SALI 16 ŞUBAT 1999
Gazeteden çıkıyorum.. Hani o çok takıldığım üzeri mavi lambalı beyaz plakalı bir otomobil bahçeye park etmiş.
Önüme gelen Trafik Müdürü'ne sordum. İstanbul Emniyet Müdürlerine sordum.. "Bu mavi ışık nedir?.. Yasalarda kurallarda yeri var mı?" diye.. Var diyemediler.. Getirip kuralı gösteremediler..
Çünkü bu yasadışı ışığı kendileri de kullanıyorlar biliyorum. Bu yüzden, çarşıdan alıp, arabasının üzerine koyan vatandaşa da bir şey diyemiyorlar..
İmam cemaat meselesi.. Mavi ışık hızla artıyor.. Bu ışığı tepeye koyup emniyet şeritlerinde keyif sürenler de..
Kafamda bu düşünceler, çocuklara sordum.. "Bu mavi ışıklı araba ne?" diye..
"Efendim Necdet Menzir Bey gazeteye geldi de, onun eskortu.."
Kim Necdet Menzir?..
Bir milletvekili.. Hepsi o.. Eski İstanbul Emniyet Müdürü.. Eski Ulaştırma Bakanı..
Peki bütün bunlar sebeb mi, eskortla gezmeye?..
Ne demek eskort otosu?..
Bir polis aracı.. O arabanın tüm masrafları.. O arabanın şoförü.. Tüm maliyeti.. O araba içindeki korumaların tüm maliyeti..
Kim ödüyor bu maliyeti?..
Sen, ben, o.. Bu ülkenin vergi verenleri..
Şimdi İstanbul Valisi'ne soruyorum.. Bugüne dek her valiye sordum.. Hiçbiri yanıt vermedi. Veremedi..
İstanbul'da her gün kaç polis arabası eskort görevine çıkıyor? Kaç polis, kaç şoför, eskort ve koruma görevi yapıyor?.. İstanbul Polisi, bu halkın parası ile kaç kişiyi koruyor, yol açıyor?.. Bunun kuralı, yasası var mı?.. Yoksa, hatırla, torpille, keyifle mi oluyor bu işler?..
"Dehşet Kavşağı!.."
Sabah İstanbul'un manşeti buydu..
Dehşet Kavşağı.. Dolapdere Dörtyolu burası.. Pergel alın elinize İstanbul'un tam göbeği.. Dünyaca ünlü Taksim'in burnunun dibi ve burada eşkiya kol geziyor. Kavşakta duran arabalar güpegündüz saldırıya uğruyor..
Bir levye ön camı kırıyor, birisi ön koltukta ne bulursa kapıp kaçıyor..
Her gün olay var.. Ama soyulan ancak Ferhan Şensoy, Nurhan Damcıoğlu gibi ünlüler veya Funda Özkan gibi gazetecilerse, haber oluyor. Yoksa haber değeri bile yok. Çünkü vukuat-ı adiye.. Her gün on defa olan şey haber olur mu?..
Şimdi İstanbul polisi, şehrin göbeğindeki bu eşkiyalığı önlemekten aciz mi?..
Üstelik ben biliyorum ki, bu kapkaççıların hepsini polis kendi adını bildiği gibi biliyor ve canı isteyince gidip alıyor..
Peki niye Dolapdere kavşağı hala Teksas!..
Sakın ola, ne Vali, ne Emniyet Müdürü bana "Efendim imkanlar.. Kaç arabamız, kaç adamımız var, yetişemiyoruz" demesin..
Necdet Menzir Bey keyfince gezerken ona yetişiyorsunuz ama..
Polisin görevi, eski müdürlerine eskortluk etmek mi, yoksa İstanbul halkının mal ve can güvenliğini sağlamak mı?..
Hangisi önce?.. Hangisi öncelikli?..
İstanbul'un göbeğinde vatandaşın emniyetini sağlayamayan bir Emniyet'in eski müdürüne eskort çıkartma hakkı yoktur!.. Hele böyle bir görev hiç yoktur..
İstanbul polisinin kısıtlı imkanlarından yüzde kaçının kaç beyzadeyi korumak ve onlara yol açmak için kullanıldığını bilmek istiyorum..
Sayın Ecevit!..
Tasarruf, göstermelik şovlarla mevcut Mersedesi garaja çekip devlete bir de Saffrane masrafı çıkarmak değil, işte asıl, vatandaşın güvenliği pahasına böyle lüksleri önlemektir.
İçişleri Bakanınız yurt çapındaki koruma hovardalığının rakamlarını kamuya açıklama cesaretine sahip midir acaba?..
"Ben hayatımda böyle bir şey görmedim" dedi genç kız.. Üniversiteye yeni girmiş.. Daha önce hiç opera konserine gitmemiş. O gece de gitmeye niyeti yokmuş, arkadaşı ısrar etmese, adeta zorla sürüklemese..
"Bu kadar muhteşem bir şey olacağı aklımın köşesinden geçmezdi" dedi, Cemal Reşit Rey Genel Sanat Yönetmeni Arda Aydoğan'a..
Bir Verdi-Puccini konseriydi bu.. Arda Aydoğan'ın inanılmaz güçlükleri yenerek İstanbul'a kazandırdığı o genç, o pırıl pırıl orkestra ve koroyu Rengim Gökmen yönetiyordu. İki de konuk solist vardı. Macar sanatçılar, soprano Eszter Sümegi ve tenor Tamas Daroczy.
Konser, Verdi/İl Trovatore'nin Demirciler Korosu ile patladı.. Harika bir koro, göklere yükseltti bizi.. Ardından Tamas Daroczy, operanın en güzel aryalarından biriyle, coşkuyu doruğa çıkardı.
Puccini/Tosca/E lucevan le stelle!.
Sırf bu şarkıyı dinlemek için kaç Tosca izledim bilmem..
Harika gece, arka arkaya patlayan dört bomba ile sona erdi.
Önce Puccini/Madam Butterfly'dan ünlü Kapalı Ağız Korosu.. Ağızlarını açmadan terennüm ediyor koro melodiyi.. İnanılmaz bir ses geliyor kulaklara..
Sonra 1960 Dünya Kupası'nın şarkısı.. Nessun Dorma.. Puccini/Turandot'dan..
Tenor "Vincero/Zafer" diye haykırırken ben de içimden çığlık atıyordum.. "Zafer.. Gerçek bir zafer bu.."
Ve insanın tüylerini ürperten Esirler Korosu.. Verdi/ Nabucco!.
Böyle bir konser nasıl sona erer?..
Brindisi tabii.. Verdi/ La Traviata..
Solistler, koro ve orkestranın coşkuyu insanın içinden fışkırtan yönetimi Rengim Gökmen'den.. O dünya tatlısı gençleri, nasıl sıcak, nasıl candan, nasıl kucaklayarak, nasıl okşayarak yönetiyordu, görmeliydiniz..
En güzelini en sona sakladım..
Tıklım tıklım doluydu cumartesi akşamı Cemal Reşit Rey.. Ve yüzde 90'ı genç.. Benim gençlerim.. Tıklım tıklım.. Bir o kadarı da bilet bulamamıştır..
Gençler çalıyor, gençler söylüyor ve gençler dinliyor.. Daha güzel ne olabilir?..
Bu konser tekrarlanmalı.. Böylesi konserler tekrarlanmalı.. Önerimi tekrar ediyorum.. Böyle, klasik müziğin en popüler, en kolay dinlenen yapıtlarından oluşan konserler, her hafta sonu öğleden sonra, üniversite öğrencileri için "Bedava" tekrarlanmalı..
Bu bir kültür, bu bir eğitim olayı..
Üniversiteler, destek olun.. Sponsorlar.. Bundan daha kutsal sponsorluk olur mu, destek olun.. Her hafta cumartesi öğleden sonra Cemal Reşit Rey'in bu pırlanta gençleri, gençliğe bir "Üniversite Konseri" versinler..
Biz bu kültürü, 1950/60'lı yıllarda Ankara Dil Tarih'te Cumhurbaşkanlığı Senfoni'nin her hafta bedava verdiği konserlerde edindik..
Bugünün gençlerine de bu fırsatı tanıyalım..
Bir müthiş haber daha.. Büyük usta Aydın Gün, CRR'in Genel Sanat Yönetmeni idi. Bir prensip meselesinden ayrıldı. Yerini asistanı Arda Aydoğan aldı ve bayrağı çok ötelere taşıdı. O zamanlar, halef-selef oldukları için Aydın Bey'le Arda'nın arasını açmak isteyenler çıkmıştı.
En iyi yanıtı zaman verdi.
Arda Aydoğan ve gençleri, dünya güzeli La Traviata'yı hazırlıyorlar. Sahneye koyan da Aydın Gün!..
Tansu Çiller'e moral olsun diye Özer Çiller baş, pardon "Alt" yazarlığında yayınlanan paçavra, şecaat arzederken, sirkatini söylemeye başladı.
Söyleyene bak değil, söyletene bak demişler.. Allah dillerini dolandırıyor.
Aynen ama noktasına virgülüne aynen diyor ki bu Öncü:
"Hıncal Uluç, Tansu Çiller konulu hezeyanlarını sürdürüyor. Çiller için 'Onu ciddiye almak gerek.. Yanmaz.. Kendisini hafife alanları yakar. Siyaset sahnesine çıktığı günden beri kaç örneğini gördük, hala akıllanmıyoruz' diyor Hıncal Uluç."
Hezeyan'ın sözlük anlamı saçmalamak.
Yani Çiller'in paçavrasına göre "Çiller'i ciddiye alın" demek, saçmalamak oluyor..
Paçavranın mutfağında bir casus mu var?..
Yeşil bir kurdela ile bağlı yuvarlanmış bir karton.. Açıyorum.. Adıma bir ağaç dikmişler, TEMA Vakfı aracılığı ile Polatlı ormanlarına.. Erozyonla mücadele bilincinin göstergesi bir fidan..
Sebeb.. Savni ile Bahar evleniyor..
Nikah şekeri değil, ağaç!..
Savni benden çektiğini kimseden çekmemiştir.
Oto Nüzik merkezi var, sevgili dostum Şükrü Okçu'nun.. Savni, Şükrü'nün oğlu.. Bu müzik elektronik işini Amerika'da tahsil edip döndü ve babasını solladı..
İstanbul trafiğini söylemeye gerek yok.. Günümün ortalama sekizde biri arabada geçiyor.. Arabayı Ercan kullanınca ben rahatça okuma fırsatı buluyorum.. Müzik dinlemek için de fırsat.. O zaman içeriye iyi bir düzen lazım..
Şükrü kardeşi Mehmet ve Savni kuruyorlar.. Yeni yeni gelişmeler oldu mu, haber veriyorlar. Bizim sistem de gelişiyor.
İki günde bir Okçuları ziyaret ediyoruz.
Şimdi Savni, Berrin Bahar adlı çok cici bir kızla evlendi.. Moda Deniz Klübü'nü yıllardır görmemiştim.. Bu vesile ile gittik.
Sevgilier Günü haftasında evlendiler ve pazar günü birlikteliklerinin ilk sevgililer gününü yaşadılar.
Kutlu olsun, gençler.. Hep mutlu olun!..
Siyaset satranç maçı olmaktan çıktı. SAT RANT maçına döndü.
Hakan/Utku
"Karşılaştığınız problemleri, onları yaratan düşünce tarzında çözemezsiniz."
Albert Einstein (Teşekkürler Metin)
- İtalyanın pantalon cebi niye deliktir?.
- Altıya kadar saymak için.