SALI 26 OCAK 1999
Tarihin garip cilvesine bakın...
18 Nisan seçimleri, Cumhuriyet tarihimizin önemli dönüm noktalarından birinin yıldönümüne denk geliyor.
Birinci Büyük Millet Meclisi'nin kuruluş tarihini hepimiz altı yaşımızdan itibaren ezbere biliriz de, bitişini pek bilmeyiz. Oysa bu tarih siyasi tarihimiz açısından önemli bir olaydır.
Bu tarih, Birinci Meclis içindeki liberal muhalefetin tasfiye edildiği tarihtir aynı zamanda.
Bundan 76 yıl önce 16 Nisan 1923'te, TBMM seçim kararı alarak 1. Dönem çalışmalarını sona erdirmiştir. Ama kapanmadan bir gün önce 15 Nisan'da, Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nda yaptığı "küçük" bir değişiklikle, Birinci Grup dışındaki siyasi grup ve örgütlerin seçimlere katılmalarını neredeyse olanaksız hale getirmeyi de ihmal etmemiştir. Bu koşullarda İkinci Grup seçimlere grup olarak katılmama kararı almış ve böylece 2. Meclis'in dikensiz gül bahçesi olması da garantilenmiştir.
Peki nedir bu İkinci Grup'un niteliği?
Resmi tarih bize yıllarca, Birinci Meclis içindeki Birinci Grup'un laik demokrat ve ilericilerden; İkinci Grup'un ise dinci, saltanatçı ve gericilerden oluştuğu belletmeye çalıştı.
Ama biz epeydir, gerçeğin böyle olmadığını biliyoruz.
Sabancı Üniversitesi tarafından hazırlanan "Birinci Meclis" adlı kitap, bu konudaki tartışmalar için değerli bir kaynak sunuyor bizlere. Kitabın özellikle Ahmet Demirel tarafından kaleme alınan "Birinci Meclis'te İktidar ve Muhalefet" bölümü, İkinci Grup'un liberal karakterini net bir biçimde ortaya koyuyor.
Birinci Meclis kitabından, İkinci Grup'un programına ve muhalefet yürüttüğü konulara topluca baktığımızda görüyoruz ki:
* İkinci Grup'un en temel ilkesi kişi hakimiyetine karşı Meclis hakimiyetini savunmak olmuştur. Bakanların meclis başkanının göstereceği adaylar arasından değil, meclis üyeleri arasından doğrudan seçilmesini savunmaları; başkumandana meclisin yetkilerini kullanma hakkının verilmesine karşı çıkışları, İstiklal Mahkemesi üyelerinin seçiminde meclisin devre dışı kalmasına itiraz etmeleri, hep meclis üstünlüğü ilkesine bağlılıklarının göstergesidir.
* İkinci Grup başından itibaren temel hak ve özgürlükler konusunda hassas olmuştur. Grubun programının on maddesinin kişi hak ve özgürlüklerine ayrılmış olması bunun bir göstergesidir. Bu maddelerin programda, devlet teşkilatı ve millet meclisinin yapısına ilişkin maddelerden önce sayılmış olması bile, liberal bir bakış açısının delilidir. 12 Şubat 1923'te kişi hak ve özgürlüklerini güvence altını alan ve askeri-sivil memurları kanuni sınırlar içinde davranmaya zorlayan Hürriyet-i Şahsiye Kanunu da İkinci Grup'un oylarıyla kabul edilmiştir.
* İkinci Grup'a saltanatçı denmesinin büyük bir çarpıtma olduğu şuradan da bellidir ki, 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasına ilişkin meclis görüşmelerinde, Birinci ve İkinci Grup birbirleriyle adeta yarışmışlardır. Her iki grup da birer önerge vermiş ve sonuçta saltanat oy birliğiyle kaldırılmıştır.
Kısacası İkinci Grup kısa hayatı süresince, temel hak ve özgürlüklerin, ülkede kanun hakimiyetinin ve meclis üstünlüğünün savunuculuğunu yapmış, başka da bir şey yapmamıştır.
Yazımızı, aynı kitapta yer alan bir anekdotla bitirelim:
Hüseyin Avni Bey, 13 Nisan 1921'de, Albayrak Gazetesi'nde yer alan bir makaleden dolayı gazetenin yazarlarından Mitat Bey'in tutuklanması konusunu Meclis'e getiriyor ve hükümet için bir gensoru veriyor. Gensoru, Bursa Mebusu Tunalı Hilmi Bey'in "Gensoru da ne oluyor, cepheler kan ağlıyor" şeklindeki itirazıyla karşılaşınca, Hüseyin Avni Bey şu cevabı veriyor: "Cepheleri tutacak kanundur, adalettir."
Sanırım, bir tek bu anekdot bile, İkinci Grup ve Hüseyin Avni Beyler hakkında yıllarca tekrarlanan "gerici, saltanatçı" klişesinin kofluğunu ortaya koyuyor.
Ayrıca bir şeyi daha koyuyor ortaya: Bu tartışmadan 77 yıl sonra, temel meselenin hâlâ değişmediğini ve 18 Nisan'dan sonra oluşacak meclisin yeni Hüseyin Avni Bey'lere ne kadar ihtiyacı olduğunu...