kapat

SALI 16 ŞUBAT 1999

Murat Birsel (e-posta:mbirsel@sabah.com.tr )

Fazilet'in İstanbul adayı Abdullah Gül

Fazilet Partisi'nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi için adayı kim?

Abdullah Gül!

Kim söyledi?

Recai Kutan!

Yok ya? Peki niye herkesler bilmiyor?

Eh yavaş yavaş...

Aslında Recai Kutan, NTV'de Nuri Çolakoğlu'na "olası" adayları sayıyordu o listede ilk isim olarak Abdullah Gül'ü saydı!

Oradan anlaşılıyor ki Abdullah Gül Fazilet adayıdır.

Yani başka türlü olması beni şaşırtır.

Çünkü Recai Kutan bu ismi ilk önde telaffuz etmiştir.

Yanında saydığı diğer isimler soracak olsalar, "Neden benim adım ilk teleffuz edilmedi" diye...(cesaret edemezler ama farzedelim)

Ne cevap verecek Recai Kutan?

"Araştırma sonuçlarına göre saydık da ondan!" diye işi bitirecek.

Şimdi Abdullah Gül'ün Fazilet'ten İstanbul Belediye Başkan adayı olarak gösterilmesi fevkalede önemli bir hadisedir, iyi incelenmesi gerekir.

Abdullah Gül'ün ne olduğu aslında "adında" gizlidir.

Adının ilk üç harfine bakacak olursanız (Abd) kendisinin AB ilişkilerinin ve ABD ilişkilerinin kuvvetli olduğunu görürsünüz.

"İşin kötüsü" fevkalade efendi ve medeni bir insandır.

"İşin daha da kötüsü" Abdullah Gül, İstanbul belediye başkanı olacak olsa kendisini tanıyan bir laik demokrat vatandaş "İstanbul elden gitti" diye kendini yerden yere atmaz.

Hatta "Her şeyde bir hayır var" bile diyebilir.

Abdullah Gül, Fazilet'in 4x4 Range Rover modelidir.

İstanbul zenginlerinde bu araba vardır, İstanbullu bilir.

En lüks otele de gidersin kapı önüne parkedersin, normalde hiçbir arabanın geçemeyeceği gecekondu mahallesi balçığına da girersin.

Onun için diğer partilerin Abdullah Gül'ün karşısına kimi çıkaracaklarını iyi düşünmeleri lazım.

Yani öyle bir isim olmalı ki "Vay babam vay, kapışmaya bak" dedirtmeli.

Bu adayı seçerken...

- Başkasının tabanından oy çalmayı düşünen... Kaybeder!

- Ankara tecrübesi olmayan bir aday çıkartan... Kaybeder!

- Tüm Türk milletinin çok iyi tanımadığı bir aday çıkartan... Kaybeder!

- Genç ve dinamik bir imaj vermeyen aday... Kaybeder!

Gibi!

Bütün bu unsurların yanında -en önemli- bir gerçek var.

İstanbul'da yaşanacak bu kapışma tarihi bir dönemeç olacak.

Tut ki Fazilet İstanbul'u kazandı!

Ya iyi çalışırlarsa ne olacak?

Ana teori ne?

Bunlar gelecek, devleti ele geçirecek, şeriat ilan edecek!

(Kısa devre olacak, edemeyecekler ya neyse... Mesele başka!)

Tamam da adamlar iyi aday çıkartıyor birader.

Yani senin bunun karşısına koyacağın adama sırf "İstanbul elden gitmesin" diye oy verileceği hesabını yaparsan yanarsın.

Onların tabanından oy çalayım bari hesabını yaparsan da yanarsın...

Çok sıkı bir adam bulmak gerek!

O adamları bulun...

O adamları yetiştirin.

Bir nokta daha!

Fazilet lider partisi değil, misyon partisi!

Onun için adam çok...

Diğerlerinde lider tırpanı var.

Hâlâ çok geç değil ama büyük sınav bu!

Bu seçimde İstanbul'u kimin alacağı yarın Türkiye'yi hangi kafanın yöneteceğinin göstergesi!

Laik, demokrat, bilinen sevilen, eğitimli çalışkan, lider ruhlu, dürüst, maraton koşucusu, gözü tok, Dolmabahçe'de resepsiyon verip gecekondu kahvesinde çay içmesini bilen...

Kötünün iyisi olmayıp iyinin iyisi olan bir aday aranıyor.

Bu aday bulunamazsa...

Veya bulunan bu aday da İstanbul'da Fazilet'e gitmeyecek oyları kendisinde toplayamazsa...

"Ders çıkarmamız lazım" nutukları dinleyeceğiz...

Çok geç olmuş olacak!

Tarık Aziz işi ince iş!

Amerika'ya göre Tarık Aziz'in Ankara'ya gelmesi...

Vallahi Apo'nun Amerikalılar'ca İncirlik üssüsünde gizleniyor olması gibi bir şey!

Amerikan politikası belli...

Benim yanımdan ayrılırsan çok fena olur.

Ne olur?

Petrol boru hattını unut!

IMF'den yeşil ışığı unut!

Bu aşama bir, bir de ikinci aşama var...

Düşmanlarına yardım ederim ha!

Girit'e S-300 konması Amerikalılar'a pek uygun gelmiş!

Peki bu durumda ne yapacağız?

Her iş Vaşington'da ekran üstünde göründüğü gibi gerçeğe yansımıyor.

"Tarık Aziz'i uyardık" diyeceğiz!

Ve sonra ekleyeceğiz...

Bak Clinton...

Hani demiştin ya...

"Irak'la ilişkileri ısıtmayın, o işten kaynaklanan zararlarınızı biz kapatırız.

Irak'la ilşkileri ısıtmayın, IMF işinizi halleder.

Irak'la ilişkileri ısıtmayın, petrol boru hattı başka taraftan gider."

Biz ilişkileri ısıtmadık, şimdi şu "Yapmam" diye tehdit ettiklerini yap da "müttefik" olduğumuz belli olsun.

Ara sıra Amerika'ya da -her ne kadar dostumuz da olsa- bizim lokantadan yemek yediğinde hesap ödemesi gerektiği hatırlatmak lazım!


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: webabla@yore.com.tr