kapat

SALI 23 MART 1999

5 milyara memuriyet!

Siirt'te görünür terör çekilmiş ama şehrin sosyal dokusunu bu kez gizli bir kanser sarmış... Bu kanser yüzde 85'lerdeki işsizlik... Yoksa devlette bir "kapı"nın rüşveti 5 milyara çıkar mıydı hiç?..

İLKER SARIER

Nazım Hikmet, Anadolu'yu anlatılmaz bir latife ile şöyle tarif etmiş:

"Anadolu, Hoca Nasreddin gibi ağlayan, Bayburtlu Zihni gibi gülendir"

Bizim ise, Güneydoğu'nun en hicranlı kentlerinden Siirt'te, Nevruz'un dağlara yaydığı ılık toprak kokusunun ciğerlerimizi sevindirdiği 21 Mart pazar günü, gözlerimizde canlanan manzara bundan hayli farklıydı...

Siirtli ne Hoca Nasreddin gibi "ağlıyor", ne de Bayburtlu Zihni gibi "gülüyor".

"Zaman", siirtlinin yüzünde "donmuş"tu sanki!..

Gülmek de ağlamak da eski bir zamanda kalmış...

"Siyasi öksüzlüğün" kederi, Siirtlinin yay gibi vücudunu öne eğmiş, omuzlarını düşürmüş, hayatı bir çırpıda değiştirebilecek saklı enerjileri sigara dumanına boğulmuş karanlık çayevlerine tutsak etmiş... Cümle umutları çarmıha germiş...

***

Mesut Yılmaz, Siirt meydanında miting yaparken, halkın arasındayım. Kulaklarım, sessiz çoğunluğa seslenen Yılmaz'ın sesinde değil, sessiz çoğunlun sesinde...

Meydanda 4-5 bin civarında bir kalabalık var...

Siirtli, Yılmaz'ı kös dinliyor...

Sahiden heyecanlanıyor mu, etkileniyor mu, Mesut Yılmaz'ın Siirt'i teşrifleri 18 Nisan'ı kurtarır mı, anlamak zor...

Kimbilir, belki de Siirtli, biraz sonra sahne alacak olan Mahzun Kırmızıgül'ü beklemektedir.

Nitekim, Mahzun sahneye çıktığında yer yerinden oynuyor.

Biraz önceki sessiz çoğunluk gidiyor, yerine sesli çoğunluk geliyor...

Alkışlar meydanı inletiyor...

Siirtli, sırf Mahzun'u Siirt'e getirdiği için, Mesut Yılmaz'a oy verir mi acep?..

Zırhlı ve yoğun korumalı seçim otobüsüyle 15 dakikacık bir ziyaret, yürek ve bilinçleri 18 Nisan'a taşımaya yeter mi?

Berna hanımefendinin, o dingin, o sevecen tebessümüne ve güven veren vücut diline rağmen!..

***

19 yaşındaki İsmet'le konuşuyorum...

Manisa'dan kız almış, evli... Egeli olduğumuzdan eniştemiz sayılır...

Babasının evinde kalıyor.

8 kardeşler, 5'i daha küçük... Üç büyükten ikisi işsiz...

İsmet, inşaatlara betonculuk yapıyor, yevmiyesi, iş bulursa, 3 milyon lira...

Ama o, miting meydanında konuştuğum filinta gibi gençlerden yine de şanslı...

Çünkü gençler hamallık yapıyor...

Yaşları 18-19... Eşya, yük taşıyorlar... Yevmiyeleri birer milyona ya geliyor ya gelmiyor...

Siirt'te işçi ücretleri, aylık 20-25 milyonu geçmiyor...

Ama ev kiraları 25 milyondan başlıyor... Çünkü çevre köyler boşalmış, herkes şehir merkezine hücum etmiş...

Sanayii ve imalat sektörü olmayan bu öksüz şehirde, iş, aslanın kalın bağırsaklarına kadar saklanmış...

Tarım ve hayvancılıkla geçinen 250 bin nüfuslu Siirt'te hayvancılık da, dağlardaki terör yüzünden iflasın eşiğinde...

Siirtli, Ankara'dan kendilerine bir hizmet geleceğine de inanmıyor artık...

Herkesin gözü Batı'da, en büyük rüya, Batı'ya kapağı atabilmek...

***

Siirt, bütün bu sebeplerle "memurluğun" pek gözde olduğu bir şehir...

Ama vergi dairesinde, ama nüfusta, ama hastanelerde, ama okullarda, küçücük bir kapı, "Harun Reşit'in hazinesine" bedel!

Bu "kapı"yı ele geçirmek uğruna, 5 milyar liraya kadar rüşvet vermeye razı olanlar var...

Oysa 5 milyar, Siirt'te bir daire parası...

OIsun!.. Bir daire, devlette ömür boyu sürecek bir "kapı"dan daha mı kıymetli?.. Hayır!..

Metrekareye neredeyse 5 çocuğun düştüğü, hane halkının pencerelerden dışarıya taştığı bir sosyolojide, devlette kapısı olmak ne demek?..

Terzi Naci, günde bir takım elbise çıkartıyor. Araya pantolon da sıkıştırıyor... Bir takım elbisenin dikişi 25 milyon, kumaşla birlikte 55-60 milyon...

Siirtli'nin üstü başı böylesine döküldüğüne göre, takım elbiseyi kimler diktiyor ki?

Tabii ki memurlar... Subaylar ve devlette bir kapısı olanlar...

Siirt'te memurluk, Osmanlı Sarayında "paşa"lıktan ileri!..

***

Bitmez tükenmez dağların sırtında kurulu Siirt, güneyden Şırnak, güneybatıdan Batman ve doğudan da Hakkari ile komşu... En büyük ilçelerinden Eruh, ilk terör kurşunlarının sıkıldığı yer...

15 yıl süren terör, Siirt'i de adamakıllı bir yalazlamış...

Ama siirtli, kardeşçe yaşamak istiyor. Arap kökenli yerlileri, köylerde hakim kürtleri ve nice kavimleriyle kardeşçe, kucak kucağa...

Ve beklediği tek şey var siirtlinin...

İş ve ekmek...

Yıllardır "iş ve ekmek" vaadedenlere oy vermiş ama ne çare...

Yine de direnmiyor değil siirtli...

"Bir gerçek politikacı çıksın" diyor... "Bize doğruları namusluca söylesin, canımızı verelim..."

"Hizmet getireceğim diyenler, hizmet getirsinler..."

"Devlete bütün bağlılığımızla çalışmazsak o zaman söylesinler..."

Ama kim söyler kim dinler?

Siirtli bana bunları anlatırken, aynı saatlerde Ankara'da devleti yönetmeye talip olanlar Meclis'te birbirini pataklamıyor muydu?

Siirtli de bunları görüyor... Kendince bir hesap yapıyor... Öfkeli değil ama kırgın...

95 seçimlerinde 90 bin seçmen sandığa gitmiş... RP'ye iki vekil, ANAP'a bir vekil vermiş... En çok oy HADEP'e gitmiş... Barajda yanmış 20 bin oy...

Siirt, Ankara'ya 3 vekil vermiş ama havasını almış...

Şimdi kafalar karışık...

Siirtli genel olarak şu eğilimde:

"18 Nisan'da Fazilet iki vekil beklemesin. DYP, Fazıl Akgündüz-Jetpa rüzgarıyla daha şanslı, ANAP bir alır mı belli değil... Belki MHP, barajı geçerse bir vekil çıkartabilir. Sol'un ise esamisi okunmaz."

***

Sofrasında aşı, yatağında temiz çarşafı, musluğunda sıcak suyu henüz elde edememiş bu "metruk" şehir kimlere yakarsın?.. Kimlere oy versin?

Hele hele gençler için...

Kişi geliri yıllık 400 doları geçmemiş bu hicranlı yörede, delik ayakkabılar ve kırık kurşun kalemlerle okurken...

Paltosuz kara kışlarda zatürreyi sollayıp...

Liseyi de bitirip...

Bir elle tutulur üniversiteye zıpladıktan sonra...

Usulca kapağı "Batı"ya atmaktan başka çare, ne kalmış?..

Miting alanında, Mesut Yılmaz'ı dikkatle dinleyen küçük Veysel'in yanına sokuldum:

Orta ikiye gidiyordu, cin gibiydi... Ne olacaksın, dedim...

"Okuyup büyük adam olacağım" dedi...

Mesut Yılmaz'ı anlamaması imkansızdı..

- Peki, dinlediğin bu adamı anlıyor musun?

- Hayır anlamıyorum!..

Çocukları anlamıyorsa, büyükler anlar mı, tartışılır!..


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr