kapat

SALI 23 MART 1999

NECATİ DOĞRU (e-posta:ndogru@sabah.com.tr )

Kör testere işkencesi...

Bir insan bir insan daha... Yüz insan... Yüz insan daha... Bir milyon... Bir milyon daha... İstanbul'u burgu gibi dört yanından delen sorun insan... Yani çok, çok fazla insan... İstanbul'a eskiden gelmiş olanların ikinci kuşağı az doğuruyor. Ama yeni gelmişler yine çok doğuruyorlar ve İstanbul'da imkanlar, fırsatlar, şanslar azalmış olsa da İstanbul'a göç yine devam ediyor.

Çok göç eşittir kalitesizlik...

Kalabalık, kalite düşürüyor...

Caddelerine bak...

Sokaklarına bak...

Meydanlarına bak...

Parklarına bak...

Otobüslerine bak...

Kalitesizlik düğüm düğüm...

Sabah ve akşam saatlerinde otobüsler korkunç kalabalık... İETT Belediye otobüsü şoförlerinin, büyük bir sabırla, sinirlenmeden, yılmadan, küsmeden "Yürüyelim beyler... Yer açalım beyler... Yardımcı olalım..." çağrılarıyla balık istifi doldurulan otobüslerde insanlar 1 saat, 1.5 saat ayakta dikili kalıyorlar...

Otobüs yolda 2 saat çakılı kalıyor.

Yolcusu içinde 2 saat dikili kalıyor.

***

Ve biz de bunun adına toplu ulaşım diyoruz. Aslında toplu eziyet... Yolculuk yapmak gibi harika bir duyguyu toplu olarak kıyıma uğratma... Geçen hafta perşembe ve cuma günleri sabah ve akşam otobüsle duraklararası dolaştım. İlk duraklara gittim, sabah otobüslerine bindim... Otobüsün gittiği son durakta indim... Ertesi gün iş dönüşü saatine denk getirip, başka bir ana hattın son durağına gidip akşam otobüsüyle ilk durağa kadar geldim...

Taksim'de... Mecidiyeköy'de...

Kadıköy'de... Sarıyer'de...

Kentin toplanma ve dağılma merkezlerinde insanlar, akşam işten çıkınca kendilerini evlerine götürecek otobüsün gelmesi için saatlerce bekliyorlar. Otobüs gelince de ona binebilmek için, büyük eziyet çekiyorlar. Mecideköy'de durakta konuştuğum Semra Erdoğan adlı orta yaşlı bir hanım; "Her sabah aynı eziyeti çekmekten bıktım. Her gün otobüse binerken sanki damarlarımı kör bir testere ile keseceklermiş gibi oluyorum ve her gün bu duyguyu tekrar tekrar yaşıyorum...." diyordu...

Semra Erdoğan hanım...

Feriköy'e gitmek istiyordu...

***

Sarıyer'de belediye otobüsleri ve halk otobüslerinin son durağında şoförler, yeni bir sefere başlama saatini beklerken Emin Çayocağı'na geliyorlar. Burada çay içiyorlar. Anladığım kadarıyla çay ocağını sahibi sabahları sıcak çorba servisi de yapıyor. Şoförlerle konuştum. Bana verdikleri bilgilerden çıkan tabloyu buraya yazacağım: Körüklü Man otobüs: 28 koltuğu var. Ayakta yolcu kapasitesi 106 kişi. Ama sabah ve akşam saatlerinde 200 kişi doluyor. Solo Man otobüs: 30 koltuğu var. Ayakta 80 kişi alıyor. Fakat akşam ve sabah yoğun saatlerde 150 kişi alıyor. Körüklü Mercedes otobüs: 49 koltuğu var. Ayakta 108 kişi alıyor. Fakat yoğun saatlerde 250 kişi ile insan eti istifi, ağız ağıza, ten tene, dirsek dirseğe, baş başa doluyor...

Hem otobüs...

Hem içindeki yolcu...

Trafikte kilitlenip...

Saatlerce öyle kalakalıyor...

Ve biliyor musunuz bu durumda İstanbul'da 2 bin 500 belediye otobüsü ile 1160 halk otobüsünde, 597 hat üzerinde, kentin bir ucundan öbür ucuna, boğazın Avrupa yakasından Asya yakasına toplam 2 milyon insan taşınıyor...

***

Günde 2 milyon insan kör testereyle damar kestirme eziyetinden geçerek işe gidip geliyor. Yağmurlu, sisli, soğuk cuma sabahı saat 06.00'da evden çıktım. Sarıyer'e gittim. Şoför mahallinde dikiz aynasının hemen yanındaki küçük tabelada 91-825 rakkamı bulunan körüklü otobüse bindim. Otobüs saat 7.25'de hareket etti... Büyükdere Durağı, Vergi Dairesi Durağı, Milli Eğitim ve Çayırbaşı Durağı'nı geçtik... 4 durak sonra koca körüklü otobüs doldu. 16'ncı durağı da geride bıraktık. İstinye Boyacıköy'de şoförümüz; "ilerleyelim beyler... Yardımcı olalım...." diye uyarmaya başladı. Ayakta bile adım atacak yer kalmamıştı. Baltalimanı'nda ise trafik kilitlendi, diğer araçlarla birlikte bizim otobüsümüz de çakılıp kaldı... Bu durumda insanlara; "geçen seçimde kime oy verdiniz, bu seçimde kimi düşünüyorsunuz..." diye sormayı göze alamadım...

Tam 33 durak geçtik...

Taksim'e son durağa geldik...

Saat 9'u 10 geçiyordu.

Başbakan olsaydınız

Bu röportajlar sırasında konuştuğumuz insanlara; "Sizi başbakan seçseydik, 5 yıl yetki verseydik; takipçisi olup, sonuçlandıracağınız en önemli 3 konu ne olurdu?" diye de soruyoruz. Cevaplıyorlar.

İrfan Çavuşoğlu

İnşaat ustası..

1- Yüksek adaleti sağlardım,

2- Lider sultasını bitirirdim,

3- Fakir-zengin farkını azaltırdım.

Ne yani...!

Bakanlığı sırasında Mehmet Moğultay'ın "Adalet Bakanlığı kadrolarına 5 bin kişiyi yerleştirdim. Ne yani bizim partilileri değil de, MHP'lileri mi işe alsaydım..." şeklinde kendini savunmasını da halk, unutulmayacak olaylar arasında sayıyor.


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr