CUMA 12 ŞUBAT 1999
Barış Manço, Mançoloji'nin son şarkısı "Alla Beni Pulla Beni" için vefatından önceki Cuma günü stüdyoya girmiş. "En önemli çalışmam" dediği Mançoloji'nin çalışmalarını öyle titizlikle yürütmüş ki her şarkı yeniden ve orjinaline sadık kalınarak çekilmiş. Son parça için eskisinde şarkının bir kısmını söyleyen yeğeninin Kars'tan gelmesini beklemiş. Bu titizlikten sonra albüm nihayet Cuma günü tamamlanmış ve iki gün sonra da sevgili Barış'ı kaybetmişiz.
Sonra ne olmuş biliyor musunuz?
Hemen ertesi sabah bir firma Mançoloji'de yer alan parçaları eski plâklardan banda çekerek piyasaya sürmüş.
Sadece sanatıyla değil, dürüstlüğü ve saygısıyla da Türkiye'nin sevgisini kazanan bu büyük sanatçıya saygısızlığın en üst noktası değil de nedir bu?
Şimdi onu sevenlere önemli bir görev düşüyor. Bu istismarı önlemek için son derece dikkatli olmak ve korsan kaset olmadığını anlamadan almamak gerekiyor. Bunu nasıl anlayacağız?
Öncelikle şu sıralarda"Mançoloji" almayacağız, çünkü henüz piyasaya çıkmadı. Çıktığı zaman üzerinde "Emre Plâk" yazıp yazmadığına bakacağız. İşportadan değil, kaset mağazalarından alacağız ve üzerinde "Kültür Bakanlığı" bandrolü olmasına dikkat edeceğiz.
Bir başka konu da Barış Manço adının olur olmaz her yere verilmesi. Topluma malolmuş, değerli bir insanı kaybettiğimizde onun adını sokaklara, caddelere, parklara (hattâ dağlara) vermek somut bir şekilde ölümsüzleştirmek için iyi bir fikir.
Ama bunun da ölçüsünü kaçırmamak gerekiryor. Aslında bence en doğrusu ismin nerede kullanılabileceğinin ailesi tarafından onaylanması..
Geçen hatta Çarşamba gününden bu yana Türkiye'nin her köşesinden Barış hakkında yazılmış şiirler, onun ziyaretinde basılmış yerel dergiler, mektuplar, fakslar geliyor. Ne yazık ki bunların hepsini köşemde yayınlamam mümkün değil.
Ama onun arkadaşı olarak tüm duygularınızı ve özleminizi fazlasıyla paylaştığımı bilmenizi istiyorum!
Hayatınızda hiç doğal bir inciyi istiridyenin içinden kendi ellerinizle çıkardınız mı?
Son derece ilginç bir tecrübe.. Ve istiridye içinde bir inci de son derece ilginç bir hediye.. Eğer "14 Şubat Sevgliler Günü" için (Erkeklere söylüyorum tabii) eşinize veya sevgilinize değişik bir armağan vermek istiyorsanız, inanın bana bundan iyisi olamaz..
Missisipi'deki özel istiridye havuzlarında yetiştirilen "Wish Pearl" ortalama üç ile beş yıllık bir gelişme dönemini tamamlayarak olgun bir inci halini alıyor ve kullanacak kişi tarafından açılana kadar da kabuğunda saklı kalıyor. Hediye paketi iki bölümden oluşmuş;
Birincisi şeffaf yuvarlak bir kutu. İçinde alkol içerisinde muhafaza edilen istiridye duruyor. Diğeri ise kadife bir kalp üzerinde gümüş, kalp şelinde kafes kolye ve zinciri.. İnci çıkarılarak kolyeye takılıyor.
Bu ilginç buluştan dolayı "Ra Mücevherat"ı kutluyorum ve işte isteyenler için telefon numarası; (0212) 216 57 02
(Fiyatı 60-80$)
Hepinize sevgi dolu bir "14 Şubat" dileğiyle..
Yine eski tas eski hamam, liderlerin gözüne giren, evine gül attıran adayların şanslı olacağı bir seçime sürükleniyoruz. Birileri çıkıp "En güvenilir parti biziz" diyor ama bakıyorsunuz halk hâlâ kime güvenebileceğini bilmiyor (Ben dahil..) Sonuçta herkes ülke adına görevini yapmak için kötünün iyisine verecek oyunu yine.
Seçmeni aptal yerine koyan bu sistem değişmeden, hep birlikte oynadığımız "demokrasicilik" oyununa bu kez artık katılma isteği duymadığım için seçim konusuna pek girmiyorum. Bu seçimle ortaya çıkacak parlamento tablosunun demokrasiyle bir ilgili olmayacak nasılsa.
Ama "Seçmen 2000 Hareketi"nin 11 büyük şehirde örgütlenerek adaylara "Mafya Filtresi" uygulamasını gönülden ve Milletvekili İzleme Komitelerini destekliyorum. Seçmen 2000, adayların özgeçmişini inceliyor ve gerektiği anda seçmeni uyarıyor.
Listelere tek başına karar veren padişahların, pardon genel başkanların en azından seçecekleri adayın izleneceğini bilmeleri küçük bir ihtimal de olsa, belki kaliteli bir meclis oluşması şansını yaratır. ("Seçmen 2000" hakkında bilgiyi İstanbul 0212 293 08 20 Metin Karadağ veya 0216 348 94 96 Ülkü Özer'den alabilirsiniz.
Dilimizin bozulması için hiçbir fırsatı kaçırmıyoruz. Saçma sapan bir lâf çıkıyor ve bulaşıcı hastalık gibi yayılıveriyor. Günlük konuşma dilinde bile rahatsız edici anlamsız sözlerin radyo ve TV'lerde DJ ve VJ'ler tarafından sorumsuzca dakika başı kullanılması çocukların, gençlerin bu söz veya sözcükleri anında kapmalarına ve kullanmaya başlamalarına neden oluyor.
Televizyondaki sunucunun iki cümlede bir "Atıyorum" dediğini düşünün. Her seferinde siz ister istemez "atma kardeşim, niye atıyorsun, doğrusu neyse onu söyle" diyorsunuz ama o "atmaya" devam ediyor.
Özellikle müzik yayını yapan kanallardaki bazı genç DJ ve VJ'lerin, tahammül sınırını zorlayan konuşmalarını birinin denetlemesi şart.
Yok mu bu gençleri bir "dil kursu"na göndermeyi akıl edecek yönetici?