kapat

PERŞEMBE 18 ŞUBAT 1999

MURAT BİRSEL (e-posta:mbirsel@sabah.com.tr )

CNN mienen hepsi Ankara'da!

Otelin lobisine inince bir bakıyorsunuz ki yabancı gazeteci kaynıyor...

Sheraton bir anda yüzde 100 doluluk oranına gelmiş. Dünyada hatırı sayılır ne kadar yazılı ve görüntülü basın organı varsa şu anda Ankara'da temsil ediliyor.

Devlet ne yapsa bir gazeteci için inandırıcı olmaz ama bir şey yapmasınlar anlamında değil, herhalde PKK dosyalarını bir iki dilden bulunması kolay yerlere yerleştirmeyi becerirler.

Esas sivil toplum örgütleri buralara uğrayıp bu fırsatı değerlendirmeli.

Belki de TÜSİAD'a şimdi önemli bir görev düşüyor.

Meselenin ne olduğunu anlatmamız şart.

Çünkü bu yabancı gazeteci tayfasından tanıdıklarımız var.

Gerçekleri söylemek lazım...

Yabancılar Türkiye'ye pek iyi gözle bakmıyor, önyargıları pek çok.

Ve... Sağ olsunlar o önyargıyı pekiştirecek her unsur Türkiye'de yaşandığı anda yüz ile çarpılarak belleklerine yerleşiyor, gazetelerine de öyle yansıyor.

Mesela Türkler'in Avrupalı gibi görünmek için evlerinde köpek beslediğini bayıla bayıla yazıyorlar. Ve yazdıklarına da inanıyorlar.

Bıyıklı Türk sayısının azalması önemli haber oluyor.

Şimdi burada bir yabancı gazeteciye desem ki... "Türk Dışişleri Bakanlığı Türkler batılı görünsün diye otel lobisinde sarışın mavi gözlü kızlar dolaştırıyor." Vallahi billahi inanır, haber yaparlar.

Türkiye'yi tanımıyor, önyargılarını kolay atamıyorlar.

Hatta belki biz gazeteciler de bu dünya medyasını kendi tesislerimize davet etmeliyiz ki...

Biraz akılları dursun!

OHAL kalksa ne olur?

Çok genel ve doğru bir kural var.

Basına bilgi vermezsen basın gider her yana saldırır ele geçirdiği her bilgi parçasını yazar ve o anda yanlış bilgilendiği için yanlış yansıtma riski büyür.

Şimdi şu yabancı basın Apo mahkemesi için kampa başladı.

Bu arada olay bekliyorlar.

Aslında Türkiye de bir olay bekliyor.

Biz de -bizim basın da- bekliyor?

Sorulara bakın hep var:

Güneydoğu'ya yatırım ne zaman başlayacak.

Türkiye'nin rahat bir nefes aldığını göstermekle hiçbir şey kaybetmeyeceğini ve bunu çok manidar bir şekilde yapabileceğini galiba Ankara hesaplıyor.

Büyük olasılıkla OHAL'in bir daha uzatılmayacağını söyleyebiliriz.

Ama keşke şu güzel olaydan sonra Meclis toplansa ve OHAL'i kaldırsa.

Dünyanın gözü önünde ne kadar güzel bir mesaj olur.

Ayrıca çok bir şey de fark etmez.

1978'de Kahramanmaraş'ta olaylar sonrası sıkıyönetimle başlayan süreç 82 sonrası Güneydoğu'da Olağanüstü Hal uygulaması olarak sürdü, 34 kere uzatılarak bugüne kadar geldi. Şu anda Diyarbakır, Van, Hakkari, Siirt, Mardin ve Tunceli'de sürüyor.

Kaldırıverelim gitsin.

78'de doğan çocuk bugün 21 yaşında başka bir hal bilmiyor zaten.

68'de doğan çocuk 10 yaşından beri etrafını anlamaya başlasa 31 yaşında başka bir "hal" bilmiyor.

Şimdi kaldırsak "olağan hal"e alışmaları bir iki yıl sürer!

Keşke Meclis toplansa da Türkiye'ye seçim öncesi bir "önümüz açık" mesajı verilse!

İyi sıhhatte olsunlar oyları!

Birkaç gündür kendimi tutuyorum, yanlış anlaşılacak -açıkçası dalga geçiyorum zannedilecek- diye yazmıyorum ama dün ilanı görünce dayanamadım...

ANAP'ın gazetelerde bir ilanı "Sessiz çoğunluk şahittir. Hizmeti seviyorum."

Ben de "Allah akıl fikir versin" diyen bir sesli azınlık biliyorum!

Onlar gerçekten dalga geçiyorlar...

- Kapı vuruldu galiba?

- Ben ses duymadım?

- Aç, sen aç...

- Açtım, kimse yok.

- Olur mu canım bizim seçmen gelmiş!

- Telefon çalıyor?

- Nereden çıkardın canım, gaipten sesler mi duyuyorsun.

- Bak bakalım...

- Kimse yok!

- Olur mu canım seçmen arıyor ama sesi çıkmıyor!

Seçim sonrası "sessiz seçmenin görünmeyen oyları" diye bir kavram çıkmasın sakın?!


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr