PERÞEMBE 18 ÞUBAT 1999
"Coþkun Bey emin olun biz, Apo denilen haydudu, deðil Ýtalya'da, dünyanýn her yerinde bulup getiririz."
Bu sözler bana, geçen Kasým'ýn ilk haftasý içinde karþýlaþtýðým bir subaya göðsündeki bir iþaretin anlamýný sormam üzerine, o subay tarafýndan iþaretin özel birlik uzmanlýðýný gösterdiðini anlatmak için söylenmiþti.
O günden beri Apo'nun yakalanýp Türkiye'ye getirileceðinden kuþku duymadým. Türk Silahlý Kuvvetleri, Apo'yu Suriye'den kovdurtan süreci baþlattý ve ona son noktasýný koymasýný da bildi; gözlerimizi yaþa boðdu ve göðüsümüzü iftiharla kabarttý. Tabiatiyle, hizmeti geçen herkese ve bu arada MÝT, Emniyet ve Dýþiþleri'ne de teþekkür borçluyuz.
Avrupa'nýn cibiliyetsizliði
Suriye gibi, oradan kovulduktan sonra uðradýðý Rusya, Ýtalya, Yunanistan ve diðer devletlerin hukuktan doðan asgari yükümü, býrakalým eli kanlý bir tedhiþçiye siyasi sýðýnma hakký tanýmayý, onu kendi ülkelerine geldiði anda yakalamaktý. Sonra, milletlerarasý hukuk hangisini gerektiriyorsa, onu ya suç iþlediði ülkeye iade etmeli, ya da kendileri yargýlamalýydýlar. Bu ülkeler bunlarýn hiçbirini yapmadýlar. Almanya Apo'yu kendi ülkesinde iþlenmiþ suçlarýndan ötürü aramakta olmasýna raðmen, sergerdeyi Ýtalya'dan isteme hakkýný kullanmadý. Kimisi kendi ülkesinde -öteden beri müsamaha gösterdiði- PKK'nýn karýþýklýk çýkarmasýndan korktu. Kimisi hükümetinin hâlâ baðlý olduðu aptalca ideoloji artýklarýndan ötürü yakýnlýk hissettiðinden onu korudu. Ama hiçbiri Apo'nun baþýna bela olmasýný istemiyordu. Bu korkusunu yenemese bile en aþýrýsýný Yunanistan yaptý ve Türkiye'ye ile Amerika'yý karþýsýna almamak için bölücübaþýný hiçbir zaman ülkesine kabul etmeyeceðine yemin ederken, sahte kaðýtlar temin ederek onu Nairobi'ye kaçýrdý; onun üç Afrika ülkesinden birine gidebilmesi için o ülkelerle müzakereye girdi; bu süre içinde onu kendi büyükelçiliðinde Kenya Dýþiþleri'nden protesto alýncaya kadar barýndýrdýrdýktan sonra Hollanda'ya gideceðini sanarak ona veda etti. Heyhat! Türk özel birlikleri oradaydý.
Atina þimdi Türk düþmanlýðýnýn cezasýný çekiyor. Çok sayýda Yunan büyükelçiliði ve konsolosluðu Avrupa'da -azami bir tahmin yapýlsa 3 bini aþmayacak- PKK'lý vahþilerin hücumuna uðramýþtýr. Masum diplomatlar ve aileleri rehine alýnmýþtýr. Yunan hükümeti, kendi ülkesinde barýndýrdýðý PKK örgütüne karþý geniþ bir bastýrma hareketine giriþmek zorunda kalmýþtýr. Ve tek kelimeyle rezil olmuþtur. O kadar ki Kenya, Yunanistan'dan Nairobi'deki büyükelçisini geri çekmesini talep etmiþtir.
Ne yapmalýyýz?
Þimdi haydut Türk mahkemesinin huzuruna çýkacaktýr. Mahkemeye sevk iþlemleri ve duruþma elbette usule uygun olacaktýr. Ama yine bir usžl ilkesinin gerektirdiði gibi uzun sürmemelidir. Herhalde bebek katilinin hýyanete has bir efsane olmasýna imkân býrakýlmamalýdýr.
Duruþmanýn milletlerarasý kuruluþlarýn ve yabancý devletlerin bir nevi murakabesi altýnda geçmesini Türkiye asla kabul edemez. Hiçbir yabancý devletten, hele Ýtalya ve Almanya gibi bu konuda utanç duymalarý gerekenlerden nasihat almaya ihtiyacý da yoktur. Duruþmanýn yabancý medyaya ve seyircilere açýk olmasý yeterlidir.
Artýk lâþey mesabesine inen PKK mensuplarýnýn -af niteliðinde olmayacak- bir piþmanlýk yasasýndan faydalanmalarý uygun olacaktýr.
Asýl yöresel tedbir, Güneydoðu'daki kalkýnma, eðitim ve saðlýk hizmetlerine öncelik tanýmak, bu bölgenin ikstisadi verimi arttýkça oraya nüfus yoðunluðu fazla yörelerimizden ahali naklini teþvik etmek ve ahaliye iyi, uygar ve adil muamelede bulunmaktýr. Ýþkenceye karþý tedbir almak ise zaten ülke genelinde görevimizdir.
Alýnabilecek baþka yöresel tedbir yoktur. Çocuðundan "babo" hitabýný duymayan babanýn üzüntüsünden çok önem verilmesi gereken olgu, "baba" diyebilen çocuðun Türkçe deyimi kullanmayý tabii bulmasýdýr.