kapat

ÇARŞAMBA 10 MART 1999

ÇETİN ALTAN (e-posta:caltan@sabah.com.tr )

Dikkat, usul usul saydamlık geliyor Türkiye'ye...

Yemeklerde kadınlarıyla birlikte bir kaç kadeh şarap içmeyen toplumların saydamlaşamayacağı ve tabularla dogmaların arkasına gizlenmiş çifte kişiliklerle, çökertici sahteciliklerin gitgide daha da yozlaşması yüzünden; o toplumların tarihin çarkları içinde ezilip gideceği iddiaları eskidir.

Bu iddialara göre örneğin, kadınlı erkekli 30 milyon insan, öğle ve akşam yemeklerinde ikişer kadeh şarap içiyorsa, kendilerini sahteciliklerin arkasında fazla saklayamaz ve toplumu saydamlaştırırlar.

Bu iddialar doğrudur yahut yanlıştır. O ayrı bir konu...

Ancak saydamlaşamayan toplumların çürüyüp, yozlaşıp, ıslak paçavralara dönüştüğü kesin.

Örneğin tiyatro edebiyatı tarihi aynı zamanda bir saydamlaşma tarihidir.

Güncel hayatta herkes olduğundan başka görünmeye çalışarak rol keser. İnsanın gerçeğini ise, eski Yunan'dan bu yana, en çok tiyatro vermeye uğraşmıştır.

* * *

Benim dikkatimi ise, ta öteden beri, şarap kültürü dışında kalmış toplumlarda tiyatro edebiyatının da bulunmayışı çekti.

Moliere'in riyakar bir papazın öyküsü olan `Tartuffe'ü yazdığı 1664'de, bizim osmanlı tahtında Ñ-Avcu Mehmet oturuyordu. Avcı Mehmet döneminde, kimin aklına bir tarikat şeyhinin mostralaştırdığı imaj gerisinde, onun gerçek kişiliğini bir tiyatro oyunu olarak yazmak gelebilirdi?

Öncelikle ne tiyatro vardı, ne de yazar...

* * *

Ben "Islıkçı"yı yazdığım zaman, soğuk savaş döneminin üst düzey militerleri üniformalarıyla geliverdiler piyese...

"Telefon kimin için çalıyor"u yazdığım zaman da aynı şey oldu.

Her iki oyun da beylik "hamaset sloganları"nın azıcık arkasına bakıyordu..

Oysa kendi kuşağımın militerleriyle de, tıpkı İsmet Paşa kuşağının militerleriyle olduğu gibi, bu tür konuları -hamaset dogmaları dışında- sereserpe konuşmayı ne kadar isterdim...

Bizim talihsizliğimiz, ABD'nin uzun menzilli füzeleri, Sovyetler'den daha sonra yapabilmesi oldu.

Sovyetler'in yakın mesafeden çemberlenmesinde Türkiye'ye verilen rol, öylesine tek yönlü bir hamaset betonlaşması yarattı ki, bizler öne sürülen dogmalarla imajların, eğilip azıcık da arkasına bakma özgürlüğünü tadamadık.

Tiyatro birikiminden yoksun kalmış bir Şark toplumunda, tiyatro yazarlığına vurulmuş görünmez kelepçeler, bu alanda yapıtlar vermiş her kalemin gizli bir yürek acısıdır.

* * *

Kimse henüz tam farkında olmasa da; neyse ki, bu dönem artık aşılıyor.

Susurluk çetesi tüm ayrıntılarıyla ortaya çıktığında, çok büyük bir aşama yapılmış olacak...

Genel Kurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu'nun, 2000'li yıllarda savunma örgütlenmemizin köklü bir değişimden geçirileceği müjdesini vermesi de, dogmatik dönemlerin aşılmakta olduğunun başka bir göstergesi...

Her dünyaya gelen, biraz erken gelmiş olduğuna hayıflanarak ayrılır şu küçümen Arz yuvarlağından... Tabii bizim kuşak da öyle...


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr