ÇARŞAMBA 10 MART 1999
Şöyle bir düşünün, ama iyi düşünün.. Bu ülkede kaç günde bir şofbenden ölüm haberi okuyorsunuz?..
Kanıksadınız değil mi?..
İşte işin korkunç yanı bu.. İnsanlar, gencecik insanlar bu ülkede yıllardan beri ve şofben sanayii geliştikçe ve yayıldıkça giderek artan sayılarda, "Aptalca" ölüyorlar ve biz toplum olarak bu ölümleri kanıksıyoruz. Yöneticiler olarak, kılımızı kıpırdatmıyoruz.
Amerika'da, Fransa'da, İngiltere, Almanya'da, bu kadar insan, bu kadar sık şofbenden ölse -ki ölmez- yer nasıl yerinden oynardı tahmin dahi edemezsiniz.
Bir defa medya, gazeteler ve televizyonlar taş üstünde taş bırakmazlardı.
İkincisi, vatandaşın haklarını vatandaştan iyi bilen ve bunları paraya çevirmek için atmaca gibi bekleyen hukuk büroları akıl almaz derecede tazminat davaları açarak, şofbenleri yapanları, banyoya koyan müteahhitleri ya da taşaronları, evleri böyle kiraya verenleri, göz yuman, denetlemeyen, kural koymayan yerel ve genel yönetimleri mahkemeye verirlerdi ki, aklınız durur.
Üçüncüsü.. Toplum öylesine bir isyanla ayağa kalkardı ki, o ülkede ne sanayi bakanı kalırdı, ne aile bakanı.. Başbakanın koltuğu bile sallanırdı.
Bizde ne oluyor?..
Medya tek sütun haber. Televizyonlar, ölen bir televizyoncu ise lütfen haber..
Ölenin yakınları, kadere inanmışlar. "Kaza" diyorlar..
Hükümetin kılı ama kılı kıpırdamıyor. Başbakanlar ve bakanlar, gencecik insanların hep aynı sebeple birbiri ardına ve pisi pisine ölmelerine aldırış dahi etmiyor, önlem alma gereği duymuyorlar.
Niye Amerika'da, Fransa'da, Almanya'da, İngiltere, İtalya, Hollanda'da, şofben zehirlenmesinden bu kadar insan ölmüyor?..
Demek bizde yanlış ve bu yanlışın en az bir suçlusu var..
Kim bu suçlu ve cezasını çekmesi için daha kaç ölüm beklemeliyiz?..
Türk kafasında suçlu ölenin kendisi. Şofben zehirlenmesi de infaz!..
Bu nasıl korkunç bir tavırdır insan hayatına?..
Bir sene içinde şofbenden ölenleri bir araya getirsek, İkinci Dünya Savaşı'ndaki gaz odalarına benzer rakamlara ulaşırdık.
Teker teker gidiyorlar diye, kimse aldırış etmiyor..
Kim-se!..
Köşklerde, konutlarda oturanlar..
Hergün bu haberleri okurken vicdanınız hiç sızlamıyor mu?.
"Bana düşen birşeyler var.. Yapmadığım birşeyler var.. Ben görevimi yapsam, ben bu genç ölümlere aldırış etsem, umursasam, bu delikanlılar, bu kızlar şimdi hayatta olacaklardı" diye hiç aklınızdan geçmiyor mu, her gece başınızı yastığa koyarken?.
Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Ecevit, Sanayi Bakanı Metin Şahin?..
Sizlere soruyorum..
Sizin vicdanlarınıza..
21. yüzyıla girerken, şofben zehirlenmesi gibi çağ dışı, insanlık dışı bir sebepten bu kadar insan kaybeden bir ülkenin yöneticileri olmak sizi utandırmıyor mu, hiç?.
Broadway'i Taksim'e kurmuşlar!..
Hemen bir yolunu bulun, bir bilet alın ve AKM'ye gidin. Atatürk Kültür Merkezi'ne.. Taksim..
Tatlı Charity diye bir müzikal var, onu görmeye..
Sözüm özellikle gençlere..
Müzikal bambaşka bir dünyadır.. Bu dünyaya bu ülkede bu kadar kolay girilmez..
Çok büyük yatırımlar gerektirir müzikal.. Çok büyük ve çok yenetekli kadrolar gerektirir. Bu yüzden ancak arkasına devleti alan tiyatrolar, operalar gerçekleştirebilirler.. İki, üç yılda bir..
Bu sebeple, aman fırsatı kaçırmayın..
Tatlı, Sweet Charity, bir Broadway müzikali.. Broadway'in en başarılı müzikallerinden biri.. Filmi de yapıldı, Shirley McLaine oynadı..
Filmi gördüm tabii.. 10-12 yıl kadar önce Broadway'deki temsili de gördüm..
Bunları görmüş biri olarak diyorum işte, Broadway'i Taksim'e kurmuşlar.
Kurmak için de önce, Broadway temsillerinde görev almış bir yönetmen ve koreograf Tony Stevens'i Amerika'dan getirmişler.
Osman Şengezer görkemli dekorlar kurmuş..
Fiziği ve sesi ile hazır bir müzikal oyuncusu Ruhsar Öcal, Charity olmuş.. İki arkadaşı da bu ülkenin en iyi dansçılarından Sibel Sürel ve Çiğdem Tezcür..
Sonra düğmeye basılmış..
Sonuç..
Alkış.. Alkış.. Alkış.. Galada alkışlar dinmek bilmedi.
Bu ülkenin müzikale en meraklı on insanı arasında olduğumu hiç çekinmeden söylerim.. New York ve Londra'da görmediğim müzikal pek yok.. Bu görgülerin ışığında diyorum ki, Yekta Kara ve arkadaşları, Broadway ışıklarını yakalamışlar..
Ruhsar, Sibel ve Çiğdem, olağanüstü başarı ile söylüyor, dans ediyorlar..
Korolar ve kordolar harika..
Fandango Salonu konsimatrislerinin söyleyip dans ettiği "Hey Big Spender/Sen Ey Çapkın", müziğin zirveye vurduğu bölüm..
Pompei Salonu'ndaki dans ise kelimenin tam anlamı "İşte Broadway.." (Sevgili Güner Ümit, kızları ve koreografları özellikle bu dansı seyrederse, Turnike danslarına niçin "Amatörce bile değil, kitsch" deyişimi anlarlar.)
Eksikler nerelerde peki?..
Bir defa, AKM'nin bu dev sahnesi, çok daha küçük tiyatrolarda sahnelenen Broadway şovlarında hangar gibi kalıyor. Tekli ve ikili sahnelerde, oyuncular, uzayda nokta gibi duruyorlar. Osman Şengezer, dekorunu yaparken bunu dikkate almalıydı. Hangar sahne oyununun sıcaklığını kalabalık dans sahneleri dışında yok ediyor.
Broadway temsillerinde danslar sanki biraz daha öndeydi, öyle hatırlıyorum..
Burada danslar çok güzeldi, doyamadık da, ondan mı az geldi, yoksa azaltılmış mı, tam bilemiyorum.. Ama bu kadar iyi dansçılar sanki biraz daha çok kullanılmalıydı gibi geliyor bana.. Hippilerin kilise sahnesindeki dansı hele hiç doyurucu değildi.. Müzikal asıl bu sahnede tavana vurmalıydı oysa, o renk ve ışık cümbüşü içinde.
İkincisi..
Erkek oyuncular, Ruhsar, Sibel, Çiğdem üçlüsünün yanında biraz hafif kalıyorlar..
Tekrar başa dönüyorum. Bu eleştirileri, bir Broadway temsili ve bir Hollywood filmi ile mukayese ederek yapıyorum..
Bu mukayeseyi yapacak düzeye gelmişsek zaten, deve hendeği atlamış demektir.
Ankara Devlet Tiyatrosu'nun Cüneyt Gökçer'li müzikallerinden sonra, Yekta Kara'nın İstanbul Operası şovları da tarihe geçiyor..
Sahi, Ankara Devlet Tiyatrosu ne yapıyor?..
Cüneyt Bey bana söz vermişti bir Damdaki Kemancı daha oynamak için.. Dün Ruhat'la konuşmalarını okurken aklıma geldi..
Topol'dan kat kat üstün sütçü Tevye, Cüneyt Usta'yı "Bir zengin olsam ben" derken görmenin tam zamanı.
Gece yarısı eve döndüğümde "Son haberler" keyfimdi Dr. Elif Ilgaz.. Bu ülkenin en güzel, en yetenekli kızlarından..
İnanın Tatlı Charity'yi rahatça oynayacak bir ses ve dans kapasitesi vardı güzelliğinin yanında. Ama o şov dünyasını değil televizyonu seçti. Show'da çok kısıtlanmış, eli kolu bağlı, önüne konan haberleri okuyordu.
Uzun zamandır ekrandan kayıptı. Pazar akşamı atv'nin son haberlerinde gördüm yeniden..
Ali Kırca gibi kompleksiz bir usta ile, çok daha ilerilere gideceğine inanıyorum.
Hoş geldin Elif!..
Akşam'da haftada bir gene keyifle okuduğum bir köşe hazırlıyordu. Uzmanlık sınavlarına hazırlanmak için ara verdi. Şimdi artık uzman doktor. Demek yazacak vakti de olabilir. Sabah camiası, Elif'i yazar olarak da keşfedecektir, elbet!..
Kaseti inanın laf olsun diye taktım, videoma..
"Çocuk bunca zahmetle göndermiş. İki dakika bakar, sonra gazetelerime gömülürüm" diye evde..
Nefes alamadan seyrettim. Sonra dostlarıma seyrettirdim..
Kültür Bakanlığı'na müjde.. Turizm Bakanlığı'na müjde.. Dışişleri Bakanlığı'na müjde..
Üçü için de birebir bir belgesel güzellik "Cuma'dan Pazara İstanbul!.."
Cuma Müslümanlar'ın, cumartesi Museviler'in, pazar Hıristiyanlar'ın kutsal günü..
İstanbul, çağların ötesinden gelen hoşgörüsü ile bu üç dinin buluştuğu en büyük dünya metropolü.. Camiler, kiliseler ve sinagogların yan yana dizildiği bir kent..
Kemal Sevimli'nin kamerası işte bu dünyanın içine dalıyor.. Sadece yapıtları değil, insanları da izleyerek..
Müthiş, ama müthiş güzel bir belgesel, Cuma'dan Pazara..
Bir belgesel değil, bir insanlık, bir hoşgörü, bir kardeşlik şiiri..
Bu İstanbul'u hele bugünlerde tüm dünyaya göstermek gerek..
Ellerine sağlık Kemal Sevimli!..
Sen bir harikasın.. Filmin bir harika..
Başkalarını bilmem ama, TRT ve NTV, bu belgeseli mutlak bizim insanımıza izletmeli önce..
Kemal Sevimli..
Teşekkürler!..
İster misiniz YSK şimdi de Propaganda filmini propaganda yasağını delmek suçundan yasaklamaya kalksın?!
Hakan/Utku
Bir insanın eseri lafını gölgede bırakacak güzellikte ise o mükemmel bir adamdır. Eğer lafı eserini gölgede bırakacak derecede ise o bir gevezedir.
Salvador Dali (Teşekkürler İhsan)
Evli erkekler, yaptıkları hataları hemen unutmalıdırlar. Aynı şeyleri iki kişinin hatırlamasının yararı yoktur da.