PERŞEMBE 18 ŞUBAT 1999
Ne iyi ettik de o'nu canlı ele geçirdik.
İsteseydik operasyon sırasında veya bir sonraki aşamada canına kıyabilirdik.
Belki Türkiye'yi bu türlü daha da mutlu edebilirdik.
Fakat hayır.
Kahve-çay ikram ede ede getirdik onu. Ve ne ilkesiz, ne ülküsüz bir adam olduğunu, daha uçağa biner binmez arkadaşlarını nasıl sattığını, dünyaya gösterdik.
PKK, şimdi bitmiştir işte.
Ne diyor?
- Türkiye'ye hizmetim dokunabilir.
Acaba nasıl bir hizmet?
Jurnalcilik mi yapacak?
Örgütün bütün plan ve stratejini mi ifşa edecek? Türkiye'deki yandaşlarını mı ele verecek?
Aman, istemez.
Bir insanın bu kadar alçalmasına gönlümüz razı olmaz.
Sadece yaptıklarının hesabını versin kâfi.
Ondan gelecek hizmet -nasıl bir hizmetse- eksik kalsın.
Korkarım ki yakında İstiklal Marşımızı söylemeye başlacaktır.
Harbiye Marşı'ndan 10. Yıl Marşı'na kadar, hepsini ezberleyecektir.
Aman, Allah korusun.
Böyle bir dalkavuktan Allah bizi uzak tutsun.
Kutsal melodilerimiz, böyle bir adamın ağzına yakışmaz.
Leyla Zana, bundan daha erkek çıktı... Hiç değilse Mecliste Kürtçe yemin etmeye yeltendi.
Bu adam, Kürtçe de bilmez ki.
Şöyle bir endişe var. Epey yaygın:
- Acaba duruşması, bizi uluslararası bir platforma sürükler mi?
Hiç korkmayın.
Kim sürükleyecek?
Böyle bir hava yaratabilmesi için, önce lider gibi davranması lâzım... Haksızlığına rağmen bari inançlı, kararlı ve cesur olması lâzım.
Ne gezer?
Bütün dünya görecek ki, Apo'da bu vasıflar yok... Esasen ortada ulusal veya kutsal bir dava da yok.
Sadece para var, uyuşturucu var, ihanet var...
Lider falan değil bu.
Terör tüccarı.
Ama şahsiyeti, bunu bile taşıyamayacak... Siyasi çözüm bekleyen yarıaydınlar bile ortada meğer çözülecek bir şey olmadığını görecek.
Uçakta ne diyor:
- Türkiye'ye hizmetim dokunabilir.
Acaba nasıl bir hizmet?
Yok canım, ne zahmet.
Yüzüne tükürülse bin bereket.
Çünkü bu bir tiynet.
İyi ki yaşıyorsun Apo, iyi ki gördük seni.
Dünyaya birşey anlatmamıza gerek kalmadı.