SALI 23 MART 1999
Önce heyet raporu alacaksınız..
Bilen bilir.. Heyet raporu iki türlü alınır bu ülkede.. Yani tepeden tırnağa sağlam olduğunuzu gösteren heyet raporu..
a) Hıncal Efendi gibi ayrıcalıklılar.. Bir telefon ederler.. Heyet raporu önlerine gelir.
b) Sıradan vatandaşlar.. Günlerce gider gelirler, sürünürler. Her poliklinik kapısında ayrı ayrı sırada beklerler. Bunca eziyete karşılık doğru dürüst bir tek muayeneden, kontrolden geçmezler.. Doktorlar adamın suratına bakar, basar imzayı.. Neden?.. Çünkü hastanelerde kapasite, acile, hastalara yetmez ki, bir de bürokrasinin istediği heyet raporları muayenelerine vakitleri olsun..
İşte bu formalite muayeneyi istiyor Sağlık Bakanlığı, Viagra almak isteyenlerden..
Tabii işin nasıl formalite olduğunu bildiğiğ için de, ardından yeşil reçete istiyor.. Doktor reçetesi.. Doktorun adını da yazıyor:
Ürolog?..
Yani organın öteki işinin uzmanı..
"Niye?" diye sormuştuk yazımızda..
Dostlar telefon edip işaret ettiler..
"Sağlık Bakanı da doktor. Soruştur bakalım, uzmanlık dalı ne?.."
Soruşturdum..
Ürolog!..
Gördünüz mü sebebi, benim canım Türkiyem!..
Sağlık Bakanı etrafa caka satıyormuş.. "Ben ölüme sebep olan ilacı ülkemde sattırmam.."
Yani bütün bu engeller, aslında sattırmamak için..
Kime?..
Vatandaş Memed'e..
Hıncal Efendi istediği anda stokunu yapar, hatta eşine dostuna dahi temin eder, kolayca.. Bakan onu biliyor..
Bakan yasaklama kararının karaborsacıya, sahte ilaç imalcısı dolandırıcılara yarayacağını da biliyor. O kadar saf olamaz.
Viagra öldürüyormuş..
Hadi canım sende..
Bütün dünyada yasaklanan Novaljin'in peynir ekmek gibi satıldığı ülkede En Kahraman Sağlık Bakanı'na bakın..
Kafa bu olunca bu ülkede tüm ilaçları yasaklamak gerek Sayın Bakan.. Tüm ilaçları..
Dünya istatistiklerini bir istetirseniz, leblebi gibi yutulan Aspirin dahil, masum tek ilaç yok dünyada..
Sağlık Bakanı birşey daha diyormuş etrafına..
Viagra'yı Türkiye'de pazarlamak isteyen Pfizer firması beni satın almış, bu yazıları yazdırıyormuş..
Gazeteciliğimin 42'inci yılı.. Bu 40 bininci satılışım en azından.. Kimi eleştirdiysem, tepki bu.. "Falancanın adamı.. Satın alınmış.."
Bu trilyonluk bir piyasa Sayın Bakan.. Satın alınsam, bedeli kaç sıfırlı sayılar olurdu bilir misiniz?.. Hani nerede?..
Hem size bir soru.. Siz işi "Adam satın alarak" çözümleme niyetinde bir firma olsanız, zaten gayet rahat yaşayan bir gazeteciye mi çengel atardınız, yoksa, meteliğe kurşun atarak ay başını getirmeye çalışan bürokratlara ve mesela sayın bakanlara mı?..
Sorunları ona buna çamur atmadan, kahraman rollerine kalkışmadan ve bir de ürolog olduğunuzu unutarak çözmeye çalışın Bay Bakan..
Siz çözmezseniz, sizden sonra gelenler çözecek nasılsa..
Bu ülkede sıradan yaşlı insanların da ara sıra mutlu olma hakları var!..
Kahraman(!) bakanlara rağmen..
Yahu Melih (Aşık).. Sen adamı öldürürsün..
Mavi Çarşı'da 13 masum canın katilinin molotof kokteyli değil, orada alınmayan yangın önlemleri olduğu ortaya çıktı ya.. Mimar Doğan Hasol dostum ile konuşmuş.. Yazıyorlar alınabilecek önlemleri..
"Bu önlemleri almayan binalara belediye ruhsat vermemeli" diyor..
Sen ne diyorsun Melih?..
Kimin umurunda ki ruhsat?.. Vermeseler ne yazar?.
İşte Akmerkez beş yaşını doldurdu, hala ruhsatı yok. Ruhsatsız. İşte Carousel.. Ruhsatsız..
Bu kentin sokaklarında dolaşan belediye otobüslerinin çoğunun ruhsatı yok, biliyor musun?..
Gemisini yürüten kaptanlar ülkesinde, sen bu kafayla karayı zor bulursun, Sevgili Melih!..
Tolga Pozam'a teşekkür.. Bana şimdi okuyacağınız e-maili çektiği için..
"Bugün internette eski ve yeni yazılarınızı okurken size bir tavsiyede bulunmak istedim, bir film tavsiyesi (ee, hep de siz bizlere önermeyeceksiniz ya!). Yazılarınızda daha henüz Shakespeare in Love'dan bahsetmediğinizi farkettim.. Bence mutlaka gidip görülmesi gereken bir film.
Neden görülmesi gereken bir film? Çünkü doğru olsun olmasın, Shakespeare'in o güzel eserlerini ne şartlar altında ve nelerden esinlenerek yazmış olabileceğini çok güzel yansıtmışlar. Filmde, bazı karakterlerden çıkan lafların, nasıl daha sonra Shakespeare'in yazılarında yer aldığını göstermişler. Yazarken, ilhamın ne kadar önemli bir unsur olduğunu, ayrıca oyun yazmanın ne kadar zor ve yorucu bir iş olduğunu, işin içine ince espiriler katarak anlatmışlar.
Ben isterdim ki bu film, ben lisede iken, hatta ve hatta orta okuldayken çıksaydı da görseydim, böylece Shakespeare'da 'bizden biri' gibi görüp, yazdıklarını çok daha dikkatli ve daha büyük zevkle okurdum. Filmden çıktıktan sonra, Hamlet olsun Romeo ve Juliet olsun Shakespeare'i tekrar keşfetmek istedim, sadece dahi bir yazar olarak değil, bir insan olarak."
Etrafımdakilerden filmi görenler öylesine öflemiş ve pöflemişlerdi ki inanın ayağım gitmiyordu.
Tolga dürttü beni.. Pazar günü öğleden sonra dostlarımı topladım ve "Hadi bakalım" dedim.. "Bu film bu gece Oscar alırsa eğer, görmemiş olmayalım.."
İnanın hepsi benim gibiydi.. Son ana kadar programı iptal ya da başka film seçmemi beklediler..
Tolga'ya inandım.. "Ortaokul ve lisede iken Shakspeare'in bütün eserlerini okumuş, lise ve üniversite yıllarında pek çoğunu sahnede izlemiş biri olarak bu filmi görmeliyim" dedim.
Film bittiğinde tüm arkadaşlarım teşekkür ettiler.. Çok güzel bir filmi onlara adeta zorla izlettiğim için..
Efendim Miramax, yani yapımcı şirket, 15 milyon dolarlık tanıtma yapmış, son bir ayda, Hayat Güzeldir ve Aşık Shakspeare'in Oscar lobisi için..
Bilmem.. İkisi de harika filmlerdi ve aldıkları Oscarlar'ı hak ettiler.
Filmin çıkış noktası şu:
"Romeo ve Jülyet gibi bir aşk hikayesi, masa başında yazılmaz. Bunu yazan adam yaşamış olmalı.."
Yani Romeo kim?.. Shakspeare'in kendisi.. Peki Jülyet?..
O devirde kadınların sahneye çıkması yasak.
Dikkat buyrun.. Shakspeare hakkında da, eşcinsellik iddiaları var. Bizim Nedim gibi, onun sonnetlerinin pek çoğu da erkekler için yazılmış ya..
Romeo'nun, pardon Shakspeare'in sevgilisi de, oyuncu Thomas Kent..
Yok canım. Bu minik bir gönderme aslında.. Thomas Kent, tiyatro aşkı uğruna erkek kılığında gezen bir kadın. Yani Gwyneth Paltrow!.. (Eskiden böyle garip isimlerin şov dünyasında yeri yok derler ve düzeltirlerdi ne güzel..)
Filmin ilginç yanlarından biri de bu..
Shakspeare'in gerçek hayattaki aşkı, sahnede provaları süren Romeo-Jülyet'e paralel gidiyor ya filmde.. Sahnedeki Romeo-Jülyet bir harika..
Jülyet rolünü tüysüz bir oğlan oynuyor. Romeo rolünü de, Thomas Kent.. Yani erkek kılığındaki kadın..
Düşünebiliyor musunuz?..
Dünyadaki ilk temsilinde Romeo kadın, Jülyet erkek..
Shakspeare'de Joseph Fiennes harika.. Sevgilisinde Gwyneth Paltrow harika.. Tüm yan roller harika.. Özellikle Kraliçe Elizabeth'i oynayan Judi Dench!..
Aşık Shakspeare, hele tarihe, hele İngiliz edebiyatına ve hele aşka meraklılar için "Mutlak" sınıfından bir film!.
Bir yanda, bir can için zamana karşı yarış yapılıyor..
Yarışı genç bir doktor için ailesi başlattı. Medyada yakınları var. Gittiler, dertlerini anlattılar..
15 günlük ömrü kalan Oktar Babuna için ilik aranıyor..
Dün sabah atv'de Doktor Babuna'nın kendisini dinledim..
"Bu ülkede bir ilik bankası kurulması zamanının nasıl geçtiği ortaya çıktı. Bugün ülkenin en güçlü adamları, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın çocukları için ilik gerekse bile bulunmaz" dedi..
atv'ci dostum acı acı güldü:
"Onların çocukları yok ki.."
Olsaydı anlarlardı, bir oğulun pisi pisine ölmesinin acısını.. Kurtulabilecekken..
Şimdi Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın yanıt vermeleri gereken bir çağrı bu..
Bu ülkede hemen hergün birilerinin çocukları kan kanserinden ölüyor. İlik nakli ile kurtulabilecekleri halde..
Peki neden susuyorsunuz, en kudretliler?..
Neden Sağlık Bakanınız'a emir vermiyorsunuz, bu bankanın kurulması için?..
İnsan canından daha kıymetli ne olabilir?..
Sayın Cumhurbaşkanı..
Sayın Başbakan?..
Doktor Babuna'nın çağrısını duydunuz mu?..
Bir insan ölüyor.. Siz binlercesini kurtarabilirsiniz..
Duyuyor musunuz?..
Kim ne derse desin.. Yeni Meclis Toplantı Salonu fevkalade güzel ve fevkalade işlevsel.. İnsan gayri ihtiyari "Acaba burada oturanların kaçı, böyle bir salona layık" diye düşünüyor..
Bir kusur, daha doğrusu eksik ortaya çıktı..
İşari oy, yani işaret oyu, elektronik aletle yapılamıyor. Çünkü Siemens çok basit bir programı koymamış bilgisayara.. Parmağınızı düğmeye bastığınız zaman; bilgisayar, kabul, red ve çekimser diye toplam oyları bildiriyor. Kimin ne oy verdiğini bildirmiyor.. Oysa işaret oyu açık oylama.. Herkesin oyu bilinmeli. Bu programın eklenmesi, inanın 10 dakika..
Bu devirde böyle bir eksikliğin aylardır uzayıp gitmesi ne ayıp?..
"Deneyim, insanların hatalarına verdikleri isimdir."
Oscar Wilde (1854-1900)
Doktor Cafer'in röntgenini çeker, testlerini yapar ve durumunu anlatır:
- Kanında demir fazlası var. Karnında su toplanıyor, adalelerinde kireçlenme böbreklerinde kum var!..
Cafer sevinçle fırlar:
- Şuna "Beton gibisin" desene doktor!..