kapat

PERŞEMBE 18 ŞUBAT 1999

GÜLAY GÖKTÜRK (e-posta:ggokturk@sabah.com.tr )

Dağdakilere

Öncelikle, bu başarılı operasyon için; bize böyle bir sevinci yaşattıkları ve acılı yürekleri bir parça olsun ferahlattıkları için, adaletin yerini bulmasına olanak sağladıkları için, Genelkurmay'a, MİT'e ve Sayın Ecevit'e en içten teşekkürler... Sağ olsunlar, var olsunlar...

65 milyonluk Türkiye, onbeş yıldır sabırla beklediği anı yaşayacak sonunda: Suçlu yargılanıp cezalandırılacak. Bundan daha haklı, daha insani bir istek olabilir mi?

Demek ki istenince, kimsenin burnu kanamadan, Apo'ya haberler uçurulmasına fırsat tanınmadan, suç çetelerinden medet umulmadan, yüze göze bulaştırılmadan da yapılabiliyormuş bu iş.

Şimdi sıra adil bir yargılamada... Türkiye'de adil bir yargılama yapılabileceğini dosta düşmana göstermekte... Ve bunu yaparken, hukuk devleti olmak için, Batı'nın iteklemesine, denetimine, gözetimine ihtiyacımız olmadığını ispatlayabilmekte...

*****

Bugün canım, ne Güneydoğu'da yapılması gereken reformlardan, ne Kürt kimliğine ait takıntılardan, ne Kürt hareketinin Türkiye'de siyasallaşmasına fırsat verilmesinden, şundan bundan söz etmek istiyor...

Yaşadığımız sevincin tadını çıkarmak ve bu duygular içinde, dağdaki PKK'lılara seslenmek istiyorum.

Onlara, artık ölümden değil, yaşamdan yana olun, bu şansı kullanın demek istiyorum.

Bakın dünya nerelere geldi; Avrupa birleşiyor, ulusal sınırların birbirinden çok farklı diyarları ayıran pek anlamlı çizgiler olduğu günler geride kaldı. Aynı giyinen, benzer yaşayan, aynı dertlerle ve sevinçlerle yüklü insanlar sınırların iki yakasındaki tarla kuşları kadar birbirine benziyor. Toprak uygarlığından uydu uygarlığına geçen bir dünyada, ırklar, renkler ve cinsler birbirine karışıp hal hamur olurken; hâlâ "kırk yıl aynı kazanda kaynayıp da karışmama" inatçılığı niye?

Uygar insan, bütün milli, dinsel ya da etnik aidiyetlerin ötesinde bir birey olarak var olmanın tadını çıkarırken, yalnızca etnik bir aidiyet duygusuyla var olabileceğini sanmak niye?

İnanın ki, geleceğin tarih kitapları "21. yüzyılın başına doğru, dünyanın bazı bölgeleri, uluslaşma sürecini yaşayamamış bazı etnik toplulukların kanlı savaşlarına sahne oldu. Çok kısa süren ve fetret devrini andıran bu dönemi, ulus devletlerin yok olduğu uzun bir tarihi dönem izledi" diye yazacaklar. Bu gerçeği şimdiden görüp tarihin akışını hızlandırmak yerine, bu kadar acı çekmek ve çektirmek niye?

Umutsuz bir şiddetin peşinden böyle ölüme koşmak niye?

Bakın, yakında bahar geliyor memleketimize.

O memleket sizin... Dağlarıyla, denizleriyle, sımsıcak insanlarıyla hepimizin...

Nevruz ateşleri yandı yanacak, birkaç aya kalmadan doğa yeni bir başlangıç yapacak.

Eğer isterseniz, siz de yeni bir başlangıç yapabilirsiniz.

Bir elinizde çıtır çıtır bir simit, bir elinizde demli bir bardak çayla deniz kenarında bir bankta oturup yıllar var ki görmediğiniz denizin kokusunu içinize çekebilirsiniz.

Siz de yaşıtlarınız gibi sevdiğiniz kızın elini tutup, caddelerde avarelik edebilir, ölüm korkusuyla kasılan yüreklerinizin içine sevgi dolmasına fırsat verebilirsiniz.

Mutluluk böyle "küçücük" şeylerdedir işte.

Hayat, sözde büyük davalar uğruna telef edilemeyecek kadar değerli bir şeydir. Zaten o büyük davalar da hiçbir zaman söylendiği gibi büyük ve kutsal değildir. Çünkü insan hayatından daha büyük ve kutsal bir şey yoktur.

Henüz yaşıyorsanız, geç kalmış değilsiniz. Önünüzde yaşanacak koca bir hayat olabilir... Siz de dünyanın uygar insanları gibi, ölme ve öldürme yerine sevmeyi ve üretmeyi seçebilirsiniz.

Her ikisini de nasıl özlemişsinizdir, kim bilir...


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr