SALI 16 ŞUBAT 1999
Irak Başbakan Birinci Yardımcısı Tarık Aziz Ankara'da... Onunla eşzamanlı olarak Amerikalı Orgeneral Lloyd W. Newton da Ankara'da...
Klasik deyimle "dünyanın gözü kulağı Ankara'da."
Türkiye'nin Irak konusundaki "Tavrını... Politikasını" merak eden gözlere ve kulaklara biraz "ipucu" vereceğiz.
"Kapalı kapılar ardında" yapılan bir görüşmenin "ayrıntısına" gireceğiz.
Yani...
Cumhurbaşkanı Demirel'in, Irak'ın yeni büyükelçisi Faruk El-Hicazi'ye söylediklerine.
Cumhurbaşkanı'nın büyükelçi kabul töreni "üç bölümden" oluşur.
Birinci bölüm...
Büyükelçi Çankaya'ya gelir.
"İtimatnamesini sunacağı yere" alınır.
Burada "kısa bir prova" yapılır.
Büyükelçiye anlatılır ki...
- Şurada duracaksınız... Cumhurbaşkanı gelip, elinizi sıkacak... Sonra siz "arkadaşlarınızı" tanıtacaksınız.
Köşk'te "prova" yapıldı.
Ama Demirel "tören yerine" gelince...
Büyükelçi bocaladı.
Duracağı yeri şaşırdı.
Süleyman Bey "Selamünaleyküm" diyerek... "Bir şey olmamış gibi" davranarak... Töreni başlattı.
Büyükelçi hâlâ sakinleşememişti.
Sıra "arkadaşlarının takdimine" gelmişti.
O ise sağa sola bakınıyordu.
Neyse, protokol görevlileri, arkadan "alçak sesle" uyarıda bulundular:
- Arkadaşlarınızı tanıtacaksınız.
"Birinci bölüm" ile ilgili ayrıntıları, "büyükelçinin ruh halini" anlatabilmek için sunduk.
Faruk El-Hicazi "paniklerde."
İkinci bölüm...
Cumhurbaşkanı'nın odasında, çay ikramı.
"Bu bölüm" Türkiye'nin Irak politikasının "bir numara tarafından" yüksek sesle açıklanışı...
* Türkiye Irak'ın kardeşidir. Halklarımız kardeştir. Toprak bütünlüğünüzü en fazla savunan, hatta Irak'tan da fazla savunan biziz.
* Irak'ın içine düştüğü durum, kendi tutumundan kaynaklanmaktadır. Irak'ın dünya ile meselesi olmazsa, bizimle de olmaz.
* Sorunların çözümü Irak'ın elindedir. Irak, kendi üzerine düşeni yapmadıkça, kimse Irak'a yardım edemez.
* Irak'ın bugün içinde bulunduğu durumdan çıkması hem kendi menfaatinedir, hem de bölgenin.
* Irak komşularıyla, Arap kardeşleriyle ve bütün dünya ile barışmalıdır. Daha da önemlisi, kendi iç bünyesinde barışı sağlamalıdır.
* Irak'ın en yakın dostu ve kardeşi Türkiye'dir. Dünyaya, Irak'ın önemini biz anlatıyoruz. Mevcut krizden en çok zarar gören ülke biziz.
* Sizden önceki büyükelçiye de söyledim, Irak'ın iç işlerine karışmak gibi bir niyetimiz yoktur. Ama dünyada bir kanaat var... Biyolojik ve kimyasal silahlar yaptığınız... Bunları komşularınıza karşı kullanacağınız kanaati...
* Böyle midir, değil midir tartışmasına girmiyorum. Ama bu şüpheleri ortadan kaldırmalısınız.
* Dünyayı ikna etmek zorundasınız. Dünyayı ikna işini de dünyadan koparak yapamazsınız.
* Dünyadan koptukça, hakkınızdaki şüpheleri daha da arttırırsınız.
* Bütün bu söylediklerim, komşu ve kardeş bir ülkenin hayrı için söylenmiş sözlerdir.
Ve büyükelçinin yanıtı:
- Efendim, açık konuştunuz. Dost bir ülkenin lideri olarak konuştunuz. Krizden kırk milyar doların üzerinde kaybınız olduğunu biliyoruz. Gösterdiğiniz kabule teşekkürlerimi sunuyorum.
Törenin son bölümü...
Büyükelçi ve arkadaşları ile Çankaya ve Dışişleri bürokrasisinin ayakta sohbetleri... "Bir şeyler" içilmesi.
Ve büyükelçinin uğurlanışı.
Yazının sonunda iki hususu söylemeliyiz:
1. Bu büyükelçinin Türkiye'de görev yapması çok zor... Zira "herkesin" gözü, onun üzerinde.
2. Türkiye'nin Irak politikası kolay kolay değişmez.