ÇARŞAMBA 10 MART 1999
Amerikalılarla konuşuyoruz.. Türk-Yunan gerginliğinden endişeliler.. Tansiyonun düşmesini, iki ülke yetkililerinin toplanıp, sorunları müzakere yolu ile çözmesini istiyorlar..
Şu cevabı verdik:
"Tabii bu yapılmalı.. Ama önce Yunanistan terörle ilişkisini kesmeye başladığını gösteren somut adımlar atsın.. Örneğin Lavrion isimli kampı kapatsın... Bunu bile yapmıyorlar.. Sonra siz Türklerden diyalog istiyorsunuz.. Haksızlık değil mi bu?"
"Haklısın" diyorlar..
Yunanistan hâlâ yavuz hırsız rolünü oynamaya devam ediyor.. Bir yandan bize karşı her türlü terörü destekliyor, bir yandan da dünyaya, "Anneciğim Türkler geliyor.. Bizi tehdit ediyor" diye yaygara yapıyor..
Kaldı ki, PKK terörüne destek başka iş, Kıbrıs başka iş.. Bunları da birbirinden ayırmak lazım..
Teröre yıllardır destek veren ve hâlâ daha destek vermeye devam eden Yunanistan yönetimi ile, bizimkiler ne konuşacaklar?
Konuşsalar nasıl, hangi noktada anlaşacaklar?
Yunanlılar kalkıp, aynen Suriye'nin bir tarihte yaptığı gibi, terörle ilişkileri olmadığını söyleyecekler..
Onlar böyle yaptığı sürece de, Türkiye'nin bu ülkeye "Suriye muamelesi" yapmak hakkıdır..
Bir tarihte ABD başkanı Clinton'ın danışmanı olan Stephanopulos, bu görevini sürdürürken Türkiye'yi gelmişti.. Başbakan Çiller ile Çırağan Oteli'nde görüşecekti.. Ondan önce, kendisi ile Boğaz'da 1 saati aşkın bir süre, Amerikan Konsolosluğu'na ait teknede birlikte olmuştuk..
O bir ara kalkıp Heybeli'deki Ruhban Okulu'nun açılmasına izin verilmesi gerektiğini söylemişti.. Biz de kendisine şu cevabı vermiştik:
"Tabii biz de aynı görüşteyiz.. Ancak Yunanlılar Batı Trakya'daki Türklerin kendi din adamlarını kendilerinin seçmesine izin versinler.. Üzerlerindeki baskıyı azaltsınlar.."
Clinton'ın danışmanı çok şaşırmış, bunları bilmediğini söylemişti..
Adamcağız sonra Kıbrıs Rum kesimi ve Atina'ya gitmiş, orada bizim söylediklerimizi dile getirince de, özellikle Yunan basını tarafından, "Türk ajanı" ilan edilmişti..
Başımızdan geçen bu olayı da karşımızdaki Amerikalılara anlattık..
Tabii ki Türkiye, Kıbrıs konusu dahil Yunanistan'la arasındaki sorunları diyalog yolu ile çözmelidir.. Ama öncelikle Yunanistan'ın teröre verdiği destek, bu diyaloğa engel oluyor..
Bu nedenle de, Amerikalılar, öncelikle bu konuyu Atina'ya anlatıp ve onlara baskı yaparak teröre destek vermelerini sona erdirmelidir..
Türkiye'ye gelip "Aman diyalog" demekle iş çözülmüyor.. Anahtar, Atina'daki Simitis yönetiminin elinde..
Türkiye'nin şimdiki BM Büyükelçisi Volkan Vural, bir tarihte Şam'a mesaj götürmüş ve Hafız Esad ile görüşmüştü. Esad'a, Abdullah Öcalan'ın oturduğu evin adresi ve telefon numaralarını vermişti.. Esad, bunları aldıktan sonra gayet alaycı biçimde kalkıp cama yürümüş ve "Hani nerede? Göster evini beraber gidip bakalım" demişti..
Şimdi aynı oyunu Yunanistan oynuyor..
Suriye'nin başına gelenleri bir hatırlasalar, bu işten kazançlı çıkacaklar.. Hem de çok kazançlı..