CUMA 26 ŞUBAT 1999

Sorgusu tamamlanan Apo, başta bir Kürt devleti kurmayı tasarladığını, PKK'nın askeri alanda yediği darbelerden sonra, orduyla baş etmenin mümkün olmadığını anladığını söyledi
Kenya'da düzenlenen bir operasyonla yakalanan kanlı terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan'ın, Suriye'den ayrılırken hatırı sayılır bir serveti Şam'da bıraktığı ortaya çıktı. Ankara DGM Savcıları'na verdiği ifadesinde, mal varlığını da açıklayan Öcalan'ın, değeri trilyonları geçen servete sahip olduğu anlaşıldı. Kadınlara olan düşkünlüğünü de itiraf eden Öcalan sorgusunda, "Bu benim zaafım. Çok sayıda kadınla ilişkim oldu, inkar etmiyorum" dedi. Apo'nun Kenya'da düzenlenen operasyonla yakalandığı sırada ise cebinden 19 bin 500 dolar çıktı. İfadesinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, savaş kaabiliyetinden ve gücünden övgüyle söz eden bölücübaşının, "TSK ile baş etmenin mümkün olmadığını geç de olsa anladım" dediği öğrenildi.
Dört doktor tarafından 24 saat sağlık kontrolünde tutulan Öcalan'ın sağlığının yerinde olduğu ve hiçbir problemi bulunmadığı bildirildi. Bölücübaşının sorgu sırasında sigara içmediği, rahat davrandığı, zaman zaman terlediği ve bazı sorulara cevap verirken sesinin titrediği öğrenildi.
Elleri kelepçesiz olarak savcıların karşısına çıkan Öcalan kendisine yöneltilen her soruya cevap verdi. Öcalan, sorgu sırasında da savcılarla birlikte çay içti. Daha önce MİT tarafından sorgulanan Apo, savcılara "Sizi görünce rahatladım" dedi. 10 metrekarelik odada sorgulanan Apo'nun savcılara verdiği ifade 14 saat sürdü. Apo'nun ifadesinin sonunda savcılara "Saygılar sunarım" demesi de dikkat çekti. Abdullah Öcalan'ın İmralı adasında verdiği ifadenin çarpıcı bölümleri özetle şöyle:
Suriye'den ayrılmak zorunda kaldığım 9 Ekim günü, nakit olarak yanımda bulundurduğum 2 milyon 250 bin ABD Doları'nı beraberimde götürüp götürmemeyi çok düşündüm. Ancak beni bir maceranın beklediğini biliyordum. O miktarda bir parayı yanımda taşımanın riskli olacağını bildiğim için, parayı durumum netleşene kadar Suriye'de bırakmaya karar verdim. Bu para şu anda Suriye'de bulunan emin adamlarımın elinde.
Suriye'den ayrılırken yanıma 50 bin dolar nakit para almıştım. Gittiğim ülkelerde harcamaların büyük bölümünü, o ülkede bulunan PKK'lılar karşıladı. Buna rağmen yaklaşık 4 aylık sürede 30 bin 500 dolar harcama yaptım. Kenya'da yakalandığımda cebimde 19 bin 500 dolar bulunuyordu.
Örgütün Suriye'de çok sayıda gayrımenkulü ve otomobili var ama bunların büyük bölümü benim üstüme kayıtlı. Suriye'de bulunduğum sürelerde kalmayı tercih ettiğim yerlerin başında ise örgüte ait üç çiftlik evi geliyordu. Geniş araziler üzerinde kurulu bulunan çiftlik evleri örgütün malı olmasına rağmen tapu kayıtları benim üstüme yapıldı.
Kadınlara olan düşkünlüğümü herkes biliyor. Bu benim zaafım. PKK'nın kurulduğu günden bu yana çok sayıda kadınla birlikte oldum. Sayılarını hatırlamıyorum. Kadınlara olan düşkünlüğümü inkar etmiyorum. Bu konuda daha önce de özeleştiri yapmıştım.
Rozerin Laşer kod adlı Ayfer Kaya, yazılanların aksine sevgilim değil tercümanımdı. Rozerin'i gittiğim her yere götürürdüm. Ancak, Yunanistan'dan Kenya'ya giderken Rozerin'den Yunanistan'da kalmasını istedim. Eğer yakalanmasaydım, daha sonra kendisiyle gittiğim yerde buluşacaktık.
Ben Suriye'den 9 Ekim günü ayrıldım. Önce direkt Rusya'ya değil Yunanistan'a gittim. Burada 2-3 saat kaldım. Beni kabul edeceklerini söylemişlerdi. Ancak bu sözlerini tutmadılar. Sonra Rusya'ya gönderildim.
Duma beni kabul etti ama sonra ne oldu bilmiyorum, sığınma hakkım geri çevrildi. Bu kez tekrar Yunanistan'a gittim. Daha sonra yeniden Rusya'ya gittim ardından da İtalya serüvenim başladı. İtalya'da sığınma hakkı vereceklerdi ama sürekli yakalanacağım korkusu ile yaşadım. Türk güvenlik güçlerinin etrafımda olduğunu hissediyordum. İtalya'dayken bu ülkenin ilgili makamları benim ülkeden ayrılmadığım takdirde tutuklanacağımı söylediler. Bunun üzerine Yunan makamları ile bağlantı kurdum. Sığınma hakkı vereceklerdi.
Yunanistan makamları beni önce Kenya'ya sonra Güney Afrika'ya götürme sözü verdi. Kenya'ya gittim. Kenya'da yakalanışım ise nasıl oldu hiç anlamadım. Hiç hatırlamıyorum. O gece Yunanistan Büyükelçiliği'nden çıktık. Hollanda'ya gideceğimi zannediyordum ve havaalanına doğru ilerliyorduk. Sonra ne olduğunu bilmiyorum, hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda kendimi uçakta buldum. Karşımda Türk güvenlik görevlileri vardı. Onlar konuşunca anladım ve 'Eyvah' dedim. Yakalandığımı ve Türkiye'ye götürüldüğümü anladım.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Suriye'ye karşı takındığı kararlı tutumu görünce, başıma gelecekleri az çok tahmin edebildim. Suriye hükümeti ülkeyi terk etmemi isteyince, kendi kendime 'Suriye'den çıktıktan sonra her an yakalanabilirim' dedim. Kenya'da yakalandığım güne kadar da bu tedirginliğim her geçen gün artarak devam etti.
Başlanıçta Bağımsız Kürdistan adıyla bir devlet hayali kuruyordum. Ancak zaman içerisinde Kürt halkına Türk devleti tarafından tanınan haklarla bu fikrimi değiştirdim. Artık Türk ve Kürt halkının aynı sınırlar içinde kardeşçe yaşayabileceğine inanıyorum. Türkiye ekonomik atılımı ve askeri alandaki başarısı ile kalkınma gücü sonsuz olan bir ülke olduğunu tüm dünyaya ispat etti. Bunun sonucunda da PKK'da çözülme başladı. Türkiye'nin büyümesini hazmedemeyen batılı ülkeler bizi birbirimize düşürdü.
PKK'nın 15 Haziran 1984 tarihinde gerçekleştirdiği Eruh ve Şemdinli baskınlarının talimatını verdiğim dönemde, silahlı mücadele ile amacıma ulaşıp bağımsız Kürt devletini kuracağıma gerçekten inanıyordum. Ancak zaman içinde yaşananlar ve PKK'nın Türk Silahlı Kuvvetleri'nden peş peşe yediği darbeler, gerçeği görmemi sağladı. Türk ordusu ile baş etmenin mümkün olmadığını geç de olsa anladım.
Ben hata yaptım, bir çok insanın ölümüne sebep oldum üzgünüm. Türk ve Kürt halkından özür diliyorum. Ancak militanlarım zaman zaman benim de kontrolümden çıktı. PKK içinde de çeteleşmeler yaşandı. Dışarıdan göründüğü gibi değil. İnsan her şeyi kontrol altında tutamıyor.
35 bin kişinin ölümünden ben sorumluyum. Bunu kabul ediyorum. Şimdi bütün örgüte 'Kan dökmeyin' çağrısı yapıyorum. Ben hata yaptım. Duygusal davranıp çok kan döktüm. Bunu kabul ediyorum. İntihar eylemlerinin tümünün talimatını ben verdim. Ancak bu eylemlerin kontrolden çıktığını da gördüm.
HADEP bizimle direkt bağlantılı
HADEP, PKK ile direkt bağlantılı bir parti. HEP ve DEP de öyleydi. Ben her zaman HADEP yöneticilerine TC yasalarını zorlamamalarını söyledim. Ancak onlar beni dinlemediler, bildiklerini okudular.