PERŞEMBE 18 ŞUBAT 1999
Çok önemli bir olay gerçekleşti. Apo güvenlik güçleri tarafından Nairobi'den alınarak yargılanmak üzere Türkiye'ye getirildi.
Haklı olarak herkes bunu tartışıyor. Komplo terorileri üretiyor. Acaba Yunanistan Türkiye ile işbirliği yaptı mı? Neden? Amerika'nın payı ne? Tarık Aziz'in Ecevit tarafından Türkiye'ye davet edilmesi ile bu olayın bir ilgisi var mı?
Bundan sonra olabilecekleri tahmin etmeye çalışıyoruz. Türkiye hakikaten terör belasından kurtulabilecek mi? İdam cezası kaldırılacak mı? ABD ve Avrupa'nın tavrı şimdi ne olabilir? Apo'nun yargı önüne çıkması seçimleri nasıl etkiler? Ortalıkta uçuşan çok soru var. Cevaplarını daha bilmiyoruz. Genel trendlere bakıp ipuçları yakalamaya çalışıyoruz.
Soğuk savaş sürse
Abdullah Öcalan'ın serüveni, dünyanın son on yılda ne kadar köklü bir dönüşüm yaşadığını bir kez daha bize gösteriyor. Küreselleşmenin günlük yaşamdaki örneklerinden Türkiye de nasibini aldı. Bunları biliyoruz.
Ama, siyasi düzeydeki değişimin tam anlamı ile kavrandığını söylemek pek mümkün durmuyor. Kendi siyasi yapımızın zafiyetleri eski reflekslerin sürdürülmesine olanak sağlıyor.
Tersine bir soru ile başlamak istiyorum. 1980'ler ve öncesinde yani soğuk savaş devam ederken böyle bir durum ortaya çıkar mıydı? Yani, marksist-leninist bir örgütün başındaki insanın sığınacak bir yer bulamaması sözkonusu olur muydu?
Bu soruya "evet" cevabını vermek çok zor. Eskiden, şiddeti tek siyasi araç kabul eden anlayışların mutlaka bir hamisi çıkardı. İki süper güçten biri onları sahiplenirdi.
O nedenle teröre karşı uluslararası düzeyde işbirliği olanaksızdı. Çünkü ABD ve Sovyetler Birliği'nin çıkarları buna izin vermezdi. Her ikisi de, şiddet kullanan örgütleri diğerine karşı elaltından besler ve korurdu.
Ya Avrupa ülkeleri? AB öncesinde onların uluslararası siyasetteki ağırlığı küçük ve dağınıktı. Biraz şımarık çocuk tavrı ile, Amerikan şemsiyesi altında kendi küçük çıkar hesapları ile olmadık işler yaparlardı.
Şimdi durum çok farklı. ABD tek süper güç. Her tür teröre karşı net bir tavır geliştirdi. Amacı ne olursa olsun, ona şiddet kullanarak ulaşmak isteyen tüm örgütlere karşı çıkıyor. Kanun önüne getirilmelerini istiyor.
Bunu sağlayacak gücü de var. Çünkü ABD'nin bu katı tutumu karşında, hiç bir ülke riske girmek, terör örgütünü destekler duruma düşmek istemiyor. PKK ve Apo bu somut gerçeği zor yoldan öğrendiler.
Bir lider aranıyor
Türkiye açısından, bu madalyonun çok önemli bir başka yüzü var. ABD'nin katı tavrı terörle sınırlı değil. Türkiye'de pek çok kesimi tedirgin eden bir başka ayağı daha mevcut: İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü.
Soğuk savaşın kesin galibi, şimdi dost ve müttefiklerinin, demokrasinin temel ilkelerine saygı göstermesini istiyor. O konuda da, aynı üslubu sürdürüyor. Ülkelerin içişlerine karışmaktan çekinmiyor.
Eskiden hasıraltı edilen sorunlar şimdi Birleşmiş Milletler'e taşınıyor. Sonra Başkan Clinton bizzat devreye giriyor. İşte İsrail-Filistin barışı. İşte Kuzey İrlanda'da Katolik-Protestan çatışmasının çözümü. İşte Bosna.
PKK sindirilip sorumluları cezalandırıldıkça ABD, AB ve dünya kamuoyunun Türkiye üstündeki baskılarının artacağını öngörebiliriz. Terör bitince, esas Kürt sorunu başlayacak.
Maalesef, yakın tarihinin en önemli dönemeçlerinden birinde Türkiye bu çapta bir sorunu çözebilecek siyasi liderliğe sahip değil. Mevcut kadrolarda o vizyonu ve cesareti göremiyoruz. O bakıma biraz tedirginiz.