kapat

SALI 23 MART 1999

RUHAT MENGİ (e-posta:rmengi@sabah.com.tr )

Erbakan'la görüşmemiş

Seçimin belirlenen zamanda yapılmasını etkilese de etkilemese de "Küskünler" olayı Türk siyasi sisteminin "hastalığı"nı su yüzüne çıkardı. Ve bu sistem değişmediği takdirde gelecekte de benzer durumlarla karşılaşılabileceğimiz için seçim sonrasında bile hatırlanması gerekiyor bence.. Birçokları buna "ilkesiz bir eylem", katılan milletvekillerine de "fırsatçılar" gibi yakıştırmalar yaptılar. Oysa liste dışı bırakılan ve yerine gerçek fırsatçılar doldurulan milletvekillerinin çoğunluğu çalışkan, kişilikli, ilkeli ve iş dünyasıyla ilişkisi olmayan isimler. Onların cezalandırılıp yerlerine "dokunulmazlık zırhı"na ihtiyacı olan ve hattâ suçluluğu belgelerle kanıtlanmış olan isimlerin doldurulması haksız ve üzücü.

"Küskünler kaybetmeyi göze alamadıkları için zamanında sustular" diyenler Yalım Erez'i düşünsünler örneğin. Sustu mu, kaybetmeyi göze almadı mı? Ne oldu, gerçekten kaybetti sonunda. İyilerin cezalandırılıp, kötülerin ödüllendirildiği bir sistem daha da köklenerek yeniden getiriliyor.

Akıl almaz bir başka durum ise Genelkurmay Başkanı'nın seçimlerin 18 Nisan'da yapılmasıyla ilgili açıklamasına "Ordu da herkes gibi fikrini söyleyebilir, öyle kabul edelim" türünden yaklaşımlar getirilmesi.

Biz kabul edelim de dünyaya bunu nasıl kabul ettirelim? Böyle bir kavram ya vardır, ya yoktur. Bazı durumlarda bu sözleri "muhtıra" başlığıyla vermenin, istenen durumlarda ise susup "Kahve içerken fikrini söylemiş" demenin mantıkla ne gibi bir ilgisi olabilir?

Yabancı basında ordunun muhtıraları Türkiye'yle ilgili siyasi yazılarda sık sık yer alıyor. "Tokmak altında demokrasi".. Ve Türkiye demokratik bir seçime ilerliyor. Ben artık anlamıyorum, anlayan varsa bana da anlatsın lütfen!

Sonuçta şartlar bu iken seçime gitmek de, seçim süreci başlamışken onu durdurmak da yanlış. Doğrusu ise herhalde "daha az yanlış olan" ne diyelim.

Bu arada Küskünler arasında yeralan İlhan Kesici'nin hakkında çıkan "Erbakan'la görüştü" haberi beni çok şaşırttı. Kesici'yi şahsen de tanıdığım için böyle bir durumda Erbakan'la görüşmeye gideceğine inanamadım ve dün sabah ilk iş kendisini aradım; "Bana sordular, kesinlikle böyle bir görüşme yapmadığımı söyledim. Ertesi gün baktım gazeteler görüştüğümü yazıyor. Bu nasıl iştir, anlamak mümkün değil" dedi ve hazırladığı yazılı basın açıklamasını bana da faksladı.

Dürüstlüğünden emin olduğum İlhan Kesici'nin sözlerine inanıyorum!

Şu "reklam" hikayesi

"Turkish Delight" adlı Cadbury's firmasına ait çikolatanın, İngiliz televizyonlarında gösterilen ve Türkler hakkında yanlış imaj veren reklamı hakkında yazdığım yazı ile ilgili Türkiye'de ve dünyanın her köşesindeki okurlarımızdan olumlu tepki yağdı. Bu okurların çoğu "Cadbury's"e de faks ve e-mail göndererek tepkilerini belirtmişler.

Ben de bana faks ve e-mail gönderen tüm okurlarımıza teşekkür ediyorum. Bilgisayar mühendisi Sami Erol ve bir başka okurumuz Murat Duman benim adresini verdiğim firmanın "Internet" adresini de vermişler ki çok önemli;

https://www.cadbury.co.uk/feedback.htm

Mektupların çoğu Türkiye'nin tanıtımını birilerinden beklemek yerine hepimizin yapması gerektiği ve tanıtım eksikliği ile yanlışların diğer ülkelerde bizi ne kadar sıkıntıya soktuğunu anlatıyor, bazıları ise yol gösteriyor.

Örneğin; ABD'de öğretim üyesi olan Dr. Cengiz Camcı "Internet'de https://www.clubs.psu.edu/TASK/ adlı sayfaya girin ve Türk öğrencilerin neler yapabileceğini görün" diyor.

İngiltere'den Neşe Cabaroğlu "Aynı reklâmı ben de izledim ve çok sinirlendim. Bu tür yanlış tanıtımlar bize karşı ön yargılı ve yanlış bilgiye sahip olmalarına neden oluyor. Sonra sınırlarda, girişte bile zorluk çekiyoruz."..

İngiliz bir baba ile Türk annenin kızı olan ve İngiltere'de büyüyen Louise Akcan "Hukukçu değilim ama çok iyi biliyorum ki İngiltere'de reklâmların insanları yanıltması yasalara aykırıdır ve cezası var. Türkiye dava açsa kazanır"..

İsviçre'den Kıvanç Onan "Burada gösterilen Virgin Cola'nın reklâmı ülkelerin kültürel özellikleri ile yapılıyor. Türk versiyonu ise Midnight Express'i andıran bir görüntü içinde hapishanede çekilmiş" diyor.

Mustafa Özalçın, İngiltere'de okurken Turkish Delight reklâmının verdiği yanlış "Türk imajı" yüzünden karşılaştığı soruları anlatıyor.

M.Ertuğrul Hataylı "8 Mart 1999 tarihli Milliyet'in Turizm ekinde Hatay ile ilgili "Ne Suriye, ne de Türkiye Hatay'a gereken ilgiyi gösteriyor" başlığıyla çıkan yazıdan söz ederek "Önce biz kendimizi doğru tanıyalım" diyor.

Bunlar sadece birkaçı.. Sayısız okurumuzun hepsi bu konunun üzerinde ne kadar duyarlılıkla durduklarını belirtmişler.

Türkiye'de de bol miktarda satış yapan Cadbury's firmasıyla, işi asıl halletmesi gereken Dışişleri Bakanlığı'ndan ise ses seda yok.

Dışişleri Bakanlığı'nın Türkiye'nin "dış"işlerinden daha önemli işleri mi var acaba?8


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr