kapat

SALI 16 MART 1999

İdamlık iddialar

ERSİN BAL

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı, aralarında kapatılan RP'nin yasaklı Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın da bulunduğu 33 sanıklı "idam" soruşturmasıyla ilgili iddianameyi tamamladı.

Soruşturmayla ilgili ilk dava dün açıldı.

DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından hazırlanan iddianamede, sanıkların laik demokratik Cumhuriyet rejimini yıkarak yerine şer'i esaslara dayalı teokratik bir devlet düzeni kurmaya teşebbüs ettikleri belirtildi.

Savcı Yüksel sanıklardan RP eski Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Tekdal ile RP eski Milletvekilleri Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan ve İbrahim Halil Çelik'in TCK'nin 146/1'inci maddesine göre "idamla" cezalandırılmalarını istedi.

Yüksel, aralarında MÜSİAD ve MGV yöneticilerinin de bulunduğu 24 sanık için de 22.5 yıla kadar hapis cezası istedi. Sanıklar arasında yer alan ve haklarında ağır suçlamalarda bulunulan Necmettin Erbakan, RP eski Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan ile FP Milletvekilleri Oğuzhan Asiltürk, Ömer Vehbi Hatipoğlu ve Zeki Ergezen'in dosyaları yargılama prosedürünün farklılığı nedeniyle diğerlerinden ayrıldı.

Yüce Divan'a

Savcı Yüksel, suça konu eylemin Erbakan'ın Başbakanlığı, Kazan'ın ise Adalet Bakanlığı dönemini kapsaması nedeniyle Erbakan ve Kazan hakkında fezleke hazırlayarak TBMM Başkanlığı'na gönderecek. Meclis, yargılamaları kabul ederse Erbakan ve Kazan, Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi tarafından yargılanacak.

Yüksel ayrıca, sanıklar arasında yer alan FP'li üç milletvekili hakkında da, yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması talebiyle fezleke hazırlayacak. Meclis'in dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karar vermesi durumunda üç milletvekili de DGM'de yargılanacak.

50 kaset, yüzlerce belge

Savcı Yüksel tarafından aylarca süren titiz bir çalışma sonucunda hazırlanan 75 sayfalık iddianamede, Erbakan'a yönelik çok ağır suçlamalarda bulunuldu ve Avrupa Milli Görüş Teşkilatı'nın (AMGT), laik demokratik Cumhuriyeti yıkmak amacıyla Erbakan tarafından kurulduğu ileri sürüldü.

İddianame, 50'nin üzerinde video kaseti ve yüzlerce belgeye dayandırılarak hazırlandı.

Hukuki durum

İddianamenin "hukuki durum" bölümünde, Anayasa'nın 1, 2, 3, 4, 14 ve 24. maddeleri açıklandıktan sonra Anayasa'da laiklik ilkesinin değiştirilmesinin dahi teklif edilemeyeceği ve devletin temel nitelikleri arasında yer aldığı vrgulanıyor. Anayasa'da, "bu yasaklara aykırı hareket edenler hakkında uygulanacak müeyyideler de kanunla düzenlenir" hükmünün bulunduğu ve bu müeyyidenin TCK'nın 163. maddesiyle düzenlendiği hatırlatılan iddianamede, 163. maddenin Terörle Mücadele Kanunu'nun ilgili maddesiyle yürürlükten kaldırıldığı ifade edildi. İddianamede, bu durumun Anayasa'ya aykırı olduğu ve bu aykırılığın sürdürüldüğü iddia edilerek, şu görüşlere yer verildi:

163'ün kalkmasıyla

"163. maddenin kaldırılmasından sonra Türkiye'de siyasal islam ve siyasal islamın en büyük yapılanması olan Milli Görüş Hareketi, laik Cumhuriyet'i yıkarak yerine dini esaslara dayalı bir devlet kurmak ve hilafeti yeniden getirmek amacını taşıyan, bu gaye için cihat yapmayı göze almış bir gençlik oluşturmak için yoğun bir faaliyet başlatmıştır. Milli Görüş Teşkilatı'nın gerek yurtiçi, gerekse yurtdışında düzenlediği faaliyetlerde laik Cumhuriyet'i, laik düşünceyi benimsemiş insanlara ve Atatürk'e düşmanlık aşılanmıştır. Cihat şuuru aşılanmaya çalışılmış, Türklüğe ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne dil uzatılmıştır. Demokrasiyi insan kafasının ürünü batıl bir sistem olarak kabul eden Milli Görüş, sırf amacına ulaşabilmek için yani şeriat devletini kurabilmek için demokrasiden istifade ederek, devleti ele geçirme faaliyeti içine girmiştir."

"Cebir'e gerek kalmadı"

İddianamede, sanıklara isnat edilen suçu düzenleyen TCK'nın 146. maddesinde, cebir unsurunun öngörülmesine rağmen, devlet gücünü, devletin insanlarını elinde bulunduranların Anayasa'yı ihlal suçunu işlemeleri için cebir kullanmalarına gerek kalmadığına dikkat çekilerek, bu konuda çeşitli hukukçuların görüşleri örnek olarak gösterildi. İddianamede, şunlar kaydedildi: "Milli Görüş hareketinin faaliyetleri, demokratik ortam içinde yasalara uygun olarak cereyan eden faaliyetler olarak ele alınamaz. Çünkü Milli Görüş'ün yapılanmaları olan siyasi partiler, dernekler, vakıflar bünyesinde illegal olarak devletin siyasi, hukuki, sosyal ve hatta ekonomik yapısını dini kurallara göre değiştirme faaliyetleri yürütülmüştür."

Başsavcı Savaş'tan 312. madde yorumu

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 163. maddesinin kaldırılmasıyla vatana ihanetin suç olmaktan çıkarıldığını savundu. Savaş, bölücülerin ve dini istismar edenlerin şimdi de TCK'nın 312. maddesini değiştirmek istediklerini kaydetti.

Savaş, dün düzenlediği basın toplantısında, ANAP Uşak Milletvekili Yıldırım Aktürk'ün TBMM'nin Cumartesi günü yaptığı olağanüstü toplantıda açıkladığı, eski Başbakan Mesut Yılmaz ile kendisinin yaptığı görüşmeye açıklık getirdi. "163. madde kaldırılmakla vatana ihanet suç olmaktan çıkarıldı" diyen Başsavcı Savaş, şu görüşleri savundu: "Kala kala bir 312. madde kaldı. Bu maddenin değiştirilmesi demokratikleşmenin bir adımı, bir unsuru olarak takdim ediliyor. Aynı taktik 141, 142 ve 163. madde kaldırılırken de yapıldı. Aşırı sağ ve aşırı sol burada bir konsensus oluşturdular. 312. maddenin kaldırılmasını, hem bölücüler hem de din istismarı yoluyla politika yapanlar istiyor."

"Yılmaz'la görüştüm"

Eski Başbakan Mesut Yılmaz ile kendisinin randevu talebi üzerine görüştüğünü anlatan Savaş, aralarında TCK'nın 159, 312 ve Terörle Mücadele Yasası'nın (TMY) 8. maddesinin de bulunduğu değişiklik paketine ilişkin görüşlerini açıkladığını kaydetti. Anayasa'nın 24. maddesinin son fıkrasının, devlet düzeninin din esasları üzerine kurulamayacağını öngördüğünü hatırlatan Savaş, TCK'nın 163. maddesinin 141 ve 142. maddesiyle birlikte kaldırıldığını hatırlattı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) "halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkca tahrik etmek" fiilini düzenleyen 312. maddeyi düşünceyi ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir madde olarak görmediğini kaydeden Savaş, şöyle devam etti:

"O zamanki Başbakan Yılmaz'a değişiklik teklifinin uygulamada fazla bir farklılık getirmeyeceğini, sadece Hasan Hüseyin Ceylan, Tayyip Erdoğan ve Şevki Yılmaz'a af getireceğini söyledim. Ama şunu da belirttim: (Sizin siyasi tercihiniz irticayla mücadele yasal yollardan değil diğer yollardan yapılma yönünde ise o da Meclis'in takdiridir, ama demokratikleşmenin adımı şeklinde gösterilmesi hatalıdır) dedim."

"Pişman olursunuz"

Savaş, eski Başbakan Yılmaz'ın bu açıklamalarını ciddi bir şekilde dinledikten sonra, söz konusu değişiklik taslağını hazırlayan dönemin Devlet Bakanı Hikmet Sami Türk'ü de konutuna çağırarak, bu düşüncelerini ona da aktardığını ifade etti. Savaş, "Kendilerine şunu da söyledim: (Sizinle bu değişiklik olursa 1 yıl sonra tekrar görüşelim, yemek yiyelim. Bu yasa değişikliğinden pişman olduğunuzu söyleyeceksiniz) dedim" diye konuştu.

Aktürk'ün "Böyle düşünenler vatana hıyanet içindedir" şeklideki sözlerine de yanıt veren Savaş, "Vatana ihanet, Anayasal düzeni koruyan yasaları değiştirmek mi yoksa bizim yaptığımız mı? Kamuoyunun taktirine bırakıyorum" dedi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, yargıyı ilgilendiren konularda bütün siyasilerle görüştüğünü, bu kapsamda FP Kahramanmaraş Milletvekili Mustafa Kamalak ile de 2 defa görüştüğünü, ancak görüşmenin içeriğini Kamalak izin vermeden açıklayamayacağını söyledi.

İŞTE SANIKLAR

Necmettin Erbakan

Eski RP Genel Başkanı

Şevket Kazan

RP Genel Başkan Yardımcısı

Oğuzhan Asiltürk

Eski RP'li, FP'li

Ahmet Tekdal

Genel Başkan Yardımcısı

Hasan Hüseyin Ceylan

RP eski milletvekili

Şevki Yılmaz

RP eski milletvekili

İbrahim Halil Çelik

RP eski milletvekili

Ömer Vehbi Hatipoğlu

FP milletvekili

Zeki Ergezen

FP milletvekili

"Saygısız konuşmalar"

AHMET TEKDAL

Sanıklardan Ahmet Tekdal'ın, 27 Mayıs 1993'te Arafat'ta bir konuşma yaptığı ve bu konuşmada, "Hak nizamı, Allah nizamı" gibi dini esaslara dayalı devlet kurulması için cihat ruhu uyandırmaya çalıştığı belirtilerek, Tekdal'ın, gösterdiği faaliyetleri ile şer'i devlet kurabilmek amacıyla Anayasal düzenin yıkılmasına teşebbüste bulunduğu kaydedildi.

ŞEVKİ YILMAZ

Sanıklardan Şevki Yılmaz'ın, yurtiçinde ve yurtdışında MGV'nin düzenlediği faaliyetlerde ve AMGT'nin toplantılarında, RP'nin miting ve toplantılarında seri halinde "saygısız" konuşmalar yaptığı ifade edilen iddianamede, bu faaliyetlerin tamamında laik Cumhuriyet, Atatürk ve Türklük düşmanlığının bulunduğu bildirildi. Şevki Yılmaz'ın en çarpıcı konuşmasını Hac sırasında Arafat'ta yaptığı belirtilen iddianamede, sanık Yılmaz'ın yurtiçi ve yurtdışında yaptığı birçok konuşmaya yer verildi. İddianamede, sanık Yılmaz'ın, Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs suçunu işlediği kaydedildi.

HASAN HÜSEYİN CEYLAN

Sanıklardan Hasan Hüseyin Ceylan'ın yurtiçi ve yurtdışında verdiği seri konferanslarda, her fırsatta şeriat ve hilafet düzenine son verdiği için Atatürk'e saldırdığı, "Ulus'taki Meclis'te yıkılan Müslümanlar'ın, Kızılay'daki Meclis'te yeniden dirileceğini" dile getirmek suretiyle şeriat düzeninin Meclis'te tekrar kabul edileceğini öne sürdüğü ifade edilen iddianemede, İstiklal Mahkemeleri'nin hesabını soracaklarını, cihadın hiçbir zaman terk edilemeyeceğini söylediği bildirildi. İddianamede, "Sanık bu çizgideki yoğun faaliyetleriyle Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs suçunu işlemiştir" denildi.

İBRAHİM HALİL ÇELİK

İddianamede, sanıklardan İbrahim Halil Çelik'in çeşitli tarihlerde yaptığı konuşmaları, verdiği beyanatları ve mevcut nitelikleri Anayasa'da belirtilen laik cumhuriyeti yıkma yolundaki yoğun faaliyetleri ile iddia edilen suçu işlediği görüşüne yer verildi.

İDDİANAMEDE ERBAKAN

Erbakan Apo ilişkisi

İddianamede, Milli Görüş ile bölücü hareket arasında irtibat olduğu ifade edildi. Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti devletini tehdit eden önemli bir tehlikenin, ülkenin bir kısım toprakları üzerinde Bağımsız Birleşik Kürdistan adı altında bir devlet kurmak isteyen bölücü hareket olduğu kaydedilen iddianamede, terör örgütü elebaşının 22 Şubat 1999 tarihli savcılık ifadesinde Erbakan hakkında şunları söylediği bildirildi: "Necmettin Erbakan 1996 yılında Başbakan olduktan sonra Suriye'de devletin yakın adamı olan Ağa kod Mervan Zerti ve Suriye'de bulunan benim adamım Delil kod vasıtasıyla bana mesaj gönderdi. Bu mesajda, Güneydoğu'ya ekonomik, siyasi, kültürel açılımlar yapacaklarını, bunun için barış sağlanması ve ateşkes ilanını istiyordu. Ben de kendisine aynı şahıslar vasıtasıyla mektup gönderdim. Önerisini olumlu bulduğumu, kabul ettiğimi bildirdim."

"Başbakan olur olmaz devletin resmi politikasının dışına çıktı"

İddianamede, "Görüldüğü gibi Necmettin Erbakan Başbakan olur olmaz, İslamcı, Kürtçü örgütlerle, bilahare PKK'nın elebaşı ile temasa geçmiştir. Devletin resmi politikasının dışına çıkarak PKK örgütünü ve örgütün başını muhatap kabul edip temasa geçmek, eşkıyaya meşruiyet vermektir" denildi. İddianamede ayrıca, Milli Görüş ile Anayasal düzeni silahlı mücadele ile yıkarak yerine şeriat esaslarına dayalı bir devlet düzeni kurmayı amaçlayan İBDA-C arasında ilişki olduğu bildirildi.

Erbakan Kaplan ilişkisi

İddianamede, Bosna'ya yardım adı altında toplanan paraların Milli Görüş kadroları içinde eritildiği de ileri sürüldü. Toplanan paraların RP'nin gizli kasası Süleyman Mercümek'in hesabına aktarıldığı ve Mercümek'in bu paraları faizde değerlendirdiği kaydedilen iddianamede, Bosna paraları konusunda Necmettin Erbakan'ın, Almanya'da halifeliğini ilan eden Cemalettin Kaplan'ın en yakın adamlarıyla birlikte hareket ettiği bildirildi.

İran'a "gizli" gezi ve örgüt toplantısı

İddianamede, 25 Aralık 1993'de İran'ın dini lideri Hamaney başkanlığında, 17 Kasım Örgütü, El Fetih, Lübnan Hizbullahı, Japons Kızılordu, Abunidal, Türk Hizbullahı ve Refah Partisi yetkililerinin katıldığı bir toplantı düzenlendiği belirtilerek, toplantıdan önce 20 Aralık 1993 günü Necmettin Erbakan'ın Türk makamlarının bilgisi dışında İran'a gizli bir gezi yaptığı bildirildi. İddianamede, "Örgüt toplantısının tarihi ile gezi tarihinin yakınlığı gözönünde tutulduğunda, Erbakan'ın toplantıya veya toplantının Hazırlık Komitesi'ne katıldığı kanaatı hasıl olmuştur" denildi.

İslami Halk Komutanlığı Genel Sekreter Yardımcısı

İddianamede, Necmettin Erbakan'ın, Uluslararası İslami Halk Komutanlığı'nın Asya İşlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olduğu ifade edildi. Bu komutanlığın 1989 yılında Libya'da Uluslararası İslama Çağrı Cemiyeti tarafından Kaddafi'nin emriyle kurulduğu kaydedilen iddianamede, Cemiyet'in her yıl Libya'da düzenlediği toplantılara Erbakan ve diğer Milli Görüş mensuplarının katıldığı bildirildi.

Cumhurbaşkanlığı gayreti içinde

"Milli Görüş, bugün kendini gizleme, ortama uyma gayreti içindedir. Ancak değişmemiştir. Milli Görüş'ün lideri Necmettin Erbakan, siyaset yasağına rağmen bağımsız milletvekili olma hatta Cumhurbaşkanı olabilme gayreti içinde görülmektedir. Hedefine ulaşabilmek için hiçbir engel istemeyen ve ülkeyi kendileri için dikensiz bir gül bahçesine çevirmek isteyen Milli Görüş mensupları, TCK'nın 312. maddesini uygulanamaz hale getirmek için yoğun bir faaliyet içine girmişlerdir."

Cemalettin Kaplan'ı Almanya'ya gönderdi

15 yıl Adana Müftülüğü yapan Cemalettin Kaplan 1977 seçimlerinde MSP milletvekili adayı olmuş, seçimi kazanamayınca 1981 yılında Erbakan'ın talimatıyla Almanya'ya gitmiş ve AMGT'nin İrşat ve Fetva Komisyonu Başkanı olmuştur. AMGT yöneticileri Erbakan'ın talimatıyla görevlendirilmişlerdir. Nakşibendi Şeyh'i Prof. Esat Coşan da AMGT'yi derleyip toparlamak üzere yine Erbakan'ın talimatıyla Almanya'ya gönderilmiştir. AMGT daha sonra Milli Görüş İslam Toplumu adını almıştır. Milli Görüş İslam Toplumu'nun bugünkü Genel Sekreteri Necmettin Erbakan'ın kardeşi Akgün Erbakan'ın oğlu Mehmet Erbakan'dır.

Almanya'da yetişiyorlar

Milli Görüş Teşkilatı mensupları Almanya'da Türkiye'den gönderilen hocalar tarafından eğitilmektedir. Yetiştirilen kadrolar, İslam davası adına faaliyet göstermek üzere Türkiye'ye gönderilmektedir. RP eski Milletvekilleri Şevki Yılmaz ve Osman Yumakoğulları Milli Görüş Teşkilatı kökenlidir.

Holywood tarikatı

İddialara göre Milli Görüşün, Hollywood ünlülerinin tarikatı olarak bilinen Scietelogy Tarikatı ile yakın ilişkisi vardır. Ünlülerin bağışlarıyla yaşayan bu tarikatla Milli görüş arasındaki ilişki Kuzey Vest Valla İçişleri Bakanı tarafından açıklanmıştır.

"MGV üyeliği 4 fakülte bitirmekten iyidir"

Merkezi Ankara'da bulunan Milli Gençlik Vakfı'nda (MGV) legal görünüş altında illegal faaliyetler yürütülmektedir. Bu faaliyetlerin amacı Anayasa'sı Kur'an olan bir din devleti kurmaktır. MGV'de, Cumhuriyetimizin kurucusu büyük Atatürk'e düşman, milli bayramlarımıza küfür eden laik demokratik dünya görüşüne sahip inzanlara kin duyan Arap milliyetçisi bir gençlik yetiştirilmektedir. Milli Görüş lideri Erbakan, MGV hakkında "Bir genç (ben MGV üyesiyim) diyorsa, dört fakülte bitirmekten daha fazla feyz almış demektir" demiştir.

RP, MGV ve YUVA Vakfı aracılığı ile illegal sınavlar tertipleyerek İslam Ülkelerine, bu ülkelerdeki cemaat okullarına ve Suriye'deki Şeyh Muhammed Haznevi Medresesi'ne öğrenciler gönderilmiştir. Böylece, Cumhuriyet'in 75'inci yılını geride bıraktığımız şu günlerde, ülkemizi tekrar karanlıklara, gerilere göndermeye çalışmışlardır.

Devlet kaynakları Milli Görüşe destek

MGV Başkanı Mecit Dönmezbilek Refahyol döneminin Maliye Bakanı Abdüllatif Şener tarafından DMO Yönetim Kurulu'na getirilmiştir. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nin talip olduğu Gedik Ahmet Paşa Medresesi, RP'li Ahmet Cemil Tunç döneminde MGV'ye tahsis edilmiştir. SSK Van Müdürlüğü'ne ait olan ve hastane olarak kullanılması planlanan bina Refahyol döneminin Çalışma Bakanı Necaati Çelik tarafından MGV'ye tahsis edilmiştir. Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı BELKO şirketinden, MGV'ye bağlı yurtlara ve evlere kömür verilmiştir.

Refah-İBDA-C ilişkisi

RP Grup Başkanvekili Şevket Kazan, Bayrampaşa Cezaevi'nde bulunan İBDA-C tutuklularına çektiği telgrafta, "...İstanbul milletvekili Avukat Ali Oğuz bugün ziyaretinize gelecekler. Sizleri dinleyecek ve haklarınızı korumak için gerekli girişimleri yapacaktır. Geçmiş olsun dileklerimi iletir selam ve saygılarımı sunarım.." demiştir.

RP ve Milli Görüş temsilcileri, Türkiye Devleti'ne karşı PKK ve DEV-SOL örgütlerinin yanında yeralabilen ve bu hunhar örgütlerin Türk Devleti'ne zarar vermesinden mutlu olan İBDA-C örgütü ile ilgilenme kararı almış, bu kararını da milletvekilleri Şevket Kazan, Ali Oğuz, İbrahim Halil Çelik, Zeki Ergezen, Mukadder Başeğmez vazıtasıyla yerine getirmiştir. Taraf dergisine verdikleri beyanatlarda bu örgütü övmüşlerdir. Bu durum Milli Görüş hareketenin rejim düşmanlığı nedeniyle neler yapabileceğini ve her zaman yıkıcı ve bölücü örgütlerle işbirliği içinde olabileceğini göstermektedir.

FİS'le gönül bağı

Milli Görüşçüler Cezayir İslami Selamet Çephesi'ne (FİS) gönül bağı ile bağlıdırlar. Katliamlar yapan, adam boğazlayan bu kanlı örgüte övgüler yağdırmakta, onların kanlı eylemlerini şanlı direniş olarak nitelendirmektedirler. Üstelik Milli Görüş Cezayir'i örnek göstererek, Türkiye'deki laik Cumhuriyet'e bağlı kişi ve güçleri tehdit etme gafletine ve ihanetine düşmüştür. Bu durum Milli Görüş'ün Cezayir'deki FİS ile aynı yapıda ve yolda olduğunu göstermektedir.

Bosna paraları devleti ele geçirmek için harcandı

Milli Görüş hareketi, Müslüman Türk milletinin saf ve temiz dini duygularını sömürerek çok miktarda Türk parası döviz ve altın toplamış başlangıçta kendilerine para toplama izni verilirken verdikleri sözde durmayarak paraları Bosna Hersek yetkililerine vermemişler, fundamantalist oldukları, Cemalettin Kaplan ile de mbağları bulunduğu Alman Polisinin soruşturması ile sabit olmuş olan uluslararası İnsani Yardım Teşkilatı (İHH) adında bir dernek kurarak toplanan paraları Faysal Finans aracılığıyla bu derneğin Almanya'da bulunan hesabında göndermişler, bu dernekte kendisine verilen talibat gereği paraları kapatılan RP'nin kasası olduğu herkesçe bilinen Süleyman Mercümek'in hesabına aktarmış, Süleyman Mercümek de bu paraları faizle değerlendirerek İstanbul'daki hesabına transfer etmiştir. Bu paralar Türkiye'deki laik Cumhuriyeti yıkmak, hiç inanmadıkları Batıl sistem olarak nitelendirdikleri Demokrasinin imkanlarından yararlanarak Devlet kadroluarını ele geçirilmesinde kullanmışlardır.

Bu hile ve desiselerini örtbas edebilmek için liderlerinin ağzından "Bosna'da Roket Fabrikası kurduk, paraları İzzet Begoviç'e elden verdik" şeklinde gerçek dışı beyanlarda bulunma yoluna gitmişlerdir.

Kaddafi'nin Genel Sekreter Yardımcısı

Dünya İslam Halk Komutanlığı 1989 yılında Libya'da Uluslararası İslama Çağrı Cemiyeti tarafından Kaddafi'nin emriyle kurulmuştur. Cemiyetin her yıl Libya'da düzenlediği toplantılara Necmettin Erbakan ve diğer Milli Görüş mensupları katılmıştır. 1991 yılında komutanlığın Asya işlerinden sorumlu üyeliğine getirilen Necmettin Erbakan, halen İslami Halk Komutanlığı'nda Genel Sekreter Yardımcısı olarak görevlidir. Uluslararası İslami Halk Komutanlığ'na, Necmettin Erbakan'la birlikte AMGT'nin eski Başkanı, halen FP İstanbul milletvekili olan Osman Yumakoğulları da üyedir. Uluslararası İslami Halk Komutanlığı'nın Mart 1990 tarihinde yapılan ikinci Genel Kongresi'ne Necmettin Erbakan başkanlığında Konya Belediye Başkanı Halil Ürün, Lütfü Doğan, Recai Kutan, Fikrat Sarıkahya ve dönemin AMGT dönem başkanı Osman Yumakoğulları katılmışlardır. RP Genel Başkanı ve diğer partililerin, islami Halk Komutanlığı'nın kongresine gidiş ve gelişlerini belgeleyen uçak biletleri fotokopileri, dosya içindedir. Seyahat masrafları, İslama Çağrı Cemiyeti Mutemedi Ammar Haraba tarafından ödenmiştir. Başta PKK olmak üzere, Türkiye'nin bütün düşmanlarını dost olarak kabul etmiş olan Muammer Kaddafi, Türk heyetinin Ekim 1996 tarihindeki gezisi sırasında Türkiye aleyhinde küstahça sözler sarfederken, Türkiye'nin başbakanı sıfatını taşıyan Milli Görüş'ün başı Erbakan, Başkomutanına saygıda herhangi bir kusur etmemiştir.

Şeriat mahkemesi kurdurdu

4. Dönem Hakkari Milletvekili Mikail İlçin ile Fehim Adak arasındaki bir alacak meselesinde Mikail İlçin, Erbakan'ı evinde ziyaret ederek, Adak ile aralarındaki ihtilafı şeriat hükümlerine göre çözmesini istemiştir. Erbakan, "Milli Görüş bunu kabul eder" diyerek, teklifi kabul etmiş, Lütfü Doğan'ın başkanlığında Recai Kutan ve Lütfü Göktaş'tan oluşan şeriat mahkemesini kurmuş, mahkeme bir hafta sonra Fehim Adak'ın yazıhanesinde toplanmaştır. Mahkemede Recai Kutan zabıt tutmuş ve mahkemeden ara karar çıkmıştır. Ancak Fehim Adak bu kararı kabul etmemiştir. Bunun üzerine Mikail İlçin durumu tekrar Necmettin Erbakan'a iletmiş, ancak Erbakan, Fehim Adak'a herhangi bir uyarı yapmamış ve şeriat mahkemesini ikinci kez çalıştırmamıştır. Laik Cumhuriyet rejiminin hakim olduğu ülkemizde tedbir olarak bu durumun tutanağa yazılmadığı, Milli Görüş mensuplarının ülkemizde çok hukuklu bir düzenin tatbik edilmesi, şeriatın tatbikini isteyen kişiler hakkında şeriat hükümlerine göre yargılama yapılması ve karar verilmesi gerektiği yolunda görüş ileri sürmeleri de nazara alındığında Mikail İlçin'in "şeriat mahkemesi kuruldu" iddialarının doğru olduğu kanaatine varılmıştır.

Yargılama prosedürü

DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Necmettin Erbakan ve Şevket Kazan ile 3 FP'li milletvekili hakkında düzenleyeceği fezlekeleri Adalet Bakanlığı'na gönderecek. Fezlekeler Adalet Bakanlığı'nca Başbakanlığa, Başbakanlık tarafından da Meclis Başkanlığı'na sevkedilecek.

Dosyalar ilk olarak Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu'nda görüşülecek. Burada kabul edilirse Genel Kurul'da oylanacak. Dokunulmazlıkların kalkması ve yargılama kararı alınması için 276 oy bulunması gerekecek. Bu rakama erişildiği takdirde Erbakan ve Kazan hakkında Yüce Divan görevi yapacak Anayasa Mahkemesi'nde dava açılacak. Dokunulmazlıklarının kalkmasına karar verilmesi durumunda ise üç milletvekili, DGM'de yargılanacak.

Sözkonusu prosedürün Meclis'in bu döneminde tamamlanmasının güçlüğüne işaret edilerek, seçim ertelenmediği takdirde bu konudaki kararı seçimden sonra oluşacak yeni Meclis'in vereceği belirtiliyor.

Üç FP'li yeniden seçilemedikleri takdirde savcı haklarında doğrudan dava açabilecek. Ancak Erbakan ve Kazan'ın yargılanması, dokunulmazlıkları olmadığı halde, Başbakan ve Bakan oldukları dönemle ilgili suçlamalar yöneltildiği için mutlaka Meclis kararı ile mümkün olabilecek.

Kutan'dan idam istemine tepki

FP Genel Başkanı Recai Kutan, Necmettin Erbakan'ın idam istemiyle yargılanmasının gündeme gelmesine tepki gösterdi. Kutan, "Bir yandan idam cezasını kaldırma gayretinde olacaksınız, bir yandan da bu ülkeye büyük hizmetler yapmış, başbakanlık yapmış birini idam talebiyle yargılamaya kalkacaksınız" dedi.

FP'nin adaylarının tanıtımı için dün Altınpark'ta düzenlenen toplantıda, idam istemli davayı dün manşetten duyuran SABAH Gazetesi'ni gösteren Kutan, DGM'lerin kaldırılmasını istedi, ancak bu konuda eski RP'liler ve bazı FP'liler hakkında yürütülen soruşturmaya değinmeden Öcalan davasını gerekçe gösterdi. 40 bin insanın ölümüne neden olan terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan'ın "adil yargılanması" konusunda "batı aleminin" Türkiye'yi takibe aldığını ifade eden Kutan, bu gelişmeler sonucunda DGM'lerin kaldırılması gerektiğini söyledi. Necmettin Erbakan ve bazı eski RP yöneticileri ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Şükrü Karatepe'nin yasaklı hale gelmesine neden olan yasaların da değiştirilmesini isteyen Kutan, bunun seçim emniyetinin sağlanması için önem taşıdığını vurguladı.

KUTAN'DAN ÖZÜR

Gazetemizin dünkü baskısında yayınlanan "Erbakan'a idam" başlıklı haberde, dizgi hatası sonucu FP Genel Başkanı Recai Kutan'ın adı da yer almıştır. Düzeltir, Sayın Kutan'dan özür dileriz.


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr