kapat

ÇARŞAMBA 10 MART 1999

Ölümü her gün yaşamak

Onlar Yeter Topal'ı 3 bilezik için katlettiler. İdamla yargılanacaklar. Masum bir kadına birkaç kuruş için yaşattıkları ölüm korkusunu her gün duyacaklar

PERİHAN YILDIZ (SHA)

İstanbul Bağcılar'da, Topal Ailesi'nin mutlu bir yaşam sürdüğü evde yaşandı bu vahşet. Kurban henüz 4 yıllık evli, 1 çocuk annesi Yeter Topal'dı. O sabah, neşeyle uğurlamıştı eşi Adem Topal'ı. Sonra da işe koyulmuştu.

Öğleden sonra kapı çalındığında, sevinmişti. "Adem erken döndü" diye düşünmüştü. Ama kapıyı açtığında karşısında eşini değil, onun mahalledeki kahvehaneden tanıdığı iki arkadaşı, Oktay Erdoğan ve Cevat Güney'i görmüştü.

Adamlar, "Adem nerede?" diye sormuştu bir ağızdan; "Bize borcu vardı, onu almaya geldik" demişlerdi. Yeter, içinde anlam veremediği bir korku duymuş, "Yok" diyerek kapıyı kapatmaya çalışmıştı yüzlerine. Ama iki güçlü el dayanmıştı kapıya. İtip içeri girmişlerdi.

Aklından neler geçti

O an aklından, binbir düşünce geçmişti Yeter'in. Namusunu düşünmüştü, çocuğunu düşünmüştü. Fakat niyetleri farklıydı canilerin. Onların gözünü para hırsı bürümüştü. Hemen altınlarının yerini sormuşlardı. Ama fakirdi Topal Ailesi. Yeter'in düğününde takılan topu topu 3 bileziği, bir de evlilik yüzüğü vardı. Çaresiz vermişti onları. En çok, içinde "Adem Topal" yazan yüzüğünü verirken burkulmuştu yüreği.

O sırada 3 yaşındaki oğlu Ahmet, belki annesinin korkusunu hissederek, belki de evi altüst eden yabancı erkeklerder ürkerek ağlamaya başlamıştı. Yeter, çocuğunu kucakladığı gibi teselli etmeye koyulmuştu. Gözüdönmüş hırsızların, alacaklarını aldıklarını ve gideceklerini sanarak, "Şimdi geçecek yavrum" diyordu.

Önce boğazını kestiler

Ama yanılmıştı. Ne Cevat, ne de Oktay arkalarında delil bırakmayacaktı. Oktay çocuğu mutfağa götürürken, Cevat acımasızca dövmeye başladı genç kadını. Tokatların, yumrukların biri iniyor biri kalkıyordu. Yeter'in ağlamasına, yalvarmasına aldırmıyordu. En sonunda bayıldı genç kadın. İki cani, önce içeriden aldıkları bıçakla boğazını kestiler Yeter'in, kurbanlık bir koyun gibi. Sonra da battaniyeye sardılar. Küçük Ahmet'i dışarı çıkardıktan sonra ateşe verdiler evi. Akıllarınca parmak izlerini yok edeceklerdi.

Ardından çocuğu sokak ortasında bırakıp kaçtılar. Ganimetlerini bozdurmak için kuyumcu Mustafa Tuncer'e gittiler. Sonra cinayetlerinden kazandıkları kanlı paraları ceplerine koyup eğlenmeye koştular.

Mahalleli görmüştü

Ama onlar da, her katil gibi yakalandı. Mahalleli, güpegündüz eve girerken, sonra da koşarak çıkarken görmüştü onları. Polis de eliyle koymuş gibi buldu. Karşılarında üniformaları görünce onlar da, Yeter gibi yüreklerinin en derin yerinde hissettiler korkuyu.

Şimdi, iki cani de adalete hesap verecek. Acımasızlıklarını hakimlere anlatacaklar, Yeter'in gözüyaşlı yakınlarının önünde. Ve, "Gasp için adam öldürmek" gibi adi bir suçtan, idam istemiyle yargılanacaklar. Demir parmaklıkların arkasında her uyanışlarında; mahkemeye her gelişlerinde, onlar da hissedecekler, masum bir insana yaşattıkları ölüm korkusunu...


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr