Mümtaz Soysal milletvekilliğinden istifa etti.

İyi de, bu istifa "Meclis'te oylanmadan" yürürlüğe giremez. Meclis'te ise "ne zaman oylanacak?" Demektir ki... "O hâlâ milletvekili..."

* * *

Erdal Kesebir, çalışkan bir Edirneli. Küskünlerden. Bir ricada bulundu:

- Ne olur bizlerden "küskün" diye bahsetmeyin. Biz kimseye küskün değiliz... Sadece... Liderler küskün.

Zaten bu "küslük... Barışıklık" işi biraz karışık.

ANAP'lı Yaşar Okuyan, kuliste karşılaştığı bir ANAP'lıya sarılmış:

- Seni gerçekten çok seviyorum.

"Muhatabı" tepki göstermiş:

- Onun için mi adımı çizdiniz. Beni Meclis'in dışına ittiniz.

Okuyan, bu olayı anlatırken şöyle dedi:

- Vallahi ben de kim küskün, kim değil, karıştırıyorum.

Küskünler, parti yöneticilerine "düşmana bakar gibi" bakıyorlar.

* * *

Sedat Aloğlu "iş dünyasından" Meclis'e geldi. Sorduk:

- Ne umuyordunuz? "Nasıl bir Meclis" buldunuz?

Aloğlu:

- Eğer iş dünyasının kuralları... Siyasette de işleseydi... Bu Meclis... Çoktan iflas ederdi.

Bahattin Yücel müdahale etti:

- Ederdi de ne kelime?.. İflas etti bile... Görmüyor musun?

* * *

- Sayın Nahit Menteşe, siz ne diyorsunuz?

Menteşe "kızgınlara... Küskünlere" baktı:

- İnanamıyorum... Hepsini de tanıyorum... Nasıl yaparlar?... Benden sonra tufan diyorlar... Gözleri birşeyi görmüyor.

* * *

Saat 15.11...

Başkanvekili Uluç Gürkan "bir gün önce yapılan görüşmeleri" yok sayıyor. Hani "kavgalı Pazar" müzakerelerini... Gürkan yok sayıyor ama... "Pazar vecizeleri(!)" tutanakları süslüyor:

- Kalk oradan.

- Saygısızlık yapma.

- Tahammül et.

- İman sahibi ol.

- Elhamdülillah.

- Sizi kimler yönetiyor?

- Atın şu adamı dışarı.

- Kim o terbiyesiz?

* * *

Ve sıra hükümet hakkındaki gensorunun oylanmasında... Oylama öncesi yine "laf atmanın" bini, bir para. Uluç Gürkan birkaç kez "burası TBMM" demek zorunda kalıyor. Ve dedikçe de "kıyamet kopuyor." Sahi, Gürkan "burası TBMM" demek yerine, ne demeliydi?

* * *

Meclis'te genç bir "yerel televizyoncu" görüyoruz. Adıyaman-Mercan TV'den İskender Korkut.

- İskender, neden geldin?

- Siyasetçilerle, "Adıyaman'ın sorunlarını" konuşmak için.

- Konuştun mu?

- Görüyorsunuz... "Kendi dertlerine" düşmüşler... Birbirlerini yiyorlar... Biz Adıyaman'dan bakınca... Meclis'i "çok farklı... Çok saygın... Çok yukarılarda" görüyorduk.

* * *

Uzun sözün kısası... Türkiye bir "kurumlar devleti." Ama "kendisini yenilemesi gereken kurum" bu işi eline, yüzüne bulaştırıyor. Türkiye bir "kurallar devleti." Ama kuralı "Hikmet Çetin farklı yorumluyor. "Yardımcısı, farklı." Ve sonunda... Prof. Zeki Ertugay'ın söylediği gibi:

- Vatandaş, öfkelenmeye bile tenezzül etmiyor...

Adıyamanlı İskender Korkut'un söylediği gibi:

- Meclis uzaktan farklı, yakından bakınca çok daha farklı görünüyor.


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr